Sözcü Plus Giriş
RAHMİ TURAN

Atatürk’e emrindeki taburla teslim olan İngiliz subayı!

28 Mayıs 2021 Yazarlar

Dostlardan çok sayıda mesaj geldi. İki yakın arkadaşım, gazeteci Ertuğ Karakullukçu ve terzi Mustafa Küçükaslan da telefonla arayarak dediler ki:

“Senin 10 yıl önce yazdığın bir yazı WhatsApp'ta dolaşıyor ve büyük ilgi ile okunuyor. Gerçekten harika bir yazı”

“Hangi yazı o?” diye sordum.

“2011 yılında Hürriyet Gazetesi'ndeki köşende çıkan ‘Atatürk ve İngiliz Binbaşı Salter' başlıklı yazı…”

“Evet, hatırladım. Atatürk'ün 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkışını bir İngiliz binbaşısının gözüyle anlatmıştım. Emekli Hava Albayı Kemal İntepe'nin anılarından derlediğim bir yazıydı o…”

İki arkadaşım da:

“İyi de… O muhteşem yazıyı SÖZCÜ okurlarının da okumaya hakkı var!” diyerek tekrar yayınlamamı istediler. Haklıydılar. Türkiye'de çok kişinin bilmediği ilginç bir olayın öyküsüydü o yazı… Okuyalım:

ATATÜRK VE İNGİLİZ BİNBAŞI SALTER

Emekli Hava Albayı Kemal İntepe, hatıralarında anlatıyor:

“1941 yılında İngiltere'ye uçuş eğitimi için gitmiştik. Londra'ya vardığımızda, yaşlı bir İngiliz hava binbaşısı, irtibat subayı olarak görevlendirilmişti.

Adı Mr. Salter olan bu subay Türkçe'yi çok iyi konuşuyordu.

Mr. Salter'ı birkaç defa eşi ile birlikte ikindi çayına davet ettim. O da beni akşam yemeklerine evine çağırıyordu. Emekli Binbaşı Salter bir akşam bana şunları anlattı:

★★★

‘1919 yılında Piyade Binbaşı Salter olarak Samsun'daki İngiliz İşgal Tabur Komutanı idim. 18 Mayıs 1919 günü İstanbul'daki İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı'ndan şifreli bir telsiz telgrafı aldım. Bu telgraf, “16 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal adında bir Türk generalinin, Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldığını, eğer Samsun'a inecek olursa tutuklanarak İstanbul'a gönderilmesini” istemekte idi.

Gerekli emirleri verdikten sonra Samsun'a indim. Şehir her zamankinden daha kalabalıktı. Bu kalabalık pazar kalabalığından farklı görünüyordu.

Siyah çizmeli, külot pantolonlu ve siyah kalpaklı, sert bakışlı kimselerin çokluğu dikkatimi çekti. Sonradan bunların Türk subayları olduğunu öğrendim.

Durum çok nazikti. Dört gün önce Yunanlılar İzmir'i işgal etmişler, Türkler buna çok sert bir tepki göstermişlerdi. Rum tercümanım çok korkuyordu. Bütün gece hiç uyuyamadım.

★★★

19 Mayıs günü sabah erkenden iskeleye gittim. Sabah namazından çıkan herkes sahile inmişti. Kurtarıcılarını bekliyorlardı. Askerlerimle çevreyi kordon altına aldım.

Denizde, batı tarafında bir duman göründü. Sahildeki kalabalık heyecanlıydı. Bir de baktım ki her askerimin arkasında siyah çizmeli, kara kalpaklı bir Türk subayı duruyor. Hepsinin silahlı olduğu muhakkak…

Vapur iyice göründü. Görevimi iskele üzerinde yapamayacağımı düşünerek motoruma atlayıp vapura doğru hareket ettim.

Vapura ilk varan benim motorum oldu. Beraberimde getirdiğim iki erimi motorda bırakarak, tercümanımla birlikte vapurun iskelesine tırmandım.

Güvertede beni selâmlayan iki tayfaya: “Vapurdaki generali görmek istiyorum” dedim. Bir tanesi önümüze düşerek bizi salonun kapısına kadar götürdü. Kapıdaki görevli, durumu içeriye bildirdi ve geriye dönüp bizi salona aldı… Herkes ayakta idi…

★★★

Ortadaki mavi gözlü, sert bakışlı kişi ile göz göze gelince ne söyleyeceğimi şaşırdım. Sert bir asker selâmı verirken ağzımdan şu sözler döküldü:

“Taburum emrinizdedir!”

Bunu nasıl söylemiştim? Daha önce hiç böyle bir şeyi aklımdan bile geçirmemiştim. Rum tercümanım şaşırdı, bir an durakladı. Ben kendisine dönüp bakınca hemen toparlandı ve Türkçe olarak generale iletti.

Mustafa Kemal Paşa'nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi, teşekkür etti ve beni de yanına alarak dışarıya çıktı.

Sanıyorum, bakışlarından etkilenip bir anda teslim olma kararı vermiştim.

Öteki sandallar da vapura ulaşmışlar, çevreyi doldurmuşlardı.

Mustafa Kemal Paşa, gemiye çıkan birkaç kişiyle tokalaştıktan sonra, vapurdan benim motorumla ayrıldık.

İskeleye vardığımızda muavinime, taburu safta toplayıp silah çattırmasını ve hepsinin Türk makamlarına teslim olmasını emrettim. Biraz durakladıktan sonra asker selâmı verip ayrıldı ve emrimi aynen yerine getirdi.

Taburu o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişiler teslim almıştı.

Esaret hayatım 3 yıl sürdü. Bu arada Türkçe'yi mükemmel öğrendim.

1922 yılında Türk Kurtuluş Savaşı bittikten sonra İngiltere'ye dönünce askeri mahkemede yargılandım.

“Bir İngiliz subayı, nasıl olur da bir Türk generalin emrine girer? Bu vatan hainliğidir” diyorlardı. Herkes bana hücum ediyor “Yaptığın hareket İngiltere'ye ihanettir!” diye bağırıyorlardı!

İdamımı isteyenler bile vardı!'


– Mustafa Kemal'e teslim olduğu için Londra'da askeri mahkemede yargılanan İngiliz subayın savunması (Haftaya).

Üniversitede doktora verilen at!

Temel siyasete girmeye karar vermiş.

Bir partiden milletvekili seçilince her yerden tebrik-takdir yanında hediyeler de almış.

Bir üniversiteden ona doktora payesi vermek istemişler. Temel “Bana yakışır” diyerek gayet memnun kabul etmiş.

Üniversitede güzel bir törenle doktora cübbesini giymiş. Tören gecesi eve döndüğünde karısı Fadime: “Sen doktor oldun, ben de olmak istiyorum!” diye tutturmuş.

Temel “Hanım yapma, etme.” demiş, dinletememiş.

Gitmiş üniversite rektörüne rica etmiş. O da: “Ne demek efendim, hanımınıza doktora payesi vermek bizim için bir şereftir!” demiş.

Hanımı da doktor olmuş. Ancak eve döndüklerinde yine tutturmuş, “Temel…” demiş “Şimdi ikimiz de doktor olduk, ancak, devamlı bindiğimiz atımızdan ben hicap duyuyorum. Her ikimiz de üstüne doktor sıfatıyla bineceğiz, o zavallı bundan neden mahrum olsun ki? Ona da doktora payesi alalım.”

Temel ne kadar “Olmaz” dese de hanımını ikna edememiş. Tekrar rektöre gitmiş. Rica etmiş: “Bizim hanım böyle böyle söylüyor, yapabilir miyiz?” diye.

Bunun üzerine rektör “Ne demek Temel bey” demiş “Biz buradan nice eşeklere doktora veriyoruz, ata niye vermeyelim?”

GÜNÜN SÖZÜ

Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve çökme vardır. Her ilerlemenin anası hürriyettir! (Mustafa Kemal Atatürk)

YAZARIN TÜM YAZILARI