New York’ta müthiş Türk için yapılan muhteşem gala

Bir zamanlar Bodrum'un simge bir gece kulübü vardı: Halikarnas Disko.

Artık yok!

Kulüp haline getirdiği diskoyu 1989 yılından beri işleten ve Bodrum'u dünyaya tanıtan Halikarnas'ın sahibi Süleyman Demir, 4 yıl önce sürpriz bir kararla kulübü kapattı.

Neden?

Halikarnas Disko'nun kurulduğu arazi Süleyman Demir'e ait değildi, kiralıktı.

Mal sahipleri akıl almaz bir kira bedeli istediler. Ödenmesi mümkün olmayan bir rakam…

Uzlaşma olmayınca adamlar “Araziyi satacağız.” diye tutturdu. Süleyman Demir, “Öyleyse ben satın alayım” dedi ama istenen fiyat uçuktu.

Bunun üzerine Süleyman Demir tesisi yıkarak araziyi mal sahiplerine aldığı günkü gibi arsa olarak iade etmeye karar verdi.

Dozerler çalıştı, binalar yıkıldı ve Süleyman Demir araziyi sahiplerine 1979 yılında aldığı gibi teslim etti… Ve böylece Bodrum büyük bir eğlence mekânını kaybetmiş oldu.

Ben şahsen yetkili bir kişi olsaydım, ne yapar eder, mal sahipleri ile Süleyman Demir'in uzlaşmasını sağlar ve Bodrum'u büyük bir kayıptan kurtarırdım.

Şimdi Bodrum o günden beri turistler için yaralı bir kuşa döndü, uçmakta zorlanıyor!

Süleyman Demir, kızı Sophia ile… New York'ta, Türkiye'ye döviz kazandırmak için Amerikalı iş insanlarıyla görüşmeler yapan ve onları Bodrum'da yatırım yapmaya davet eden iş adamı Süleyman Demir, büyük galaya kızı Sophia Demir ile birlikte katıldı. 17 yaşındaki Sophia Demir bu yıl bir Amerikan üniversitesinde öğrenimine devam edecek.

★★★

Yıllar önce Londra'da bindiğim bir taksinin şoförü Türk olduğumu öğrenince:

“Para biriktiriyorum” demişti…

Ben “Neden biriktiriyorsun?” diye sorunca, “Bu yaz Bodrum'da tatil yapacağım. Halikarnas Disko'ya gidip bol bol dans edeceğim. Harika bir yer orası” diye cevap vermişti.

Artık o harika yer yok! Bundan sonra da olmayacak!

Aynı yerde olmasa bile Bodrum'un başka bir bölgesinde olabilir diye düşünüyorum.

Süleyman Demir bunun için çalışmalar yapıyor, Türkiye'ye döviz kazandırmak için yabancı ortaklar arıyor.

Bu amaçla Amerika'ya gitti. 17 yaşındaki kızı Sophia Demir de bir Amerikan lisesini bitirmiş, orada üniversiteye giriş hazırlığı yapıyordu.

★★★

O günlerde “New York, Türk-Amerikan Derneği” Amerika'da müzik dünyasının kralı olan merhum Ahmet Ertegün'ün müzik alanındaki başarılarını anlatan film nedeniyle muhteşem bir davet verdi.

Ahmet Ertegün'ün eşi Mica Ertegün'ün daveti üzerine Süleyman Demir de kızı Sophia Demir'le birlikte galaya katıldı.

Süleyman Demir, “Galada, dostluğuyla onur duyduğum müthiş Türk Ahmet Ertegün'ün başarılarını anlatan filmi izlerken dünyaca ünlü davetlilerin ayakta alkışladığı anlarda bir Türk olarak gururlandım” dedi.

2006 yılında 83 yaşında kaybettiğimiz rahmetli Ahmet Ertegün her yıl yaz aylarında Bodrum'a gelip tatilini Bodrum'daki muhteşem evinde geçirirdi.

Ahmet Ertegün, Amerika'da ün yapan ve tüm yabancı ülkelerde Türkiye'yi en etkin şekilde tanıtarak imajımıza çok olumlu katkılar sağlayan önemli bir iş insanı idi.

★★★

Süleyman Demir, “30 yıl boyunca Bodrum'da her yaz birkaç ay birlikte geçirdiğim bu müthiş zeki ve entelektüel insan, hayatta beni en çok etkileyen kişilerden biri olmuştur. Amerika'nın en ünlü film ve ses yıldızları ondan hayranlıkla bahsederlerdi. Bence milyon kere hak etmesine rağmen Türkiye'de hiçbir hükümetin (kimlere elçilik payeleri verilirken) bu müthiş Türk'e fahri konsolosluk vermemelerine bugün hâlâ üzülürüm” diyor.

TEBESSÜM

Bir yobazlık hikâyesi!

Günümüzde, televizyon izlemenin, radyo dinlemenin bile günah olduğunu iddia eden çağ dışı yaratıklar var ne yazık ki…

Son zamanlarda yaygınlaşan şu fıkra, bu tipleri anlatıyor.

İstanbul'da sakallı ve şalvarlı mollaların biri taksiye biner, arka koltuğa kurulur ve şoföre “Fatih'e çek” der…

Taksim'den Haliç Köprüsü'ne doğru hareket eden taksinin radyosundan bir müzik sesi duyulmaktadır.

Sakallı ve şalvarlı adam, şoföre:

“Radyoyu kapat… Günaha giriyoruz. Dinimizde bu tür müzik yasaktır! Peygamberimiz döneminde radyo yoktu” der.

Şoför, gülümseyerek sakin bir şekilde radyoyu kapatır ve otomobili yolun kenarına doğru çekip durur. Adam şaşırmıştır.

Şoför arabadan iner, sakallının kapısını açar “İnin aşağıya” der.

Adam kaşlarını çatarak “Neden ineceğim?” diye sorunca şoför şu cevabı verir:

“Peygamberimiz zamanında taksi de yoktu… Ulaşım develerle yapılırdı. Sen de in aşağıya ve bir deve bekle!”

GÜNÜN SÖZÜ

Haybeden ona-buna dayılanan, kafa tutan kişiler aslında kabadayı değil, ödleklerdir!

Loading...