Geyik avı

Atatürk'ü etkileyen düşünürlerin başında -Osmanlı siyasal kültüründe de izler bırakan- Jean-Jacques Rousseau vardı.

Var olma mücadelesi verilen kurtuluş savaşı meydanlarında altını çizerek okuduğu Rousseau kitaplarının sayfaları yanına “mühimdir” veya “kıymetlidir” notları ekledi.

Rousseau, eşitlikten/müsavattan, halk egemenliğinden yana toplumcu görüşü savunuyordu.

Yıl, 1754.

Rousseau, “İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine” kitabını yayınladı. Etik/ahlâki eşitsizliğin temel sebebinin özel mülkiyet olduğunu belirtti.

Sosyal işbirliğinin değerini göstermek için oyun teorisi yazdı: Geyik avı!

Bir grup avcı, büyük bir geyiği takip etmiş ve onu belirli bir yol izlediğini bulmuşlardır. Tüm avcılar birlikte çalışırsa, geyiği öldürebilir ve hepsi ortaklaşa yiyebilir.

Ama… Keşfedilirlerse veya işbirliği yapmazlarsa, geyik kaçabilir ve hepsi aç kalabilir.

Avcılar saklanır ve bekler. Bir saat geçer, iki, üç, dört saat geçer. Bir gün geçer. Geyik her gün geçmeyebilir ama avcılar geleceğinden oldukça emindir. Ancak… O sırada, yol boyunca hareket eden tüm avcılar tarafından bir tavşan görülür.

Bir avcı dışarı fırlar ve tavşanı öldürürse yiyecektir; ancak geyik için kurulan tuzak boşa gidecek ve diğer avcılar aç kalacaktır!

Atatürk neyi seçti?

“TAVŞAN” PEŞİNDE

Peki, ya siz?

“Geyik” mi, “tavşan” mı peşindesiniz?

Bu “oyun teorisinde” hangi ikilemdesiniz; bireysel kurtuluş mu, yoksa işbirliği içeren toplumsal kurtuluş mu seçiyorsunuz?

Ya da şöyle sorayım; dolar-euro alanlar “geyik” mi, “tavşan” mı peşinde?

“Tavşanı” kazançlı/ kârlı görerek işbirliğini bozan avcı, eyleminin diğer avcıların aç kalacağına neden olacağını düşünemiyor mu?

Bu cümle ile döviz alanları suçladığımı düşünmeyiniz. İnsan kararlarını belirleyen çeşitli etmenler vardır: İyimserlik- kötümserlik gibi…

Grup içinde kötümserlik varsa, ortak beklenti yerini kişisel çıkara bırakır. Avcı, diğerlerinin de aynı şeyi yapacağını düşünürse kendini şeytani çekime kaptırır!

İşte… Rousseau'nun alegorisinin/ simgesel anlatımın özü budur: Eğer bir amaç yalnızca toplu olarak gerçekleştirilecekse, başarılı olmak için her bireyin yalnızca uyum içinde çalışması yetmez, diğer tüm bireylerin de öyle yapacağına inanması gerekir.

Evet, avcılar geyiği mükemmel bir uyum içinde avlayacaklarına inanırlarsa, kendilerini eyleme adayıp hedeflerini gerçekleştirebilir.

Ancak ortada bir kriz ortamı/ kötümserlik varsa kolektif amaç kimsenin umurunda olmaz.

Ne mi demek istiyorum?

ERDOĞAN ANLAMIYOR

AKP/Erdoğan'ın temel sorunu şu:

Tek başına faiz indirimiyle işleri yoluna sokamazsınız.

Faiz indirimi açıklandığı zaman bazen bunu insanlar çaresiz bir hamle olarak yorumlayıp, girişimcileri kötümserliğe teşvik edebilir. Ki bu “geyikten” vazgeçip tavşan peşinde koşmasına sebep olur.

Türkiye'de yaşadığımız aynen bu; finans piyasası allak bullak oldu!

AKP/Erdoğan inandıkları bir “iktisat teorisini” uygulayacakları zaman, önceden toplumda iyimserlik havası yaratması gerekiyordu. Var olan tehlikeli-zararlı-kirli atmosferin üstüne köklü değişim içeren adım/adımlar atınca bu iktidarın çaresizliği olarak değerlendirildi ve kötümserliğin yayılmasına itibariyle beklentinin tam tersine yol açtı.

Erdoğan'ın her lafından sonra -ekonominin normal yapısına hiç de uygun olmayacak şekilde– dövizin inanılmaz artışının sebebi bu…

Erdoğan halktan kopmuş… Kendi seçmeninin bile iktidara güvenmeyip “tavşan” peşine düştüğünü/ dolar aldığını kavrayamıyor.

Erdoğan, gelişen olayları bilme, algılama ve duyumsama becerisini olan farkındalığını kaybetmiş görünüyor.

Sürekli tehditkar Erdoğan, değişip ülkede iyimserlik havası oluşturamazsa iktisat krizinin çözümü imkânsız görünüyor. Çünkü, bu sorunun temelinde güven gibi psikolojik sebepler var.

İktidarın hali bu…

Peki, bizler ne yapacağız?

Peki, muhalefet ne yapacak?

Yangına benzin bidonuyla mı gidilecek? Ülkedeki ateşi harlamak kime yarar getirir? Yapmayınız. Yangının söndürülmesi gerekiyor. Kimse içgüdüyle hareket edip kısa vadeli üç-beş kuruşluk kâr beklentisiyle ülkeyi yıkıma sürükleyenlere ortak olmasın!

Sadece bir laf değildir; “mevzubahis olan vatan” demek…

Eğer Atatürkçü isek başımızdaki iktidara rağmen dayanışmacı ruhu dirilteceğiz; ülkemize sahip çıkacağız.

Atatürk gibi “geyiğin” peşinde olacağız…

Ne dedi Jean-Jacques Rousseau:

Sahibi olduğumuz para özgürlüğün; peşinden koştuğumuz para köleliğin aracıdır.

Loading...