Cüneyt Arkın, en çok neden korkuyor?

Türk sinemasının unutulmaz isimleri arasında yer alan Cüneyt Arkın en çok takdir ettiğim birkaç sanatçıdan biridir.

Ona özel bir sevgim vardır, çünkü… Yazdığım tarihi romanların kahramanı olan efsane kahraman Kara Murat'ı beyaz perdede başarıyla canlandırmıştır.

Kara Murat benim yarattığım yiğit bir Türk akıncısıdır. Fatih'in unutulmaz fedaisidir. Cüneyt Arkın'ın usta aktörlüğü sayesinde Kara Murat'ın ünü daha da artmıştır.

★★★

Cüneyt Arkın bugün 84 yaşında ve mutlu bir evliliği var.

Onun gerçek adının Fahrettin Cüreklibatur olduğunu çok kişi bilmez…

Aktör, sinemaya başladığı 1960'lı yıllarda “Cüneyt” adını Cüneyt Gökçer'den, “Arkın” adını da Ramazan Arkın'dan alıp birleştirerek “Cüneyt Arkın” ismini yaratmıştır.

Cüneyt Arkın, filmlerde canlandırdığı kahramanlar gibi iyi kalpli, cesur, gözünü budaktan sakınmayan bir kişidir. Evet, böyledir ama bir internet sitesinde onun hakkında gördüğüm şu başlık bilinenin tam tersiydi:

“Cüneyt Arkın korkuyor!”

Vay canına! Benim yürekli bildiğim cesur Cüneyt Arkın korkuyor ha?

Kendi kendime “Allah Allah” dedim… Neden korkuyor acaba?

Ünlü aktör haberde “Hiçbir şeyden korkmadığım kadar, eşimi kaybetmekten korkuyorum” diyor ve şöyle ekliyordu:

“Karımı, canımı, bebeğimi, Betül'ümü kaybettiğim an ben de yok olurum!”

★★★

Cüneyt Arkın'ın bu samimi itirafı, onun ölümsüz aşkının ifadesiydi…

Böyle bir aşkı dilerim Tanrı herkese nasip eder.

Aşk bir fazilettir. Karşılıklı güven, sevgi, saygı, özveri, hayatın türlü zorluklarını birlikte karşılamaktır.

Yunus Emre'nin dediği gibi “Aşk bir güneşe benzer, âşık olmayan gönül, bir katı taşa benzer!”

Mutluluklarının uzun yıllar devam etmesini diliyorum.

★★★

Şimdi, ben de bir itirafta bulunayım.

Sevgili okurlar, Cüneyt Arkın gibi, ben de eşimi kaybetmekten çok korkan biriyim. Emel'imi kaybettiğim an inanın ki, ben de yok olurum.

“Yok olacaksak, önce ben, sonra o” diyorum.

Ünlü aktörün korkusuna bu nedenle içtenlikle hak veriyorum.

Cüneyt Arkın, Kara Murat, Battal Gazi, Malkoçoğlu gibi kahramanları ve onların aşklarını, savaşlarını beyaz perdede canlandırarak hepsini ölümsüz yaptı.

O filmler, aradan yarım asır geçtiği halde televizyonlarda hâlâ tekrar tekrar gösteriliyor ve beğeniyle izleniyor.

★★★

Yukarıda da dediğim gibi Fatih'in Fedaisi Kara Murat benim yarattığım bir roman kahramanıdır. “Türk kahramanlığını” sembolize eder.

Kara Murat'ın serüvenleri uzun yıllar 1 milyon tirajlı Günaydın gazetesinde tefrika edildi ve büyük ilgi gördü. Kahramanımız heyecanlı serüvenleriyle Günaydın'ın tirajının artmasını sağlayan unsurlardan biri oldu.

Kurulduğu 2007 yılında SÖZCÜ Gazetesi'nde de Kara Murat'ın bir macerası yayınlandı.

Tamamı 20 cilt olan Kara Murat romanlarının dokuzu film yapıldı. Bu 9 filmin 8'inde Kara Murat rolünü Cüneyt Arkın oynadı ve çok başarılı oldu. Filmlerin yapımcılığını “Bay Sinema” unvanlı, Türk sinemasının duayeni Türker İnanoğlu üstlendi.

Cüneyt Arkın, gençlik yıllarında hayli kavgacıydı. Kulüplerde, barlarda, orada-burada sık sık olaylar çıkardığı duyulurdu. Bunlar gazetelerde haber olur, her seferinde Türker İnanoğlu vakalara müdahale eder, aktörü zor durumlardan kurtarırdı.

Cüneyt Arkın'ın hayatında Türker İnanoğlu'nun önemli rolü vardır.

“HEPİMİZ KARA MURAT'IZ”

Türk sinemasının büyük aktörü Cüneyt Arkın'ın, bir internet sitesinde çıkan ilginç bir konuşması daha var.

Ünlü aktör, Kara Murat'tan bahsederek şöyle diyor:

“Kimse Türk milletini hafife almasın!

Biz öyle savaştan kaçan kimselere benzemeyiz.

Biz rol icabı yiğit, para için kahraman değiliz.

Gelsin görelim bakalım köpek soylarını!

O zaman her birimiz KARA MURAT oluruz.

Çünkü KARA MURAT biziz.” (Cüneyt Arkın)

*Aktörün bu sözlerinin büyük ilgi görerek okunma rekoru kırdığını da belirteyim.

 

TEBESSÜM

Bir ırz düşmanının affı!

Irz düşmanının biri, masum bir kadıncağızı kaçırıp tecavüz etmiş.

Zavallı kadın ertesi gün, yana yakıla mahkemeye koşup, kadıya derdini anlatmış.

Kadı emir vermiş, zaptiyeler ırz düşmanını yakalayıp mahkemeye çıkartmışlar.

O dönemin mahkeme başkanı olan Kadı, bir celsede herif-i nâşerifi (şerefsiz herifi) mahkûm edip hapse atmış.

Aradan bir süre geçmiş.

Kadıncağız yaşadığı köyden kalkıp kasabaya gelmiş. Pazar yerinde dolaşırken bir de ne görsün? Irz düşmanı adam elini kolunu sallaya sallaya etrafta dolaşmıyor mu?

Dünya kadının başına yıkılmış… Düşüp bayılacak gibi olmuş… Kendini toparladıktan sonra koşup karakola gitmiş, zaptiye çavuşuna derdini anlatmış:

“Aha şu herif, beni kaçırıp ırzıma geçti. Ben de bunu size yakalattım. Kadı da içeri attı. Bu nasıl oldu da şimdi böyle serbestçe dolaşıyor? Yoksa hapishaneden mi kaçtı?”

Zaptiye çavuşu başını sallamış:

“Hanım af çıktı, af! Bu namussuz herif de affedildi.”

Kadının aklı iyice karışmış:

“Anlamadım, ne oldu?”

“Af çıktı, af!”

“Kim affetti onu?”

“Padişah affetti hanım!”

Kadın perişan halde kısa bir an düşünmüş ve sonra birden alev gibi parlamış:

“Bana bak çavuş efendi! Bu herif benim mi ırzıma geçti, yoksa padişahın mı? Padişah kim oluyor da bunu affediyor? Irzına geçilen ben, affeden padişah! Padişah, kendi ırzına geçen varsa onu affetsin!”

GÜNÜN SÖZÜ

Gençlerin istekleri: Aşk para, sağlık! Yaşlıların istekleri: Sağlık, para, aşk!