20 Aralık 2021 gecesi oynanan büyük oyunun aktörleri, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin işaret ettiği büyük finansörler, Merkez Bankası, kamu bankaları ve Hazine’ydi.

Küçük yatırımcılar o gece, son günlerde yüksek kurdan aldıkları dövizleri yine yüksek kurdan bozdurmaya çalışsalar da piyasalar kapalı olduğundan, bankalarından da destek alamadıklarından başarılı olamadılar. Kimi ev almak için topladığı tasarrufları, kimi emekli ikramiyesini, kimi araba parasını yükselme eğiliminde olduğu için dövize yatırmıştı. Hepsi kaderlerine terk edildiler ve 21 Aralık sabahının en büyük mağdurları onlar oldular.

★★★

Hazine ile Maliye Bakanlığı’nın yeni “ürünü” olan Döviz Korumalı Mevduat (DKM) hesaplarına ilgi büyük olabilir. Bankalar da mudilerini bu hesaplara yönlendirebilir. Zira, faizse faiz, kursa kur. Hangisi yüksekse o rakam alınacağından, farkı da devlet ödeyeceğinden hesabı açanın da bankanın da hiçbir kaybı olmayacak.

Döviz artmazsa banka düşük faizle mevduat toplamış olacak. Mudi düşük sayılmayacak miktarda bir faiz almış olacak. Döviz artarsa, banka yine sabit faiz ödeyecek. Aradaki farkı Hazine fakir fukaradan toplanan vergilerle oluşan bütçeden ödeyecek. Bankaya ekstra bir yük gelmeyecek. Hesap açan vatandaş ise döviz korumalı bir faiz alacağı için her durumda kârlı olacak.

★★★

Görünürde meşhur oyun teorisinde tanımlanan bir “kazan-kazan” durumu var.

Peki gerçekten herkes kazanabilecek mi?

Mevcut göstergeler bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Merkez Bankası ve Hazine, 20 Aralık gecesi ve sonraki birkaç gün döviz kurlarını indirebilmek için elindeki cephanenin önemli bir bölümünü kullandı. Sadece Merkez Bankası bilançosu dahi 7 milyar dolar dövizin piyasaya sürüldüğünü gösteriyor.

O halde bundan sonra ne olacak?

Gelin ne olacağını anlamak için 16 Eylül 1989’a, Ankara’ya gidelim.

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal o günlerde Başbakan’dır. 7 Kasım 1989 günü Kenan Evren’in görev süresi dolacaktır ve Özal Cumhurbaşkanı olacaktır.

Aynı yıl yerel seçimlerde büyük bir hezimet yaşanmıştır ve güçlenen muhalefet 1991 seçimleri öncesinde Özal’ı ve ANAP’ı ekonomi üzerinden sıkıştırmaktadır.

Özal, 16 Eylül 1989 günü bir basın toplantısı yapar.

(Basın toplantısının tam metnini Özal’ın o günlerde danışmanı ve Cumhurbaşkanlığı’nın ilk yıllarında Özel Kalem Müdürlüğü’nü üstlenen 19. Dönem ANAP Milletvekili, iş insanı Engin Güner paylaşmıştı.)

Özal’ın gündeminde Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) uygulamasının sonuçları vardır. 1970’den itibaren uygulanan yöntem Türkiye’ye hayli yüklü bir borç çıkarmıştır ve o borcun son taksiti 1 Eylül 1989 günü ödenmiştir.

Özal, Başbakan olarak yaptığı 28. basın toplantısına şu sözlerle başlar:

“İleride tarihçilerin bahsedeceği bu basın toplantısını yapmak ihtiyacını duydum. Eğer bu tecrübeden Türkiye’nin öğrendikleri unutulursa, aynı hatalar tekrar edilirse, Türkiye’nin tekrar büyük sorunlarla karşılaşması, karanlık ve üzüntü verici günlere dönmesi işten bile değildir.”

★★★

Özal, basın toplantısında DÇM ile yapılan en önemli hatayı şöyle izah eder:

“Hata, kur farkının da Merkez Bankası tarafından üstlenilmesiydi. Maalesef Türkiye kur farklarını öderken çok zorlandı. Çünkü kur farkının herhangi bir karşılığı yoktu. Devlet Merkez Bankası kanalıyla bu karşılıkları finanse etmek zorunda kaldı. Merkez Bankası bu taksitleri ödemek için kur farkı kadar para basmak, yani emisyon yapmak zorunda kalıyordu.”

Özal, 1980’den 1989’a dek basılan 4 trilyon 341 milyarın 2 trilyon 178 milyarının DÇM ve Garantisiz Ticari Borçlar’ın ödenmesi için kullanıldığını da açıklamıştı.

Özal’a göre, ANAP iktidarı DÇM için bu paraları ödemeseydi, ekstradan 9000 okul, 900 orta boy fabrika, 500 hastane, 4000 km. otoyol yapabilirdi.

★★★

Bugünkü DKM uygulamasında döviz yükselirse kur farkı peşin peşin Merkez Bankası ile Hazine’ye yıkılmış zaten. Yani Özal’ın “hata” dediği açık açık yapılmış.

Durum ortada. Eğer tarih tekerrür ederse 80’lerde yaşayanlar nasıl 70’lerde yapılan yanlışın bedelini ödediyse, bizden sonraki nesiller de şimdi yapılan hatanın bedelini ödeyecek.