Erdoğan Aktaş
Erdoğan Aktaş

Boğaziçi’nde yine intihal skandalı!

Melih Bulu'nun rektör olarak atanmasının ardından birbiri ardına tuhaflıklar olan ülkenin gözbebeği kurumlarından Boğaziçi Üniversitesi'nde yine bir skandal var.

Bu sefer de üniversiteye vekaleten Genel Sekreter olarak atanan Nedim Malkoç ‘intihal' suçlamasıyla karşı karşıya.

Boğaziçi Üniversitesi İçin Mezunlar Girişimi'nden (BUİM) bir grup, Nisan 2021'de vekaleten atanan Nedim Malkoç'un yüksek lisans ve doktora tezlerini incelemeye aldı.

Boğaziçili mezunlar bu inceleme sonucunda Malkoç'un akademik unvan elde etmek için çok ciddi derecede intihal yaptığını (yani başka bilim insanlarının çalışmalarını kaynak göstermeden kendi bilgisi, bulgusuymuş gibi gösterdiğini) belirledi. Boğaziçi'nde intihal izi süren mezunlar, Malkoç'un alıntı yaptığını ileri sürdüğü tezlerini, orijinal metinlerle birebir karşılaştırarak ortaya çıkardı ve  incelenmesi için yüksek lisans derecesini aldığı Yeditepe Üniversitesi ile doktora derecesine hak kazandığı Ankara Üniversitesi'ne iletildi.

Tezlerin büyük bölümünde farklı yazarların ifadelerinin, tırnak işareti ya da paragraf girintisi gibi alıntı olduğunu belirtmeden, kendi ifadesiymiş gibi gösterildiğine dikkat çeken mezunlar bu şekilde peş peşe alıntılar üzerine kurgulanmış bölümler bulunduğunu, Malkoç'un bu alıntıları herhangi bir özgün düşünceye bağlamayıp bir tartışma getirmediğini de ifade ediyor.

Kısacası, ülkenin dünya çapındaki üniversitesi, çalkalanmaya devam ediyor. Bakalım ayrıca incelenmesi için gönderilen intihal iddialarını YÖK ve Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK), nasıl değerlendirecek?

Aslında bir soru da şu olmalı: Eğer Malkoç'un intihal yaptığı doğru çıkarsa, bu süreçte onun tezlerine onay veren kurum ve kurulların da sorgulanması gerekmez mi?

Eskiden böyle rektörler vardı

Ülkemizin en değerli markalarından biri de İstanbul Teknik Üniversitesi'dir. Son yıllarda akademik kalite açısından çok irtifa kaybettirilmiş olsa da bu değişmez.

İşte bu kıymetli üniversitemiz, atanmış rektörün emriyle, eski rektör Prof. Gülsün Sağlamer'i kampüse sokmayarak gündeme geldi.

Yapılan bu ağır terbiyesizlik konuşulmaya bile değmez. Ben size, Prof. Gülsün Sağlamer'i görünce aklıma gelen bir anımı aktarmak istedim.

2000'lerin başıydı. NTV'de Yakın Plan programını sunuyordum. Konuyu tam hatırlamıyorum ama İTÜ'nün, dönemin iktidarından kaynaklanan bir sorunu vardı.

Prof. Gülsün Sağlamer

Canlı yayında Gülsün Hoca ile konuşuyorduk. Gülsün Hoca, -ki rektörlük görevi boyunca İTÜ'ye çok şey katmıştı- sinirlendi ve elini masaya vurarak, “Onlar bakan başbakan ise burası da 200 yıllık İstanbul Teknik Üniversitesi'dir kardeşim” demişti.

Üniversitesini bu kadar cesur savunmuştu Gülsün Hoca. Hayran kalmıştım.

Demek 20 yıl öncesinin Türkiye'sinde üniversitesini böyle savunabilen bir rektör ve bir özgürlük iklimi varmış. O zaman bu tavrından dolayı kimse Rektör Gülsün Sağlamer'i görevinden almaya kalkışmamıştı.

Devlet vatandaşını ameliyat etmek zorunda

Yargıtay öyle bir karar verdi ki her şeye rağmen içimden “Yaşasın adalet” diye bağırmak geldi.

Bursa'da sigortası olmayan bir vatandaş akrabasının kimliğiyle hastaneye gitti ve acilen aynı gün ameliyata alındı. Olay ortaya çıkınca SGK “Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik” suçlarından dava açtı ve 1178 liralık ameliyat masrafını talep etti. Yerel mahkeme vatandaşın, “Zorunlu koşullardan dolayı ameliyat olması gerektiğine ve bu nedenle dolandırma suçu olmadığına” hükmetti.

SGK, bu kararı temyiz etti. Yargıtay 15. Ceza Dairesi davaya son noktayı koydu: “Ameliyat olması eyleminde zorunluluk hali bulunduğundan kamu kurumunu dolandırma suçu oluşmayacağına…”

İşte adalet bu. Vatandaşın yanında, mağdurun yanında. Yani…

Devlet, sigortası olsun ya da olmasın vatandaşının sağlık sorunuyla ilgilenmek zorunda.

Kadın liderler çok başka

Dünya genelinde 22 ülkeyi kadın liderler yönetiyor. Başta Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, İzlanda Başbakanı Katrin Jacobsdottir, Finlandiya Başbakanı Sanna Marin olmak üzere, her birini hayranlıkla izliyorum.

Takip edebildiğim kadarıyla birçoğu, daha çok halktan yana ve insancıl açılımlar yapıyor, şefkatli ve kapsayıcı mesajlar veriyor. Barbados Başbakanı Mia Amor Mottley'in son Birleşmiş Milletler zirvesinde yaptığı konuşma muhteşemdi.

Barbados Başbakanı; “1.7 milyar fazla aşının paylaşılması için daha kaç kişinin ölmesi gerek” sözleriyle aşı adaletsizliğine isyan etti. “İnsanları Ay'a gönderebiliyor ve erkeklerin kelliğine çözüm bulabiliyorsak, insanların uygun fiyatlara yemek yiyebilmesi gibi basit sorunları da çözebiliriz” diye de devam etti.

Bayan Mottley, bir lokma ekmek bulamadığı için insanların can verdiği şu erkek egemen düzende hiç olmazsa bir kafa tutuş olarak tarihe not düştü.

Gel de hayran olma.

Beşiktaş yönetimi neden sessiz?

Futbol ligimizin sadece adı “Süper.” Onun dışında her şey dökülüyor.

Görünen o ki bu yıl da ligimize iyi futbol değil, hakem hataları damga vuracak.

Beşiktaş'ın göz göre göre hakkı yeniyor, göz göre göre hakem hatalarından puanlar kaybediliyor, fakat kulüp yönetimi sanki suskunluk yemini etmiş.

Maç günlerinin belirlenmesinde bile ciddi problem var, ama Beşiktaş yönetiminde çıt yok.

“İnsan olmak kuruş ile değil, duruş ile ölçülür” der şair Özdemir Asaf. Beşiktaş yönetimine de hatırlatmak gerek; “Beşiktaşlı olmak da haksızlığa karşı isyan ile ölçülür.”

Loading...