Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Profesör, doktor, imam

1 Nisan 2021 Yazarlar

1956-57 öğrenim yılında Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nun (TMTF) öğrenciler için açtığı “tercüman rehber” kursunu bitirip İstanbul rehberi sertifikası almıştım. Yaklaşık 5 ay kadar süren bu kursu, konu ve semtlere göre farklı hocalar veriyordu. Bu hocalardan en ilginci, Ayasofya ve çevresini anlatan “Türk Casusu İngiliz Kemal” idi. İngiliz Kemal, Fenerbahçe Yat Limanı'nda bir kotrada yaşıyor ve geçimini turist rehberliğiyle sağlıyordu. İngiliz Kemal bize, “Yabancıların en sık sorduğu, Fatih'in Aya-sofya (Türkçesi Kutadgu-bilik) Kilisesi'ni niçin cami yaptığı sorusudur” derdi. Bu soruya “Eğer Fatih bu devasa binayı camiye dönüştürüp bakımını üstlenmeseydi, fakir düşen Hıristiyan cemaat bu muhteşem mabede bakamaz ve siz de bugün burada bir harabe ziyaret ederdiniz” diye yanıt verin derdi.

ATATÜRK VE AYASOFYA'NIN MÜZEYE DÖNÜŞMESİ

Atatürk İstiklâl Harbi'nde büyük Batı devletlerini, amiyane tabiriyle madara etmişti. Buna rağmen Türk milletini Batılılaşmak ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Batı dünyasıyla ilişkisini iyileştirmek emelindeydi. Çünkü medeniyet ve halkın refahı oradaydı. Bu gayeyle, Hıristiyan Batılılarla Müslüman Türkleri “laiklik” noktasında buluşturma stratejisi izledi. Bu stratejisinin çok cesurane bir projesi olarak, asırların camisi Ayasofya'yı 1934 yılında müzeye dönüştürdü. AKP, iktidara geldiğinde dış siyasetin şef ideoloğu Ahmet Davutoğlu'nun “İslamist” görüşlerinin etkisindeydi. Ama yine de bu yönde atacağı adımlar için uygun “zemin ve zaman” kollamayı da ihmal etmedi. Zaten “mezhebini gizleme” yani takiye, İslam'da mübahtı. Zemin ve zaman 8 ay önce uygun geldi. Hiç gerek yokken, sırf hile-i şerriye olsun diye Danıştay araya sokularak, Ayasofya tekrar camiye döndürüldü.

PROFESYONEL MÜSLÜMANLAR

Çamlıca Tepesi'ne veya Taksim Meydanı'na cami inşa etmek İslam açısından sembolik değeri yüksek girişimlerdir. Ama Ayasofya'nın camiye dönüşmesi bunlardan çok daha önemlidir. Bu, profesyonel Müslümanların pazar paylarını büyütmede önemli bir hamle oldu. Laikliğin bir kalesi daha düşürüldü, Bu atılım, Profesör Doktor Mehmet Boynukalın'ın Ayasofya'ya başimam olarak atanmasıyla gerçek işlevine kavuştu.

İLAHİYAT VE İSLAMİ İLİMLER

İlahiyat/Tanrıbilim (Teo-logy) bir bilimdir. Bilim, incelediği şeye şüpheyle yaklaşır. Bir kişi, Tevrat, İncil veya Kuran'ın, Tanrı'ın sözleri olup olmadığından şüphe etmiyorsa bilimsel çalışma yapamaz. Bu şüphesini irdelerken, kitabın kendisini kanıt kabul edemez. Kişi, eğer inandığı dinin âlimi olmak istiyorsa, olabilir. Bu onun hakkıdır. Dini çalışmalarını bir mümin veya bir din profesyoneli olarak yapabilir. Unvanı keşiş, haham, papaz, pastör, rahip, papa, patrik, imam, vaiz, hoca, hocaefendi, müftü, Şeyh-ül-İslam, Hüccet-ül-İslam veya Ayet-ül-Allah olabilir. Ama bilim adamlığı çağırıştıran profesör, doçent ve doktor gibi unvanlara sahip olamaz. Amerika'da din profesyoneli olarak çalışan “D.D.” (Doctor of Divinity) unvanlı çok papaz vardır. Ama kimse onlara bilim adamı demez. Din adamı olmakla bilim adamı olmak arasında rütbe değil, nitelik farkı vardır. Akademik veya dinsel unvanlar, iletişim içindir. Yanlış anlaşılmaya mahal verilmemelidir.

Son söz: Tanrının dini yoktur, dinlerin tanrıları vardır.

YAZARIN TÜM YAZILARI