Ben korkarım!

Ülkemi yönetenlerin Taliban ile sarmaş dolaş olmasından korkarım. Üzerinden çok zaman geçmedi. Hatırlayacaksınız. Taliban, Afganistan'da yönetimi ele geçirince Afgan halkının yüzde 70'i büyük bir umutsuzluğa kapıldı. 5 milyon nüfuslu Başkent Kabil'de panik yaşandı. Binlerce kişi havalimanına akın etti, pistte havalanmak için bekleyen uçakların tekerlek boşluğuna sığındılar. Uçak havalanınca yüz metreden aşağıya düşerek parçalananlar oldu. 150 kişilik kargo uçağına 640 kişi bindi; ABD'ye gideceklerini düşünüyorlardı. Kongo'ya, Katar'a götürüldüler. Afganistan'ın ilk kadın belediye başkanı bütün dünya duysun diye “Taliban'ın beni öldürmeye gelmesini bekliyorum” mesajları yayınladı.

Afganistan!

Taliban generallerinin.

Savaş baronlarının.

El kesip kelle uçuranların ve hepsinin tek bir ağızdan; Eğer cihadımız zalim olmaz ise gücümüzü kaybederiz diyenlerin yönetimine geçti.

Ağustos ayındaydık.

Ve şu 2 önemli soru cevaplarıyla birlikte nedense unutuldu, unutturuldu:

1- Nasıl oldu da Taliban, hiç ateş etmeksizin Afganistan'ın başkentini ele geçirdi?

2- ABD askerleri Afganistan'dan hızla çekilince ellerindeki silah, cephane, helikopter, askeri teçhizatı niçin Taliban'ın eline bıraktı?

★★★

Ne ABD medyası.

Ne AB gazeteleri.

Ne Batılı aydınlar.

Ne Batılı analizciler.

Bu 2 soruyu sormaya ve cevabını bulup dünyaya duyurmaya öncelik vermediler. ABD, Afganistan'da demokratik- istikrarlı- iyi yönetilen bir hukuk devleti kuruluncaya kadar orada kalmadığı gibi elindeki silahları da Taliban'a bırakarak çekildi. Ve şimdi Katar'da, ABD Taliban ile görüşüyor. Ve AB de yine Katar'da Taliban ile görüşüyor.

Acaba ne görüşüyorlar?

Taliban'a yeni rol biçildi.

Yeni rolü mü görüşüyorlar?

Bu sorular sorulup sorgulanmadan ülkemin Taliban ile sarmaş dolaş olmasından korkarım. Herkesin de bu bağlamda “yoğurdu üfleyerek yemesini” beklerim. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye ile Taliban arasında bakan düzeyinde ilk buluşmanın gerçekleşeceğini” açıkladılar. Bizim Dışişleri Bakanı, batılı ülkelerin dışişleri bakanlarına da önderlik edeceğini “yani onları da alıp Afganistan'ın başkentine götüreceğini” duyurdu. Bir soru daha: Niçin Taliban ile görüşmeye giden dışişleri bakanlarına Türk Dışişleri Bakanı'nın önderlik etmesine razı oluyorlar?

★★★

Tahminimi yazayım.

Taliban'a sen yerel cihatçı olarak kal. Modelinin sınırlarını sana bıraktığımız Afganistan topraklarını içinde tut. El Kaide gibi IŞİD gibi küresel cihatçı olmayı aklından bile geçirme” ve sen cihadını ve dini hukuk modelini Afganistan'da yaşamakta olan aşiretler, aileler, şeflikler, tarikatlar, gruplar arasındaki toprak anlaşmazlıkları, su çatışmaları, otlak kavgaları, kan davaları, etnik gerilimler, sosyal çekişmeler, kadını eve kapatmalar üzerine kur. Sakın cihadını ve terörünü küreselleştirmeye kalkma.

Bu rolü verdiler.

Taliban da kabul etti.

Silahları bıraktılar.

Afganistan'ı Taliban'a bıraktılar. Taliban kurşun atmadan Kabil'i ele geçirdi. Ve şimdi ABD ile AB Katar'da Taliban ile masaya oturdu; ufak tefek son düzenlemeleri tembihliyorlar. Bu bağlamda da aklıma başka bir soru daha geliyor: Türk Cumhurbaşkanı ile Türk Dışişleri Bakanı'nın yüksek bir arzu ile Türkiye'yi Taliban ile sarmaş dolaş yapması” bizim ülkemize ne fayda getirir? Taliban kafası mı ithal edeceğiz?

★★★

Biz Taliban yönetimindeki Afganistan'a nasıl hukuk, demokrasi, bağımsız yargı, bağımsız yürütme, bağımsız Meclis, bağımsız basın, parti içi demokrasi, çok seslilik, özgür üniversite, hoşgörü götüreceğiz. Bunlar biz de yok ki… Bunlar bizde yokken biz Afgan halkını Taliban kuyrukçuluğu yaparak nasıl kazanıp kucaklayacağız?

Ben korkarım!

TARİHLE RÖPORTAJ (Unutkanlığa ilaç)

2 yaşanmış örnek!

Yaşanmış birinci örnek şöyle: İran üzerinden Van'a geçen ve Türkiye'ye sığınan Afganistanlı Şerife Mustafavi adlı kadın, Taliban'ın İslam hukukunu” şu örneklerle anlatmıştı: “Eve geliyorlar. Evin evlilik çağına gelmiş kızını vereceksiniz diyorlar, alıp Pakistan'a götürüyorlar. Aile kızını vermek istemezse bütün aileyi öldürüyorlar. Bir erkek sakalını keserse sorgusuz sualsiz kırbaçlıyorlar.” Yaşanmış ikinci örnek de şöyle: Mena Mangal, Afganistan'da televizyon haberciliği yapan bir hanım gazeteciydi. 40 yaşlarındaydı. Başkent Kabil'de yaşıyordu. Saat sabah 07.20'ydi. Evden çıktı. İşine gidecekti. Durağa geldi. Araç beklemeye başladı. Motosikletli 2 kişi hanım gazeteci Mena Mangal'ın araç beklediği durağa doğru hızla geldiler. Ellerinde silahları vardı. Önce havaya ateş ettiler. Araç bekleyen diğerleri korkuyla kaçarak sağa sola dağıldı. 2 silahlı adam, Mena Mangal'ın göğsüne nişan aldılar. Gazeteci can verdi. Katiller kolayca kaçtılar.