Milli Mücadele’de iç cephe “İhanet ve isyan”

Osmanlı Saray Hükümeti, Milli Mücadele'de fetvalar, bildiriler, idam fermanları, Anzavur isyanları, Hilafet Ordusu ile bir “iç savaş” yürüttü.

Kurtuluş Savaşı, emperyalist işgalciler yanında yerli işbirlikçilere karşı verilen iki yönlü bir savaştı. Milli Mücadele'nin unutulan bir “iç cephesi” vardı. Öyle ki, Atatürk, yabancı işgalcilerden önce yerli işbirlikçilerle mücadele etmek zorunda kalmıştı. İşte bugün, Osmanlı Saray Hükümeti'nin Milli Mücadele karşıtlığından, “padişahçı isyanlardan”; Milli Mücadele'nin unutturulan “iç cephesinden” söz edeceğim.

SARAYIN, MİLLİ MÜCADELE DÜŞMANLIĞI

11 Nisan 1920'de İstanbul Saray Hükümeti'nin şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, -Padişah Vahdettin'in onayıyla- “Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir” diyen fetvalar yayınladı. Bu fetvalara göre Kuvayı Milliyecileri öldürenler “gazi”, bu uğurda ölenler “şehit” sayılacaktı. Bu “emri sultaniye” uymayanlar ise cezalandırılacaktı. Bu ihanet fetvaları İngiliz uçaklarıyla Anadolu'ya atıldı. İngiliz vapurları da Milli Mücadele karşıtı “Peyam” ve “Alemdar” gibi gazeteleri Anadolu'ya taşıdı.

11 Nisan 1920'de Sadrazamı Damat Ferit, milli hareketi “fitne ve fesat”, Kuvayı Milliyecileri de “isyancılar” diye adlandıran bir hükümet bildirisi yayınladı.

11 Nisan 1920'de Padişah Vahdettin'in Milli Mücadele karşıtı hattı hümayunu yeniden yayınlandı. Vahdettin'e göre Mili Mücadele, bastırılması gereken bir ayaklanmaydı!

11 Nisan 1920'de Meclis-i Mebusan'ın feshini duyuran padişah iradesi çıktı. Böylece Padişah Vahdettin, Milli Mücadele'ye karşı başlatacağı iç savaşta meclis engelinden de kurtulmuş oldu.

16 Nisan 1920'de İstanbul'daki Divan-ı Harbi Örfi'nin başına Milli Mücadele karşıtı Nemrut Mustafa Paşa getirildi. Bu mahkeme, 11 Mayıs 1920'de Mustafa Kemal Paşa ve bazı arkadaşlarını gıyaben idama mahkûm etti. Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının bu idam kararını 24 Mayıs 1920'de onayladı. (Takvimi Vekayı, 27.5.1336)

Divan-ı Harbi Örfi, 1920 yazında, Fevzi (Çakmak) Paşa'yı, İsmet (İnönü)'yü, Refet (Bele)'yi ve çok sayıda Kuvayı Milliyeci subayı da gıyaben idama mahkûm etti. Bütün bu idamları Padişah Vahdettin onayladı. Divan-ı Harbi Örfi, 19 Haziran 1921'e kadar tam 823 Kuvayı Milliyeciye çeşitli oranlarda cezalar verdi.

Osmanlı Saray Hükümeti'nin fetvaları, hattı hümayunları, hükümet bildirileri, idam fermanları, saray yanlısı “Teali İslam Cemiyeti”, “Cemiyeti Ahmediye” gibi zararlı cemiyetlerin ve İngilizlerin kışkırtmalarıyla Anadolu'da Milli Mücadele karşıtı çok sayıda “padişahçı isyan” çıktı.

Şeyhülislamın Fetvası, Padişahın Hattı Humayunu, Hükümetin Beyannamesi, üçü bir arada bastırılıp İngiliz uçaklarıyla Anadolu'ya atıldı. (Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, İ.DUİT. 9140-11)

Sarayın Paşası Ahmet Anzavur'un İsyanları

Ahmet Anzavur, 1 Ekim 1919'da “Kuvayı Muhammediye Komutanı” olarak Biga'ya gönderildi. Anzavur, kendisini adeta bir evliya gibi tanıtarak Biga'ya girdi. “Sık sık rüyasında Hz. Peygamberi gördüğünü ve onun arkasında Mekkei Mükerreme'de namaz kıldığını” anlatarak taraftar topladı. Biga'yı köy köy dolaştı. “Beni buralara padişah gönderdi. Kuvayı Milliye denen hareket eşkıyalardan başka bir şey değildir. Mustafa Kemal askerlikten kovuldu, canını kurtarmak için İstanbul'dan kaçtı, padişaha isyan etti…” diyerek halkı kışkırttı. (Zühtü Güven, Anzavur İsyanı, s. 42, 43, 44, 66). Sonra Gâvur İmam'la birlikte Biga'yı bastı. Bazı Kuvayı Milliyecileri katletti. Birinci Anzavur İsyanı 30 Kasım 1919'da bastırıldı. Anzavur kaçtı.

16 Şubat 1920'de İkinci Anzavur İsyanı başladı. Biga'da milli kuvvetlerle çarpışan Anzavur galip geldi. Milli kuvvetlerin silahlarını ele geçirdi. Askerleri ve subayları esir ve şehit etti. Akbaş kahramanı Köprülü Hamdi Bey de şehitler arasındaydı. Daha sonra kendi adını verdiği “Ahmediye Cemiyeti”ni kurdu. (Nutuk, Kum Saati Yayınları, s. 316)

4 Nisan 1920'de Anzavur, bu sefer Gönen'e saldırdı. Anzavurcular Gönen Müftüsü Şevket Efendi'yi şehit ettiler. Saray, 8 Nisan'da, Anzavur'u “paşalık” rütbesiyle ödüllendirdi. Anzavur, Balıkesir Mutasarrıflığına atandı.16 Nisan'da, Susurluk kuzeyinde Yahyaköy'de Çerkez Ethem'in komutasındaki Kuvayı Milliye kuvvetleriyle savaşan Anzavurcular yenilerek kaçtılar. Anzavur da yaralandı. Bu sırada Gönen'den Balıkesir'e ilerleyen Gavur İmam komutasındaki 2000 kişilik padişahçı bir kuvvet de Kuvayı Milliyecilerin direnişiyle Biga'ya çekildi. Anzavur, 19 Nisan'da Karabiga'ya geldi ve bir İngiliz gemisiyle İstanbul'a kaçtı. 24 Nisan 1920'de Biga kurtarıldı. Ancak saray yandaşı gazeteler Anzavur'un başarısızlığını gizlediler.

Anzavur, 8 Mayıs 1920'de milli kuvvetleri dağıtmak için İzmit'ten Adapazarı'na geçti. 10 Mayıs'ta Adapazarı'nı işgal etti. 13 Mayıs'ta Eskişehir-İstanbul yolunu açmak için Geyve Boğazındaki milli kuvvetlere saldırdı. 16 ve 17 Mayıs'ta Anzavur kuvvetleri ile Kuvayı Milliye karşı karşıya geldi. 20 Mayıs'ta Sadrazam Damat Ferit, Anzavur'un zaferini kutlamak için İzmit'e gitti. Ancak 22 Mayıs'ta Anzavur kuvvetleri yenildi. 23 Mayıs 1920'de Adapazarı geri alındı. İsyancılar, Hıyaneti Vataniye Kanunu'na göre cezalandırıldı. Anzavur yine İstanbul'a kaçtı.

Kuvayı İnzibatiye (Hilafet Ordusu)

Osmanlı Saray Hükümeti, Kuvayı Milliye'yi ortadan kaldırmak için, 18 Nisan 1920'de, doğrudan halife/padişaha bağlı paralı ordu Kuvayı İnzibatiye'yi kurdu. Bu ordu için tam 1.250.836 liralık olağanüstü bir ödenek ayrıldı. Kuvayı İnzibatiye'nin başına Süleyman Şefik Paşa getirildi.

Kuvayı İnzibatiye'nin ilk birlikleri 8 Mayıs'ta İzmit'e girdiler. Süleyman Şefik Paşa'nın karargâhı İzmit Körfezi'nde demirlemiş Yavuz zırhlısında idi.

Kuvayı İnzibatiye, İzmit'ten İstanbul'a uzanan bölgede İngiliz birlikleri arasında yerleştirildi. Kuvayı İnzibatiye'nin gerisine üç İngiliz taburu konuldu. Ayrıca İzmit limanındaki İngiliz savaş gemileri de Kuvayı İnzibatiye mevzilerinin sağ kanadını koruyacak biçimde konumlandırıldı. (Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, s. 453).

14 Haziran'da Kuvayı İnzibatiye birlikleri Kuvayı Milliye'ye saldırdı. Bu sırada bazı Kuvayı İnzibatiyeciler Kuvayı Milliye saflarına geçti. Ancak Kuvayı İnzibatiye topçusu, Kuvayı Millliye'ye ateş açtı. Milli kuvvetler, İngiliz destekli Kuvayı İnzibatiye'yi İzmit'e kadar çekilmeye mecbur ettiler. Kuvayı İnzibatiye döküntüleri İngilizlere sığınıp İstanbul'a getirildi. 14/15 Haziran 1920 gecesi Kuvayı Milliye, bir baskınla İzmit'i ele geçirmek istedi, ancak Ermeni çetelerinin savunması karşısında başarısız oldu. Ali Fuat Paşa, İngilizlerin İzmit'i boşaltmalarını istedi. Bunun üzerine İngilizler milli kuvvetleri bombalamaya başladı. 16/17 Haziran 1920'de İngilizlerin karadan, denizden ve havadan yaptıkları şiddetli ateş nedeniyle Kuvayı Milliye, Adapazarı ve Geyve'ye doğru geri çekildi. İngilizler, 19 Haziran 1920'de savaş gemilerden açtıkları ateşle İzmit Çuha Fabrikası'nı da yerle bir ettiler. (Cebesoy, s. 453-455;Selahattin Tansel, Mondros'tan Mudanya'ya Kadar, C.3, s. 124,125; Sina Akşin, İç Savaş ve Sevr'de Ölüm, s. 79-82)

13 Mayıs 1920'de Padişah Vahdettin, 16 Kuvayı İnzibatiye gazisini (!) ve isyan elebaşını Mecidiye Nişanı ile ödüllendirmişti. (Turgut Özakman, Atatürk, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet Kronolojisi, s.92)

Milli Mücadele Karşıtı Padişahçı İsyanlar

Osmanlı Saray Hükümeti, Sivas Kongresi sırasındaki Ali Galip Olayı ile iç savaşı fiilen başlatmıştı. Bozkır ve Anzavur isyanlarıyla iç savaş devam etmişti. (Akşin, s. 21)

13 Nisan 1920'de 4000 kadar padişahçı Düzce'ye girerek yönetime el koydu. Böylece Birinci Düzce İsyanı çıktı. Padişahçılar, 14 Nisan'da Ankara Beypazarı'nda toplandılar. “Padişah nerede ise biz de oradayız!” diyerek ilçeyi ele geçirdiler. 19 Nisan'da İstanbul'dan gelen fetva ve hükümet bildirisini okudular, padişaha karşı gelen Ankara'yı dinlemeyeceklerini söylediler. 18 Nisan'da Bolu'yu, 20 Nisan'da Gerede'yi ele geçirdiler. Mustafa Kemal, 18 Nisan akşamı Geyve'deki 24. Tümen Komutanı Kurmay Kaymakam Mahmut Bey'in Düzce'ye gitmesini istedi. Mahmut Bey'in emrindeki birlik 19 Nisan'da dükkânları kapalı Adapazarı'na, 21 Nisan'da da Hendek'e vardı. Ancak 22 Nisan'da Hendek'ten ayrılan birlik padişahçıların saldırısına uğradı. Mahmut Bey şehit edildi. Askerlerin silahları ellerinden alındı. Padişahçılar, 19 Mayıs'ta Göynük'e saldırdılar. Hapishaneyi boşaltıp memur evlerini yağmaladılar. Padişahçılar, 3 Mayıs'ta Bolu'ya saldırdılar. Bazı subayları ve erleri vahşice katledip çırılçıplak soyarak sokaklarda sürüklediler. “İşte şeyhülislam fetvasının hükmü yerine geldi!” diye bağırıyorlardı. (Akşin, s. 65-70).

Kısa süre sonra Hendek, Adapazarı, hatta Safranbolu padişahçıların kontrolüne girdi. Bunun üzerine TBMM, isyana karşı bölgeye asker ve öğüt kurulları gönderdi. Ancak Ankara'dan gönderilen Hüsrev Gerede kurulu padişahçılarca tutuklandı. Adapazarı'ndan gönderilen Sait ve Kazım Beyler ise öldürüldü. Bu sırada Geyve Boğazı'nda Anzavur, Kuvayı Milliye'ye saldırdı. Bunun üzerine Çerkez Ethem, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ve Refet (Bele) isyanları bastırmak için bölgeye gönderildi. Çerkez Ethem, 23 Mayıs'ta giriştiği harekâtla Sapanca, Adapazarı ve Hendek'i ele geçirip Düzce'ye yürüdü. Ethem, 26 Mayıs'ta Düzce'ye girdi. Burada isyanın liderlerini idam etti. Refet (Bele)'de aynı gün Bolu'ya girdi, 31 Mayıs'ta da Gerede'yi ele geçirdi. Ancak Bolu ve Düzce civarındaki padişahçılar, Kuvayı Milliye birliklerinin Yozgat İsyanı'nı bastırmaya, düzenli birliklerin de Yunan saldırısına karşı gönderilmesinden yararlanarak, 19 Temmuz'da yeniden ayaklandılar, 8 Ağustos'ta Düzce'yi ele geçirdiler. Bölgeye gönderilen milli kuvvetler, bir ay süren mücadeleden sonra İkinci Düzce İsyanı'nı da bastırdılar.

14 Mayıs 1920'de Yenihan (Yıldızeli)'da Postacı Nazım ve Çerkes Kara Mustafa, “Kuvayı Milliye'nin padişahla savaş halinde olduğunu” iddia ederek isyan ettiler. İsyan kısa sürede büyüdü. Sivas'ı tehdit eden padişahçılar bölgedeki milli kuvvetleri etkisiz hale getirip silahlarını aldılar. 27 Mayıs'ta TBMM, buradaki isyana karşı Erzurum'daki 15. Kolordu'dan yardım istedi. Padişahçılar, 6/7 Haziran 1920'de Zile'yi ele geçirdiler. 5. Tümen isyanı bastırmakla görevlendirildi. 12 Haziran'da Zile kurtarıldı.

Padişahçılar 15 Mayıs 1920'de Yozgat'ta ayaklandılar. Mutasarrıf Necip “Allah'tan ve padişahtan ve onların yasalarından başka bir şey tanımadığını” söyleyerek Ankara'da açılan TBMM için seçim yaptırmamıştı. İsyanı başlatan Çapanoğullarından Celal, Edip, Salih ve Halit, 14 Haziran'da Yozgat'ı işgal ettiler. Celal, Kılıç Ali'ye gönderdiği mektupla “Halife Ordusu adını verdiği kuvvetleriyle Mustafa Kemal ve 7 arkadaşını yakalamak istediğini” bildirdi. Belli ki, Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkındaki idam fermanından etkilenmişti. İsyanı bastırmakla görevlendirilen Çerkez Ethem, 23 Haziran'da isyancılarla çarpışarak Yozgat'a girdi. 27 Ağustos'ta isyan tamamen önlendi. İsyana katılanlar cezalandırıldı. 5/6 Eylül gecesi Akdağmadeni Alayı'ndaki bazı askerler firar etti. Zile, Erba, Alaca ve Mecitözü civarında padişahçı isyanlar çıktı. Onların üzerine de Çerkez Ethem gönderildi. İkinci Yozgat İsyanı da 30 Aralık'ta bastırıldı.

Konya'da bir bağ evinde bir araya gelen 20 kişilik bir grup, Padişah Vahdettin'in bildirisini ve Dürrizade Abdullah'ın fetvasını okuduktan sonra Milli Mücadele'ye karşı isyan etmeye karar verdiler. (Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, II, s. 178). 23 Eylül'de Batı Cephesinde gidip dönem bir heyet, Kuvayı Milliye'nin köyleri soyduğunu ileri sürdü. Daha önce Bozkır İsyanlarına da öncülük eden Delibaş Mehmet, etrafına topladığı adamlarla 2/3 Ekim 1920 gecesi “Padişahım çok yaşa!” naralarıyla Çumra'yı bastı. Padişahçılar hiçbir engelle karşılaşmadan Konya'daki devlet kurumlarını ele geçirdiler. Bu sırada Akşehir ve Beyşehir de padişahçıların eline geçti. TBMM, isyanı bastırmakla Refet (Bele)'yi görevlendirdi. Yakındaki birlikleri de Konya'ya gönderdi. Konya, 6 Ekim 1920'de Refet (Bele) tarafından geri alındı. Ancak isyancılar 9 Ekim'de Akseki'yi işgal ettiler. Oradaki jandarma komutanı ile merkez komutanı da “ilçe halkı ile birlikte halifenin yanında yer aldıklarını ve bütün varlıklarıyla savaşacaklarını” bildirdiler. 16 Ekim 1920'de Kuvayı Milliye birlikleri Bozkır'a girdi. Seydişehir ve Beyşehir'den sonra 23 Ekim'de Çiğil ele geçirildi. Delibaş Mehmet, önce Mersin, sonra İstanbul'a kaçtı. 10 Ekim'de Dinar'dan hareket eden Demirci Mehmet Efe, 22 Kasım'da Akseki'yi geri alıp Isparta'ya vardı. Bu sayede bölgedeki ayaklanmalar tamamen bastırıldı. İsyancılar en ağır şekilde cezalandırıldı.

★★★

Dikkat edilirse, Milli Mücadele'deki padişahçı isyanlar rastgele yerlerde kendiliğinden çıkmadı. Düzce, Bolu, Yozgat, Konya isyanlarının Ankara'yı kuşatan yerlerde çıkması bu işin ne derece planlı ve programlı olduğunun kanıtıdır. (Akşin, s. 352).

Padişahçı isyanlar, sarayın Milli Mücadele karşıtı fetvaları, fermanları, bildirileriyle alevlendi.

Sonuç olarak bugün yakın tarihi yeniden yazmaya kalkanlar Milli Mücadele'deki “iç savaşı” ve sarayın ihanetini görmezden geliyorlar, hatta inkâr ediyorlar. Oysa iç savaş, bütün bir savaşı etkiledi. İngilizler 22 Haziran 1920'de Yunanlara, Milne Hattını geçip Uşak ve Bursa doğrultusunda ilerleme izni verdiklerinde, milli kuvvetler içerideki isyanları bastırmakla uğraşıyordu. Bu nedenle Bursa başta olmak üzere Anadolu'da birçok ilin işgali engellenemedi.

Kurtuluş Savaşı, iç ve dış düşmanlara karşı kazanıldı. Bu nedenle çok büyük bir zaferdir.