Çocukluğumu bindirdim tramvaya, o gitti, ben kaldım yaya

Müjdat Gezen, Atatürkçü, Laik Cumhuriyet sevdalısı, yurtsever kişiliğiyle en çok sevdiğim sanatçılardan biridir.

Bana aylar önce iki kitabını yollamış. İstanbul adresime gönderdiği için bunlar bana çok geç ulaştı. Çünkü ben İstanbul'da değilim…

İki kitabı da okudum. İkisi de birbirinden güzel iki eser. İsimleri:

1) Çocukluğumu Bindirdim Tramvaya, O Gitti Ben Kaldım Yaya.

2) Normal Olacak Kadar Anormal Değilim.

Müjdat, ahkâm kesmeden, bilgiçlik taslamadan ve kimseyi incitmeden anılarını anlatıyor, yer yer kendisiyle dalga geçiyor.

★★★

Fikir vermek için kitaplardan kısa alıntılar yaptım…

Yıl 1963… Müjdat Gezen ilk turnesini yapıyor… Yıl 2020… Müjdat Gezen, soyadına lâyık bir şekilde hemen her yeri geziyor, Türkiye'de, Avrupa'da ve dünyada dolaşmadığı pek az yer kalıyor.

Sanatçı hemen her gittiği yerde sevgi, dostluklar görüyor.

Toplumumuz iyi niyetli ve gönlü zengin… Sanatçıdan anlıyor…

60 yıla yakındır Anadolu'yu dolaşıp duran Müjdat Gezen, son zamanlarda bazı yerlere gidemez oluyor.

AKP'li belediyeler Müjdat Gezen ve ekibine salon ve mekân vermiyorlar!

O, her ne kadar istenmediği yere gitmeme felsefesine sahipse de “Oralara da gitmemiz lâzım. Oralar da benim memleketim” diye düşünüyor.

★★★

Müjdat Gezen bir anısını şöyle anlatıyor:

“Bir ilçeye çağrılı olarak gittim ve politik bir oyun oynadık.

Bizi çağırdıklarına çağıracaklarına pişman oldular. Çünkü çok açık şekilde mevcut iktidarı destekliyorlardı. Belli etmemeye çalışsalar da çok kızdılar!

Fakat ne yapalım? Tiyatro muhalifti, tiyatrocu da…

Bunu anlayamamışlar önceden…

Neyse, bir tatsızlık olmadı ama bir daha da çağırmadılar! Ne fena değil mi?”

★★★

Müjdat Gezen koronavirüs salgınındaki yaşamını şöyle anlatıyor:

“Birinin eline dokunmayalı o kazar uzun zaman oldu ki…

Aslında ben konuşurken bile temas kurarım. Dokunmalıyım karşımdakine. Bu bazen uzaktan dokunuş da olabilir. Ama el sıkışmayı, sevdiğim birini yanağından öpmeyi özledim işte…

Siz özlemediniz mi? Özlediniz biliyorum. Az daha sabredeceğiz.

Leyla (eşi) olmasaydı geçmezdi bugünler… Bir de köpeklerim… Beşi bir yerde onlar… Beş köpeğimin hepsinin ayrı ayrı güzellikleri var.

Bugünler de geçecek. Güzel günlerde yine hep birlikte olacağız. Sıkın dişinizi biraz. Ben öyle yapıyorum.”

★★★

Köylü, 6 yaşındaki çocuğu ile ilk kez köyden şehre iniyor. O zaman kentte Devlet Başkanı Kenan Evren'in kocaman heykeli dikili. Çocuk hayatında ilk kez heykel görüyor. Babasına soruyor:

“Baba bu kim?”

“O Kenan Evren” diyor babası…

“Ne yapar bu?”

“O ihtilal yaptı, partileri kapattı, başkanlarını hapse attı, küçük çocukların astırdı!”

Ufaklık, heykele bir daha bakıyor ve babasına diyor ki:

“Yaa, Allah da işte onu böyle taş yapar!”

Müjdat Gezen bu fıkrayı sahnede anlattıktan sonra:

“Kenan Evren devri bitmişti. Yoksa bu fıkrayı anlatmak sıkardı biraz. Adam beni 6 yıl önce yazdığım kitaptan dolayı içeri attırmış, bu fıkrayı yer mi?” diyor. Gerçekçi bir ifade…

★★★

Müjdat Gezen'in yargıya da güveni kalmamış. Anlatıyor:

“Adalet sisteminde reform yapacaklarmış! Yeterli hiçbir şey yapamazlar!

Baskı altında tutmayın savcıları, yargıçları yeter…

Adamlar sizin sisteminiz içinde feleklerini şaşırdılar. Aşağı tükürseler sakal, yukarı tükürseler bıyık!

Diyeceksiniz ki ‘Tükürmeleri şart mı?' Efendim ben bunu lâfın gelişi söylüyorum, lâf olsun diye. Çünkü sık sık yargılanıyorum ve utanıyorum oradaki durumları görünce…

Hükümet gazetesi bana alenen ‘Pez….k Müjdat' diye manşet attı. Dava açtık, kaybettik. ‘Fikir özgürlüğüdür' dedi yargı.

Şimdi ben bu yargıya, yargıca, savcıya ne diyeyim? Ne desem suç olacak!

O nedenle onları partileri ve aileleriyle baş başa bırakıyorum. Ama yüzde yüz eminim ki –eğer yaşarsam- o günleri gördüğümde, bir tekiyle yüz yüze gelirsem ki mutlaka geleceğim, söyleyecek birkaç sözüm olacak. Hatta birini burada söyleyebilirim:

‘Rahat uyuyor musunuz?'

★★★

Adam kitapçıya gelmiş: ‘Güvenilir Başkan adlı kitap var mı?' diye sormuş. Kitapçı ‘Var' demiş, ‘Masal kitapları bölümüne bakın.'

Bunun aksi, tarih kitapları boyunca görülmemiştir. Tek başına bir başkan bir futbol kulübünü bile yönetemez. Bir yönetim kurulu vardır yanında. Bir marketi bile tek kişinin yönetimine verin, batırır orayı…

Çeşitli fikirler içinden çıkan bir iyi fikir çok işe yarayabilir. O nedenle monarşiler hep batmıştır. Kötüdür. Kendine çok güvenen adamların sonlarına bakın. Pek çoğu hüsrana uğramışlardır. Çünkü çoğu zeki olmaktan çok kurnazdırlar. Ama yönetim yerleri kurnazlıkla değil bilgiyle yönetilir.

‘Ne yapalım, geldi bir kere başımıza' demekle olmayacak. Değiştireceğiz sistemi. Demokratik seçimler bu nedenle var!”

TEBESSÜM

Yatakta bir prova sahnesi!

Yaşanmış fıkra gibi bir olay:

Muammer Karaca çok ünlü bir tiyatro sanatçısı… Aynı zamanda çapkın…

Bir gün karsısı Şükran Hanım'a bir haber gelir ki, felâket…

Muammer Karaca genç ve güzel bir hanımla tiyatronun kulisindeki özel odada birliktedir.

Şükran Hanım hızla gidip kocasının bulunduğu odayı basar. Bir de ne görsün? Yatakta bir hanım sanatçı ile birlikte Muammer Karaca…

Şükran Hanım kapıyı vurduğu gibi çıkar. Muammer Karaca peşinden koşar:

“Şükran bir dakika dur” der “Sen ne zannettin?”

“Neyi ne zannettim Muammer, daha ne olacaktı? Yataktaydınız işte!”

“Prova da mı yapmayacağız Şükran? Gelecek oyunun provasıydı bu!”

“İnanmıyorum.”

“O halde gel oyunu seyret, bak bakalım o sahne var mı, yok mu?”

Muammer Karaca kendisini böyle savunduktan sonra hemen sahne ve espri yazarına gidip öyle bir sahne yazdırır ve esere ekletir.

Şükran Hanım oyunu izlediğinde bakar ki aynı mizansen var. Barışırlar.

Yıllar sonra Şükran Hanım yakınlarına şöyle der:

“Yutmadım ama kurcalamadım çünkü kocama inanmak istiyordum.”

GÜNÜN SÖZÜ

Fakir olmak hayatta büyük sıkıntılar yaşatır ama şerefsiz olmaktan çok daha iyidir!