Zorla güzellik olmuyor

Prof. Melih Bulu'nun kendisine dönük eylemler için yaptığı tahmin, küçük bir sapmayla kendisi için tuttu. Bulu, Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne atandığı ilk gün başlayan protestoların altı ay süreceğini düşünüyordu. Yedi ay sonra bir gece yarısı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan kararla görevden alındı.

Rektörlüğe getirilişinin ardından bir açık mektup yayımlamıştı.  “İnsanlara dokunmayı seven bir mizacım var” diyordu. Ama o kadar istenmedi o kadar istenmedi ki kimseye dokunamadı.

Bulu insanlara dokunamayınca devreye polis ile onun emrindeki özel güvenlik girdi. Ülkenin en zeki, en başarılı öğrencilerine tekme tokat acımasızca giriştiler. Kaç kez. Hınç alırcasına. Boğaziçi Üniversitesi'nin özel güvenliği en son bir hafta önce, üniversite öğrencilerini yaka paça taşıyarak, kafalarını tekmeleyerek kampüsten çıkardı. Aralarında bir de kadın görevli vardı.

HAKİKİ VESAYET DURDUKÇA 

Öğrencileri, eğitim gördükleri üniversiteden atıp üstlerine kapı kilitleyenlerin amiri konumundaki Prof. Bulu artık o üniversitenin rektörü değil. Bulu'nun görevden alındığı tarih ile gösterilen hukuksal dayanak ise ibretlik.

Bulu, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişiminin beşinci yıldönümüne rastlayan günde görevden alındı. Görevden alma işleminin hukuksal dayanağı da bir o kadar manidardı. Bir 12 Eylül darbe eseri olan YÖK Kanunu.

Bilen biliyor ya, YÖK,  birbiriyle bağlantılı iki kısaltmayı temsil ediyor. Biri Yüksek Öğretim Kanunu. Diğeri Yüksek Öğretim Kurulu. Her ikisi de 12 Eylül 80 darbesinin ürünü. Eğer bir “vesayet”ten söz edilecekse (ki siyasal islamcılar ile onların destekçilerinin dilinde bir ara çok modaydı) adlı adınca budur. Gerek kurulu, gerekse kanunuyla YÖK; 12 Eylül darbecilerinin, doğası gereği özerk ve bağımsız olması gereken üniversitelerin başına getirdiği hakiki bir vesayet organıdır. 80 darbesinden sonra işbaşına gelen  iktidarlarınsa, bu antidemokratik oluşumu lağvetmeye, ne gücü oldu ne de yeterli iradesi. Dolayısıyla, üniversite üzerindeki 40 yıllık vesayeti var eden zihniyet yaşadıkça, Bulu'nun kendisini atayan irade tarafından görevden alınması, tek başına dönüştürücü bir sonuç değil.

Ama bu, ortada çok değerli bir kazanım olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İki olguyu birbirinden ayırmak zorundayız.

“BİLGİYİ TİCARİLEŞTİRMEK”

Rektörlük görevine dört yıl için atanan ve  göğsünü gere gere “bilgiyi ticarileştirme” gereğinden söz ederek planlarını buna göre yapan Bulu'nun, yedi ay sonra görevden alınması, demokratik direnişin, bu direnişi sürekli kılmanın, kararlılığın ne kadar önemli olduğunu dünya aleme göstermiştir. Bulu'nun artık o üniversitenin rektörü olmayışı, yedi aydır her gün rektörlük binasına sırtını dönen akademisyenlerin, özgür ve demokratik bir üniversite talebini gencecik yaşlarında şiddet görerek, bedel ödeyerek dile getiren ve bundan yılgınlık göstermeyen öğrencilerin başarısıdır. Bu başarı, demokratik direnişin değerini, gücü elinde tutanlar ile onların yanında hizalananlara göstermesi bakımından dönüm noktası niteliğindedir.