Sorgu odasında geçen konuşma

Sedat Peker'in açıklamalarıyla başlayan iddialar giderek boyut kazanıyor. Ancak, onca önemli iddiaya, muhalefetin çağrılarına rağmen Cumhuriyet savcılıkları tarafından herhangi bir soruşturma açılmadı. Günümüzdeki olaylarla, geçmişte yaşananları karşılaştırdığımızda, kısıtlı olanaklarına rağmen nasıl fedakarca çalışıldığını daha iyi anlıyoruz.

Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ, aranan Abdullah Çatlı ve aşiret reisi DYP Milletvekili Sedat Bucak'ın içinde bulunduğu otomobil 6 Kasım 1996'da kamyona çarpmıştı. Kocadağ ve Çatlı vefat etmişti. Açık söyleyelim, bu olayı iğneyle kuyu kazarcasına savcılar araştırdı.

İSRAİL'E GİDİLDİ

Çeteler, çıkar amaçlı organize suç örgütlerinin cirit attığı günlerde öldürülenlerden birisi de Nesim Malki'ydi. Soruşturmayı asker kökenli DGM Savcısı Engin Baltacıoğlu yürütüyordu. Askerlerin DGM'den yasayla çekilmesinden sonra Malki soruşturmasını DGM Savcısı Aykut Cengiz Engin yürüttü. Cinayetin aydınlatılması için İsrail'e gidip Malki'nin yakınlarını buldu. Sonunda cinayeti bütün yönleriyle aydınlattı. Kuşkusuz, dönemin Bursa Valisi Orhan Taşanlar'ın da büyük katkısı olmuştu.

TALİMAT ALMADAN

Gündemdeki iddialarla ilgili savcıların harekete geçmemesi eleştiriliyor. Susurluk kazası soruşturmasını yürüten savcılar, “Soruşturma talimatı verilmeden” harekete geçmişti. O dönem görev yapan DGM savcısı, benim sorum üzerine, “Kimsenin bize talimat vermesine ya da birisin şikayet dilekçesi yazmasına gerek yoktu. Bugün ortaya atılan iddialara da savcının resen el koyması lazım. Örneğin ölen kişinin yakını şikayet etmezse savcı bakmayacak mı? Şikayete bağlı olur mu?”  diyor.

Geçmiş dönemle karşılaştırdığımızda, bir yandan C. Savcıları çalışma yürütürken, TBMM'de kurulan Araştırma Komisyonu da çalışıyordu. Susurluk Komisyonu'nun başkanlığını yapan Mehmet Elkatmış'ın çabaları da unutulmaz. Hem savcılık, hem TBMM Araştırma Komisyonu çalışmaları, karanlıkta kalan birçok olayın aydınlanmasını sağlamıştı. Bugün, aynı çabayı göremiyoruz. Savcılık da TBMM'de sessiz…

KARIŞMAYANLAR DA OLDU

Siyasetin de Emniyet'in de en güçlü isimleri Susurluk kazasıyla birlikte anılıyordu. Kumarhane sahibi Ömer Lütfü Topal cinayetinin aydınlatılması da kolay olmadı. Savcı, Sami Hoştan'ın telefonuna ulaştı. O geceki telefon trafiği önemliydi. Emniyet, jandarma ve TÜBİTAK, Sami Hoştan'ın telefonu üzerinde çalışma yapmaktan kaçındı.

O soruşturmayı yürüten DGM Savcısı Aykut Cengiz Engin, Telekom'da görevli bir kadından yardım istedi. Telefonun HTS kayıtları ve bu kayıtlara göre baz istasyonları kayıtlarının belirlenmesini istiyordu. Bunlar tek tek ortaya konuldu. Topal cinayeti de bundan yola çıkılarak çözüldü.

VİCDAN SAHİBİ

O dönem DGM'de görevli olan savcı, “Susurluk olayında,  vicdan sahibi hakimler, savcılar vardı. Şimdiye kadar görülmemiş bir çete ortaya çıkarılmıştı. Türkiye artık değişmiş, Emniyet'te bu tür olaylarda tevessül edenlerin sayısı da azalmıştı” diyor.

Sedat Peker, kendisine koruma polisi verildiğini açıklamıştı. İçişleri Bakanı da soruşturma açacağını söylemişti. Peki ne oldu? Bakan, bir siyasetçiye Peker'in her ay 10 bin dolar verdiğini söylemişti. Bu açıklamanın üzerinden ay geçti ama hâlâ o kişi belli değil. Ya iş bağlamak için bir lobinin Sezgin Baran Korkmaz'dan 10 milyon Euro istediğine ne dersiniz? O lobi ortaya çıkarıldı mı? Kimsenin kılı bile kıpırdamadı.

Peki, onca önemli soruşturmaları yürüten savcılar, davalara bakan hakimler hep tehdit altında mı? Terör, organize suçlarla ilgili önemli soruşturmaları yürüten ve şimdi emekli olan savcının anlattıklarını, bir meslektaşı bana şöyle aktardı:

TAMAM, SAYGINI GÖSTERDİN

“Kamuoyunda çıkar amaçlı organize suç örgütü liderlerinden bir kötülük geleceği hiç aklıma gelmezdi. Kanuni görevini yapan düzgün insanlar, en ağır cezayı bile verseler de saygı duyuluyor. Uzun süredir aradığımız, hatta yıllardır peşinde konuştuğumuz kişi yurt dışında yakalanmıştı. Yorgunluktan, uykusuzluktan yürümekte bile zorluk çekiyor, iki polisin koluna girmesiyle ancak yürüyebiliyordu. Sandalyeye oturmasını istedim. ‘Sizin karşınızda oturmam' dedi. Israrıma rağmen yine oturmadı.

1.5 saattir ayaktaydı. Ama dayanacak gücü kalmamıştı. Artık bir kez daha, ‘Tamam, oturun; saygınızı gösterdiniz' dediğimde nihayet oturdu. Ne sordumsa da cevaplandırdı. Sorgunun sonunda şöyle dedi: ‘Ben sütten çıkmış ak kaşık değilim. Suçlarım var. Cezam neyse buna saygı gösteririm.' 

DGM'de dava açtım. İlk duruşma başlarken sağa-sola manasız bir biçimde bakıyordu. Beni görünce selamladı.”

Anlatan kişi isim vermedi. Rica ettim, sonunda o savcının dönemin İstanbul DGM Başsavcılığı görevinde de bulunan Aykut Cengiz Engin, ifadesini aldığı kişinin de Alaattin Çakıcı olduğunu söyledi.