Sevgili Paşam, bizi büyük bir savaş bekliyor

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 98 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti'nin  ilk başbakanı olarak e atadığı İsmet İnönü'ye 30 Ekim 1923 de yazdığı mektubu çoğu kimse bilmez. Türkiye'nin durumunu bizzat kurucusunun kaleminden bize anlatan bu mektubu TRT'nin eski program yapımcısı ve sunucusu Nazmi Kal, “Atatürk'ün Diktiği Fidanlar” kitabında yayımlamıştı.

Atatürk mektubuna “Sevgili Paşam, Cumhuriyet'in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor” sözleriyle başlıyor.  O mektubu birlikte okuyalım:

BİR ÇİFT ÖKÜZ, BİR KARASABAN

“Durumumuzun  bir  bölümünü, Cephe Komutanı ve Lozan Baş delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın. Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı.

Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km kadar demiryolu var, bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olana bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.

HASTALIKTAN KIRILIYOR

Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımız öldürüyor.

Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. (Trahom o dönemde sık görülen bir çeşit göz hastalığı.)

Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı yüzde 60'ı geçiyor. Nüfusun yüzde 80'i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe.

Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremidi bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var. Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114 bin 408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor.

NAMUS CEPHESİ

Yunanistan'dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet'in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz.

Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel Durumu tam bilsinler. Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var.

Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.

ÖRNEK OLACAĞIZ

Cumhuriyete uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu  büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız.

Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun.”

NEREDEN NEREYE…

Cumhuriyetin o kadroları çalıştı, çabaladı. 1938'e gelinceye kadar yapılanlardan bazılarını aktaralım:

– Uçak fabrikası, 4 şeker fabrikası, kağıt fabrikası kuruldu.

– Kayseri, Ereğli, Nazilli, Bakırköy'de tekstil, Malatya iplik ve dokuma, Iğdır'da iplik, Karabük Demir Çelik fabrikaları kuruldu.

– Bursa Merinos kumaş fabrikası, Kütahya'da seramik, Paşabahçe Şişe-Cam, Keçiborlu kükürt, Gemlik suni ipek, İzmir süperfosfat, ispirto, gülyağı, çimento tesisleri.

– Trabzon, Samsun, Zonguldak limanları yapıldı.

– Alt yapıda 4 bin 180 km demiryolu yabancılardan satın alındı, 3 bin 170 km. yeni demiryolu yapıldı.

– Tarımda bin 560 balya pamuk üretimi 90 bin balyaya çıkarıldı.

– Çiftlikler kuruldu, halka modern tarım öğretildi.

– İstanbul'da tramvay, tünel, Zonguldak'ta kömür, İzmir'de telefon şirketleri satın alınıp millileştirildi.

– Türkiye 1938'e geldiğinde, tarımda kendi kendine yeten, 2. Dünya Savaşı'nda buğday satan, sanayide demir, şeker, kağıt, çimento, kauçuk, deri, mensucat ürünlerinde ihtiyacını karşılayan bir ülke konumuna geldi.

– Her yıl 5 milyon altın Osmanlının borcunu son kuruşuna kadar ödedi.

Sizleri minnetle, şükranla, saygıyla anıyoruz.


Not: Cumartesi ve Pazar günü saat 13.00'te Ankara Kitap Fuarı Doğan kitap standında “Vali Bey” ve diğer kitaplarımı imzalayacağım.

Bürokratlar bakana ayar mı veriyor?

17 Ekim'de Resmi Gazete'de “Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Kurumları Yönetmeliği'nde Değişik Yapılmasına Dair Yönetmelik” yayımlandı. Artık yönetmeliklerin bile ne kadar özensiz, düzensiz yazıldığını görmek için çok örnekler var ama incelediğim bu yönetmelikten aktaracaklarım var.

Milli Eğitim Bakanlığı'nda danışma ve karar organı olan Talim ve Terbiye Kurulu (TTK) vardı. Şeklen de olsa halen var. Eğitimle ilgili başta mevzuat olmak üzere program, ders kitapları kısaca eğitimle ilgili her şey kurulun inceleme, denetim, kontrol ve onayından geçtikten sonra yayınlanır, olası hata ve yanlışlıklara yer verilmemesi için titiz davranılırdı.

2010 yılında bu durum ortadan kalktı, Talim ve Terbiye Kurulu işlevsizleştirildi ve sıradan bir birime dönüştürüldü. O yüzden çıkarılan mevzuat, hazırlanan programlar ve yazılan kitapların yanlışlıklarla dolu olması artık yadırganmıyor.

ÖZENSİZLİK HAD SAFHADA

Bir genel müdürlük yönetmelik çıkaracağı zaman hazırladığı taslağı önce kendi birimlerine sonra diğer genel müdürlük ve dairelerin görüşüne sunar, öneri ve eleştiriler dikkate alınarak düzeltmeler yapılır, Talim ve Terbiye Kurulu'na sunulurdu. Kurulun uzmanları tekrar değerlendirir, bütün pürüzler giderilerek Kurul'un gündemine alınırdı.

Kurul, taslağın her maddesindeki cümleleri tek tek tartışmaya açar, maddeler oylanarak görüşme tamamlanırdı. Kurulun kabul ettiği taslak bakan imzasıyla Başbakanlık Kanunlar ve Kararnameler Genel Müdürlüğü'ne gönderilirdi. Bir inceleme de orada yapılır, herhangi bir eksikli ve yanlışlık yoksa Resmi Gazete'ye gönderilerek yayınlattırırdı.

HÜLLE EĞİTİMİ

2010 yılında bu yetki TTK'dan alındı ve yeni kurulan Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne verildi. Bu genel müdürlük, taslağı hazırlıyor. Usulen görüş aldıktan sonra Resmi Gazete'ye gönderiyor.

Bunun en son örneği Bakanlığın yayınladığı “Hayat Boyu Öğrenme Kurumları Yönetmeliği”nin 57. maddesinde yapılan değişliktir. Öncelikle bu değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu? Danıştay'ın iptal ettiği ancak hülle ile halen uygulanmakta olan cemaat, tarikat, vakıf ve derneklerle olan protokolleri zaten dönemin genel müdürleri Ali Rıza Altıner (Sayıştay'ın 2017 raporunda eleştirilmişti) ile daha sonra yerine gelen Yusuf Büyük imzalamıştı.

Aralarında Ensar'ın da bulunduğu cemaat, tarikat vakıf ve derneklerle yakın ilişkisi bilinen Yusuf Büyük acaba yeni bakan tarafından bu yüzden mi alındı? Yoksa başka vakıfların mücadelesi sonucu mu alındı, bilemem.

BAKANLIKLA EŞİTLEDİLER

Yönetmelikte yapılan değişiklikle, iş birliği yapılan resmi, özel kurum ve kuruluşlar ile özellikle sivil toplum kuruluşlarının ülke düzeyindeki yöneticilerini Milli Eğitim Bakanı ile eşitleme amacı taşımıyorsa, yönetmeliğin ikinci paragrafının son cümlesindeki, “Genel Müdürlükçe veya Bakanlıkça imzalanır” ifadesiyle genel müdürlük ve Bakanlığı eşitleyen bir bilgisizliğe yer verildiği açıktır.

Bakanlık; genel müdürlükler, bağımsız daire başkanlıkları, milli eğitim müdürlükleri, yurt dışı temsilcilikleri olmak üzere merkez ve taşra teşkilatından oluşan tüzel kişiliktir. Genel müdürlük, Bakanlığın bir birimidir. Yönetmelikteki “Bakanlıkça veya genel müdürlükçe” ifadesi iki farklı birimin varlığını ortaya koyuyor.

İyi niyetle düşünelim. “Bakanlıkça imzalanır” şeklinde tek ifade yazılsaydı buradan iş birliğinin şekil ve düzeyine bağlı olarak ya bakan bizzat imzalar veya bakan yardımcısı ya da genel müdür imzalayabilir anlamı çıkardı ve yeterli olurdu. Ayrıca “Veya Genel Müdürlükçe” ifadesiyle Bakanlık ve genel müdürlüğü eşitlemişler. Sanki Bakanlık ayrı genel müdürlük ayrıymış gibi bir tanımlama yapılmış.

BİLEN YOK MU?

Koca kurumda Bakanlık ile genel müdürlük ayırımını bilen ve yanlışlığı dile getirecek bürokrat yok mu? Milli Eğitim Bakanlığı, değil böyle skandal yanlışlık, mevzuat metinleri, program ve ders kitaplarında bir tek noktalama işaretini dahi eksik ve yanlış koyma toleransına sahip değildir.

Kasıtlı olarak mı yapıldı? Bakanı daha işin başında yıpratma oyunları mı? Ya da cemaatlerle bundan sonra yapılacak protokollerde topu Bakana atıp geri kaçma, kendini sağlama alma hamlesi mi?

Ya da bununla cemaat vakıf ve derneklerle yapılacak iş birliği protokollerinin değer ve itibarını yükseltmek için bizzat bakanın mı imzalaması hedefleniyor? Özelliklede bir takım cemaat vakıf ve derneklerin itirazına rağmen bakanın görevden alma icraatlarına karşı tavır olarak mı yani kendilerini bakanla eşitleyerek bu yolla bakana ayar mı verilmek isteniyor?

Bir sivil toplum kuruluşuyla birkaç ilde yapılacak kurslar için işsbirliği protokolünü bırakın bakanı, yardımcısı bile imzalamaz. En fazla genel müdür imzalar. Teamüller böyledir. Aynı yanlışlık; ilçe düzeyinde imzalanacak protokol için önce validen onay alınacak sonra milli eğitim müdürü imzalayacak hükmünde de mevcut. Kaymakam nerede? İlçenin mülki amiri değil mi? Neden yok sayılıyor?

Yönetmelikteki iş birliği belgesinin, iş birliği protokolü yerine kullanıldığı anlaşılıyor. Milli Eğitim önce kendini düzeltmeli.

Loading...