Türkiye’ye bir “Baba” lâzım!

Türk halkı ona “Baba” adını vermişti. Atatürk devrimlerine bağlı, Cumhuriyet sevdalısı, gerçek demokrat bir liderdi.

Önceki gün 6'ncı ölüm yıldönümünde dualarla andığımız 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den (1924-2015) bahsediyorum.

Uzun siyasi hayatı boyunca Başbakan ve parti lideri olarak askeri darbelerden çok çekmiş, 6 defa gidip, 7 defa gelmişti!

7'nci gelişinde artık devletin en tepesindeydi, Cumhurbaşkanı olmuştu.

Başbakanlığı döneminde Demirel'i çok eleştirmiştim. Fakat Cumhurbaşkanlığı döneminde onu eleştirdiğimi hiç hatırlamıyorum. Çünkü 5 yıl harika bir Cumhurbaşkanlığı yaptı. Anayasa ve demokrasiye titizlikle bağlı kaldı.

★★★

1996 yılında, “Mafya-Devlet-Siyaset” ilişkilerini gün ışığına çıkaran “Susurluk olayı” patlak verdiğinde Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Demirel oturuyordu.

Hemen tüm parti liderlerini Çankaya Köşkü'nde topladı. Liderler zirvesinde devletteki kirli ilişkiler zincirinin ortaya çıkartılması için, ucu nereye ve kime varırsa varsın olayın soruşturulması kararı alındı.

Ya şimdiki durum ne?

★★★

Türkiye bugün mafya lideri diye tanımlanan Sedat Peker'in itiraf ve iddiaları ile çalkalanıyor. 25 yıl önce Susurluk'taki kamyon kazasından sonra ortaya dökülen pisliklerden daha pis, o günlerden daha karanlık bir dönem yaşıyoruz ama devlet sessiz ve suskun!

O yıllarda “Mafya-Devlet-Siyaset” üçgeninin yarattığı karanlıktan çıkmak için bir umut vardı. Çünkü Çankaya'da Anayasa'ya ve demokrasiye gönülden bağlı bir Cumhurbaşkanı vardı.

Halk, kamuoyunu aydınlatan medyaya güven duyuyordu.

Şimdi durum öyle mi? Hayır!

★★★

Gazete ve televizyonların yüzde 90'ı çirkin bir suskunluk içinde… Bunlar iktidardan beslendikleri için olayları görmezden geliyor ve en müthiş yolsuzluk iddialarının bile üzerine gitmiyorlar!

Az sayıdaki düzgün gazete ve televizyonlar ise, Saray'ın yanına bile yaklaştırılmıyor, ağır baskılarla, haksız cezalarla susturulmaya çalışılıyor!

Demirel'in 6'ncı ölüm yıldönümünde bunlar aklıma geldi, bir kez daha onu hasret ve rahmetle andım. Mekânı cennet olsun.

Süleyman Demirel'den fıkra gibi iki anı!

Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde rahmetli Demirel ile uzun görüşmelerim oldu.

Demirel'den dinlediğim fıkraları “Baba'dan Fıkralar” adında bir kitapta topladım. SÖZCÜ Kitabevi'nin yayınladığı kitabın ilk baskıları kısa sürede tükendi.

Kitabevinin tam yetkili yöneticisi Bilal Ak “Halkımız fıkraları pek sevdi. Yeni baskılar yapıyoruz” dedi.

Ölümünün 6'ncı yılında Demirel'i bir kez daha rahmetle anarken kitapta olmayan “fıkra gibi iki anıyı” sizlerle paylaşmak istedim:

★★★

En keskin Demirel karşıtlarından bazı siyasiler günün birinde DYP'ye üye olunca, yakın çalışma arkadaşları Demirel'e “Yıllardır bize söven herifleri neden partiye aldınız?” diye sormuşlardı.

Demirel'in cevabı şöyle oldu:

“Karşıdan bağırıp duruyorlardı. Bizim kapıya bağladık. Şimdi karşıya sövüyorlar.”

★★★

Demirel'den bir anı daha:

Başbakan olduğu yıllarda Demirel rakibi Ecevit ile hep çekişme halindeydi. Çoğu zaman birbirlerine selam bile vermiyorlardı.

Bir gün Başbakanlık'ta bütün siyasi liderlerin katıldığı bir toplantı oldu. Toplantı bittikten sonra bir gazeteci Demirel'e:

“Sayın Başbakan'ım, öğrendiğimize göre içeride Sayın Ecevit'in elini sıkmışsınız…” dedi.

Hafifçe gülen Demirel'in cevabı şöyle oldu:

“Ya neresini sıkacaktım?”

GÜNÜN SÖZÜ

Ölüm olmasaydı, hayat bu kadar değerli olmazdı!