Elveda hoşgörünün başkenti Bodrum, elveda!

Bodrum'da lüks baskılı şirin bir aylık dergi çıkıyor ve okurlarına ücretsiz dağıtılıyor.

Tarafsız ve güven verici yayın yapan BG (Bodrum Gündem) adlı bu dergiyi deneyimli meslektaşlarımızdan Fatih Bozoğlu ve ailesi (Çiçek Bozoğlu – Özgür Devrim Bozoğlu) çıkarıyor ve dergi ilan geliriyle yaşamını sürdürüyor.

Bodrum Gündem dergisinin son sayısında Şenol Cömert imzalı ilginç bir yazı gördüm.

Şenol Cömert gerçek bir Bodrumlu olduğu için Bodrum'u ve insanlarını çok iyi tanır.

“Elveda Hoşgörünün Başkenti, Herodotos'un Kasabası Elveda!” başlıklı, buram buram Bodrum havası kokan yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Okuyalım.

★★★

Kovboylar gelmeden evvel,

Bir avuçtuk bu topraklarda,

Kızılderililer gibi yaşıyorduk huzur içinde.

Paramız pulumuz yoktu, fakirdik ama pek mutluyduk…

Hırsızımız, serserimiz yoktu,

Dolaysıyla kapılarımızda kilit de yoktu,

Hapishanemiz bile yoktu,

Denizdeki balıkla, dağdaki otla, sütle ve yoğurtla karnımızı doyururduk…

Sözümüz ağzımızdan çıkardı,

Yalan nedir bilmezdik,

Sevgi esastı aramızda…

Hak yemezdik,

Adaletliydik, saygılıydık birbirimize,

Söylemesi ayıp pek mutluyduk hani!

Hikâye 1928 yılında başladı,

O yazıyı yazmasaydı Halikarnas Balıkçısı,

O cezayı da almasaydı,

Buralara da sürülmeseydi,

Belki her şey çok daha farklı olurdu,

Kim bilir?

Ama tam tersi oldu malûm olduğu üzere;

Çok sevdi buraları Balıkçı,

Havasına, suyuna, doğasına, denizine âşık oldu,

Başladı dostlarına Bodrum'u anlatmaya…

Yazarı, çizeri, sanatçısı, artisti koşarak geldiler,

Bir daha da geri dönmediler…

Onların dönmediğini gören diğerleri de gelmeye başladı…

Derken kovboylar da öğrendi cenneti,

Patır patır geldiler ellerinde “James Bond” çantalarıyla.

Önce keşfe çıktılar,

Yerli iş birlikçilerini buldular,

Onlarla ilişkilerini geliştirdiler,

Veee,

Toplamaya başladılar köylülerin elindeki toprakları…

İlk zamanlar anlayamadık ne olduğunu,

Sonradan çıktı kokusu,

İşgale gelmişler meğer buraları,

Güzel para verince,

Peynir ekmek gibi satmaya başladık dağları, bayırları,

Fakir halk görünce o çuval dolusu paraları satmaz mı hiç?

Kahvede domino oynarken sattılar tarlalarını…

Ne Karaova'da tütün tarlası, ne de Bitez'de mandalin bahçesi kaldı!

Çıktı gitti elimizden bir anda farkına bile varamadık…

Doğrusunu söylemek gerekirse o dönemlerde acayip işe yaradı o paralar,

Çoluk çocuğunu evlendirdi vatandaş,

Hayatı boyunca hiç binemeyeceği araçlara bindi,

Özlemini çektiği ürünleri satın aldı,

Çikita muzla tanıştı,

İthal ürün zehirlenmesi oldu,

Geçmişim acısını çıkardı,

Çatır çatır yediler o paraları…

Durum böyle olunca az zamanda suyunu çekiverdi akçeler,

Sonraları satılan arazilerde dikilen villalara, otellere bekçi, bahçıvan oldu malını-mülkün satan Bodrumlular,

Bir süre sonra oralardan da kovuldular…

Saçını başını yolarak tamamladılar geri kalan hayatlarını,

Derken,

Kırmızı bültenle aranan “makbul adamların” (kendilerini görmesek de) adını duymaya başladık sağda solda.

Ennn…leri yaşamaya başladık bir anda,

En pahalı araçlar, en pahalı işletmeler, en pahalı tesisler vs…

Sokaklar güvensizlik arz etmeye başladı,

Kavgalar, cinayetler olağan hale geldi,

Güvenlik kuvvetlerimize saldırılar başladı,

Oturup kalkılacak yer,

Denize girilecek plaj kalmadı…

Sağa sola çökmeler başladı,

Gayrimeşru kavramı meşrulaştı,

Hoşgörünün başkenti,

Sonradan görmelerin kasabasına dönüştü…

Mülki amirlikler de bu sürece uydu,

Her şeyin fiyatı uçtu,

Vatandaşa yaşam alanın kalmadı,

Tayini buralara çıkan memur ağlamaya başladı,

Yollar araçtan geçilmez oldu,

Alt yapı, üst yapı çöktü,

Çalışanlar perişan oldu,

Milyon dolarlar havada uçuşur oldu,

Mimarimiz bozuldu,

Mavi söveli evler yok oldu bir bir,

Ormanlarımız yakıldı, yerine otel yapıldı,

Denizlerimizde balık, dağlarda ağaç kalmadı,

Hayat yaşanmaz hal aldı,

Sokaklarda dost, arkadaş kalmadı,

Memleket elden uçtu gitti,

Koruyamadık, kollayamadık…

Ne diyelim?

Elveda güzel vatanım,

Elveda yeryüzü cenneti,

Elveda hoşgörünün başkenti,

Elveda Herodotos'un kasabası,

Elveda Büyük İskender'in Halikarnas'ı,

Elveda!

TEBESSÜM

Her şeyi başaran süper adam!

Adam, daha sokağa adımını atar atmaz bir taksi bulmayı başardı. Bu, İstanbul'da zor rastlanan bir olaydı…

Taksiye bindiğinde şoför:

“Harika bir zamanlama beyefendi” dedi “Tıpkı Mücahit Bey gibisiniz…”

“Kim o Mücahit Bey?”

“Mücahit Osmangiloğlu… O her şeyi zamanında yapan bir adammış… Sokağa çıkar çıkmaz hemen taksi bulmak gibi şeyleri her seferinde başarırmış…”

Şoförü dinleyen yolcu “Bazen herkesin başında şans bulutları dolaşır” dedi.

Şoför “Hayır. Mücahit Bey'in durumu öyle değil… O her yönden süper adammış. Katılmış olsa, golf şampiyonu, dans şampiyonu, tenis şampiyonu olabilirmiş. Çok güzel şarkı söylermiş. Bir Hollywood dansörü gibi step yaparmış. Yani muhteşem bir adammış…” diye anlatınca Yolcu:

“Gerçekten özel biriymiş gibi geliyor bana…” dedi.

Şoför devam etti:

“Dahası var. Hafızası bilgisayar gibiymiş. Herkesin doğum gününü hatırlarmış. Şarapla hangi etin yenilmesi gerektiğini bilirmiş. Her şeyi tamir edebilirmiş. Benim gibi değil yani… Ben bir sigorta bile değiştiremem.”

Yolcu “Vay be! Ne adammış bu yahu?” dedi. Şoför içini çekti:

“Öyle… Mücahit Bey, her zaman en çabuk gidilecek yolu bilir, trafiğe takılmazmış. Benim gibi değil yani. Ben her zaman trafiğe takılırım. Kadınlara nasıl davranılması gerektiğini, kadın ruhunun inceliklerini bilir, kadın haksız olsa bile hiç cevap vermezmiş. Bir tek hata bile yapmamış. Hiç kimse ona benzemezmiş…”

Bunları dinleyen yolcu merakla “O muhteşem adamla nasıl tanıştın şoför bey?” diye sordu. Adam dertli dertli içini çekti:

“Aslında onunla hiç tanışmadım. Birkaç yıl önce ölmüş… Ben onun kahrolası, geveze mi geveze dul karısıyla evlenmek talihsizliğinde bulundum!”

GÜNÜN SÖZÜ

Mantıklı düşünüp mantıksız davranmak insanlara özgüdür!