Dereler denize kavuşmak ister

Rize'nin Fındıklı ilçesinde belediye, Mimarlar Odası'nın Ankara, Bursa, Adana gibi şubelerinin de desteğini alarak mimarlık öğrencileri arasında “Sınırları kaldırmak: Kavuşma” konulu proje fikir yarışması düzenlemişti.

Yarışmaya Fındıklılı mimar, yazar, gazeteci Aydın Boysan'ın ismi verilmişti.

Projenin konusu, Karadeniz Sahil Yolu'nun yarattığı sınırı ortadan kaldırıp Fındıklı halkının denize rahatça erişmesini sağlayacak, derelerle, doğayla barışık bir “geçit”ti.

Yarışmaya katılan ve juri tarafından seçilen projelerden dokuzu geçen hafta Fındıklı'da bir parkta sergilendi. Ardından yapılan etkinlik kapsamında, projenin sahibi olan öğrenciler, halkın karşısına geçip ne yapmaya çalıştıklarını detaylı bir şekilde anlattılar.

Sonraki safhada belediye halkın seçtiği projeyi inşa edecek.

Katılımcı belediyecilik açısından alışık olmadığımız bir durumdu.

Neticede “Ben peçeteye çizerim, mimarlar projeye dönüştürür” diyen belediye başkanlarının yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz.

★★★

Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Çervatoğlu, söz konusu etkinliğe beni de davet ettiğinde yarışmanın temasındaki “kavuşma” kavramını pek anlamamıştım.

Ankara'dan otomobille yola çıkıp, Karadeniz otoyolunu kullanarak Fındıklı'ya varana dek o kavram kafamda ete kemiğe bürünmeye başladı.

Devlet, bir şekilde, dağlarla, kentlerle, derelerle ve hatta insanlarla Karadeniz arasına baraj duvarı gibi bir yol yapmıştı.

Yüzlerce kilometre boyunca, dereler de insanlar da denize kavuşmak için o duvarı geçmek zorunda kalıyordu.

Zira, on gün önce o derelerden biri Arhavi'de denize kavuşacağı yerde üzerinden yol geçen köprüye toslayınca kente doğru yönelmişti.

Ne yazık ki Arhavi de dağla otoyol arasında oluşmuş bir çukurda kaldığından dere kenarındaki mahallenin birinci katlarına dek su dolmuştu.

Arhavi'deki tabloyu görünce çok daha iyi anladım “kavuşma” kavramının anlamını.

Anladığım başka bir şey de bölge halkının o derelerin üzerine yaptığı köprülerin neden o kadar yüksek olduğu ve otoyol üzerindeki düzayak köprülerin taşkın sırasında nasıl bir baraja dönüştüğüydü.

★★★

Siz bir dereyi taştığında kendi gözlerinizle gördünüz mü hiç?

Kararır, yatağına sığmaz, zapt edilemez, sakinleştirilemez.

Karşısına çıkan her şeyi koparır ana gövdesinden, önüne katar, sürükler.

Bütün bu hırçınlıkları o “kavuşma” anı içindir.

Denize, kavuşmadan geçmez.

O yüzden her dere, önüne ne çıkarırsanız çıkarın bütün engelleri aşar ve eninde sonunda denize kavuşur.

Kastamonu'da, Giresun'da, Rize'de gördüğümüz bütün o felaket manzaraları, insanoğlunun denizle kavuşmak isteyen derelerin yoluna çıkardığı engellerin eseridir.

Ülkeyi, şehirleri yönetenlere tavsiyemdir:

Bir derenin önüne çivi bile çakmayı düşünüyorsanız unutmayın:

Dereler denize kavuşmak ister!

Göçmen meselesi TBMM'de tartışılmalı

2011'den bu yana Suriyeli göçmenler nedeniyle ağır bedel ödeyen Türkiye, şimdi de Afgan göçmenlerle yüzleşiyor. Taliban'ın hakimiyet kurduğu ülkeden kaçanlar akın akın ülkemize doğru geliyor. İran, hem giriş kapısını, hem çıkış kapısını açmış vaziyette. Türkiye ise doğu ve güney girişi açık, kuzeydeki tek çıkışı kapalı bir ülke. Haliyle elini kolunu sallayarak ülkemize giren göçmenler, Yunanistan'a, Bulgaristan'a aynı şekilde geçemiyor.

Göçmen meselesi artık sadece ekonomik bir mesele değil. Göçmenler açısından insani, Türkiye açısından ise sosyal, kültürel bir meseledir. Aynı zamanda işin adli ve ulusal güvenlik boyutu da var.

Böyle bir meseleyi iki üç kişinin kapalı kapılar ardında verdiği/vereceği kararlarla yönetemeyiz. TBMM'nin özel bir oturumla konuyu ele alması gerek. Ayrıca ilgili bütün kurumların katılımıyla göçmen zirvesi düzenlenmelidir.

Aksi halde 10 yıldır Suriyeli göçmenler için ağır bedeller ödeyen ülkemiz, en az 10 yıl da Afgan göçmenler için öder.