Sözcü Plus Giriş
MURAT MURATOĞLU

İçimdeki saray aşkı bambaşka

Ekonomisi pamuk ipliğine bağlı insanları işsiz, aç, fakir ancak itibardan tasarruf etmeyenlerin gösterişli ülkesi Türkiye…Ülkede yaşayan insanlar için çare yok! Bu zihniyetle mevcut yönetim sistemiyle zenginleşmeyeceklerine göre bari görüntüyü kurtaralım.

★★★

Sadece bu yıl için Ankara'daki mevcut saray, Marmaris'teki yazlık ve Ahlat'taki köşkün bakımlarına ek olarak filoya katılacak 47 yeni araca 448 milyon 600 bin lira harcanacak. Toplanan vergiler oraya akacak.

★★★

Peki, yapılacak bunca harcamanın halka katkısı, kamuya faydası ne? Bilimsel bir deneme belki de… Bilim insanları araştırmış… Sonuç; bulmuşsun böyle kitleyi daha çok kilitlemeli… Yapılanlar az bile…

Oy oranı hâlâ yüzde 35-40 arasında gidip geliyorsa 81 ilin tamamına birer külliye… İster ejder meyveli devekuşu yumurtası yer, ister beluga havyarı… Hoşlarına gidiyor işte… Sandığı görünce dayanamıyorlar, basıyorlar ampule…

Öğretmenlere atama müjdesi!

Yıl 2002, Erdoğan dedi ki; “Niye okutuyorsun bu öğrencileri yazık değil mi? Öğretmen almıyorum de… Ama biz iktidar olunca inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak!” Harika haberdi…

Aradan 10 yıl daha geçti, takvimler 2012'yi gösterdi. Başbakan Erdoğan'dan öğretmen adaylarına müjdeli haber geldi; “Atanamayan öğretmen kalmayacak!” Fevkalade değil mi?

★★★

Tam 19 yıl geçti… Söz verdiğin doğan bebekler milletvekili olabilecek yaşa geldi.

Öğretmen olacaksınız diye ikinci öğretimlerden harç alırken iyiydi… Parayı verene pedagojik formasyon dağıtırken iyiydi…

Her şehirde üniversite açarken iyiydi… Kontenjanları üçe, dörde katlarken iyiydi… Seçim dönemlerinde öğretmenleri seçim malzemesi yaparken iyiydi… Peki ya şimdi?

Çözüm planı var mı? Yok! Bunu önlemek için ne yapıyorlar? Hiç! Vizyon var mı? Vizyon ne demek ki?

★★★

Öğrenci sayısı belli, onları eğitecek öğretmen sayısı da belliyken, bu hesabı dahi yapamayanlara sorumluluk verirsen, şaşırmayacaksın.

Torpilin yoksa zaten hiç uğraşmayacaksın. Nitekim o kadrolara iktidar milletvekillerinin sülaleleri yerleşiyor. İmtihana girdin, puanın da yetti… Bitti mi? Bitmedi… Yetti mi? Yetmedi…

Seni almayacaklar ki! Kabus gibi değil mi? Yayında ve yapımda emeği geçen herkese, bilahare… Boş ver, unutursun birkaç güne…

Rüşvet davası mart ayında tekrar yayında

Savunma Sanayii Başkanlığı'nda çalışmış Yusuf Hakan Özbilgin tutuklandı. Bilgi satmış. Evinde yapılan aramada bavul içinde 1.5 milyon dolar bulundu. Banka kasasında ise 3 milyon Euro daha ele geçirildi. Savunmasında, “Parayı bir arkadaşım arabamda unuttu. Ben de evimde muhafaza ediyordum” dedi. Bildiğin ahmak yani… “Cami yaptırmak için saklıyordum” falan deseydi faiziyle geri alması an meselesi… Daha önce bu denendi… Yüzde yüz başarı gözlemlendi.

★★★

Eski ekonomi bakanı Zafer Çağlayan, 2 milyon 160 bin liralık saatin bedelini ödediğini kağıt peçeteden fatura göstererek kanıtlamıştı. Akıllarda zerre şüpheye yer bırakmamıştı.

Hele Zarrab'ın “Ona 52 milyon dolar rüşvet verdim” demesinin ardından “Türkiye'nin şahlanışından rahatsız oldular” dedi… Alkışlandı…

★★★

Üstün başarılarından dolayı Çek Cumhuriyeti Büyükelçili'ğine atanan Egemen Bağış rüşvet iddialarına “Hediye Türk geleneğidir” deyip, kaybolan değerlerimizi hatırlattı… Adeta insanlık dersi verdi.

İçişleri eski Bakanı Muammer Güler; “Oğlum biraz pintidir, işyerini kapatınca para kasalarını da evine taşıdı” dedi… Meğer kasaları içleri para doluyken taşımışlar, sırt ağrıları bir türlü geçmedi… Yazık değil mi?

★★★

Biri hâlâ saatine bakıyor, ötekisi takım elbiseleri giyip çikolatalarını yiyor, diğeri altı adet çelik kasanın yanına para sayma makinesi yerleştirdi, rahat etti. Yaşasın Türk adaleti!

Mart ayında Halkbank davası yeniden başlıyor Amerika'da… Zarrab yine boy gösterecek, rüşvet verdiği isimleri teker teker ötecek. Sonuçta ne olur? Önce dış mihraklar sonra Kılıçdaroğlu suçlu bulunur!