Türk askerinin Kabil Havaalanı’nın güvenliğini üstlenmesi akıl dışı!..

Elekdağ, “Kabil'e doğru ilerleyen Taliban'ı durduracak güç yok!.. Taliban için Kabil Havaalanı'nı zapt etmek önde gelen bir stratejik hedef olacak” dedi ve de ekledi: Durum böyleyken, Mehmetçiği Afganistan'a göndermek şuursuz bir karar olur.

TALİBAN İLE AFGAN HÜKÜMETİ ANLAŞIRSA! Elekdağ, durumu ‘mucizevi' bir gelişmenin değiştireceğini söyledi: “Taliban ve merkezi hükümet, Kabil Havaalanı'nın açık olması hususunda anlaşırlar ve bu işi Türkiye'nin yapmasında mutabık kalırlarsa Türk personel Kabil'e gidebilir.”

Değerli okurlarım,

4 Haziran'da düzenlenen NATO zirvesi sırasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Biden arasında yapılan görüşmeden sonra ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın açıklamasından, Erdoğan ile Biden'ın Türkiye'nin Kabil Havaalanı'nın güvenliğinin sağlanması hususunda anlaştıklarını öğrendik. Sullivan, açıklamasında Türkiye'nin bu görevi ABD/NATO kuvvetlerinin 11 Eylül'de Afganistan'dan çekilmelerinden sonra üstleneceğini söyledi. Erdoğan'ın, Biden'dan havaalanının güvenliğini sağlamak için belli konularda destek istediğini ve onun bu desteği vermeyi taahhüt ettiğini vurguladı. Ancak bu açıklamaya, 20 yıldır ABD ve NATO güçleri ile merkezi hükümet kuvvetlerine karşı savaşan köktenci-İslamcı Taliban, sert biçimde karşı çıktı. Taliban sözcüsü, peş peşe yaptığı iki açıklamayla, NATO kuvvetlerinin bir parçası olan Türk askerinin de Afganistan'dan çekilmesi gerektiğini vurgulayarak, Eylül ayından sonra ülkede kalacak tüm yabancı askerlere işgalci muamelesi yapılacağı uyarısında bulundu. Ankara, bu uyarıyı umursamaz bir tutum içinde… Nitekim Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD ile görüşmeleri sürdürüyor ve finansal, siyasi, lojistik destek taleplerinin karşılanması halinde, Türkiye'nin havaalanını koruma misyonunu yerine getireceğini söylüyor.

Şükrü Elekdağ

Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile bugünkü söyleşimizde AKP iktidarının böylesine zorlu bir misyonu üstlenmesinin risk değerlendirmesini yaparken, dost ve kardeş Afganistan'ın durumunu inceleyeceğiz.

★★★

UĞUR DÜNDAR (U.D.): Sayın Elekdağ, ilk sorum ABD Başkanı Biden'ın geçen hafta yaptığı, beni şaşırtan bir açıklamasıyla ilgili… Biden, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin meşru olduğunu, zira Amerikan askerlerinin çekilirken, arkalarında bir kez daha yabancı cihatçıların Batı'ya saldırı için kullanamayacakları bir Afganistan bıraktıklarını söyledi. Bu ifadede doğruluk payı var mı?

ABD, 20 YILIN SONUNDA AFGANİSTAN'DAN KAÇARAK ÇEKİLMEK ZORUNDA KALDI

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (Ş.E.): Birleşmiş Milletler (BM) raporları Biden'ın söylediklerini yalanlıyor. BM, Taliban'ın El Kaide ile yakın ilişki içinde olduğunu ve Afganistan'da yeniden taban bulduğunu açıklıyor. Taliban ülkede gücünü yaydıkça -ki bu kaçınılmaz gözüküyor- El Kaide de yapılanmasını güçlendirecek… Hatırlanacağı gibi ABD, New York'taki ikiz kulelerle Pentagon'un El Kaide teröristleri tarafından vurulması üzerine Afganistan'ı işgal etti ve El Kaide'ye ev sahipliği yapan Taliban hükümetini devirdi. ABD iddialıydı. “Ülkede güven ve istikrar sağlayacağını, çağdaş yönetim ve hukuk yapısına sahip, demokratik bir Afganistan inşa edeceğini” dünyaya ilan etti. Bu amaçla ve ülkeyi Taliban ve El Kaide'den temizlemek için 49 ülkenin (23'ü NATO üyesi) asker ve idari personel vererek katıldığı NATO komutasındaki “Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü”nü (ISAF) oluşturdu. Afganistan Ulusal Ordusu'nu kurdu, en modern silahlarla donattı ve eğitti. Oluşturduğu bu ittifakın ve büyük askeri gücün liderliğini üstlenen ABD, Taliban'la 20 sene mücadeleden sonra pes etmek ve Afganistan'dan kaçarcasına çekip gitmek zorunda kaldı. Giderken de arkasında, enkaza dönüşmüş bir ülke, ülkenin yarısından fazlasını kontrol eden bir Taliban, direnç gücünü yitirmiş bir merkezi hükümet ordusu ve palazlanan bir El Kaide yapılanması bıraktı.

(U.D.): Utanç duyulacak bir tablo bu!.. Peki, ABD'nin Taliban karşısındaki yenilgisini nasıl izah ediyorsunuz?

(Ş.E.): ABD Afganistan'a devasa bir askeri güç yığınağı yaptı ve bu güç çapulcu gibi görünen 60 bin kişilik Taliban ordusu karşısında perişan oldu… ABD, Afganistan'da ISAF çerçevesinde 90 bini kendi askeri olmak üzere, en modern silahlarla donatılmış 130 bin kişilik bir ordu kurdu. Ayrıca 300 bin kişilik Ulusal Afgan Ordusu'nu (UAO) eğitti ve donattı. Taliban'la çarpışan bu güçlere gayet etkin bir hava desteği sağlandı… ABD, 20 sene zarfında savaş için 900 milyar dolardan fazla para harcadı. 2500 asker kaybetti. UAO'nun zayiatı, ABD kaynaklarına göre 64 bin. Sivil zayiat ise rekor düzeylerde. Sadece son on yılda 100 bin sivil ölmüş. Şimdi sorunuza, ABD'nin yenilgisinin nedenlerine geliyorum… Bu hususta iki tez var. Birincisi; Taliban'ın üstünlüğünün, “fanatik cihat” dürtüsüyle savaşmasından kaynaklandığına dayanıyor. Yani Taliban, ABD'ye karşı savaşın “ibadet” olduğu inancına dayanan bir moral güçle savaşıyor… İkinci tez ise ABD'nin bir süre Afganistan'da varlığını kalıcı hale getirmek için savaşı kasten uzattığı, sonra da bundan yıprandığı için vazgeçtiği görüşünü savunuyor. Afgan Yüksek Barış Konseyi üyesi Kasım Yar'a göre; ABD, Rusya, Çin ve İran'a karşı bu bölgeyi en uygun “istihbarat dinleme üssü” olarak kullanmak istemiş, bu nedenle savaşı uzatmış…

(U.D.): Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

ABD'NİN AFGANİSTAN'A YAPTIĞI EN BÜYÜK KÖTÜLÜK 29 ŞUBAT ANLAŞMASIDIR

(Ş.E.): Cihatçı dürtünün ABD'nin yenilgisinde etkin olan faktörlerden biri olduğu görüşünde isabet var… ABD'nin Afganistan'ı istihbarat üssü yapma amacıyla savaşı uzattığı görüşünü de “bu bir komplo teorisi” diyerek, elimin tersiyle itemiyorum. Fakat bence ABD'nin Afganistan'a giderayak yaptığı en büyük kötülük, Taliban'la 29 Şubat 2020'de imzaladığı anlaşma olmuştur… Bu anlaşma, güya Afganistan'da şiddetin durması ve Taliban'la merkezi hükümet arasında müzakere edilecek barış anlaşmasına zemin hazırlamak amacıyla yapılmıştı. Ancak, anlaşmanın dibacesinin (başlangıç) 3.  maddesi aynen şöyle:
“… Taliban olarak bilinen Afganistan İslam Emirliği, Afgan taraflarla Hicri Kameri takvimde 15 Recep 1441'e ve Hicri Şemsi takvimde 20 Hut 1398'e karşılık gelen 10 Mart 2020'de Afganlar arası müzakereleri başlatacaktır.” Görüleceği üzere, bu maddede Taliban “Afganistan İslam Emirliği” olarak tanımlanmakta, buna mukabil Taliban'a karşı savaşan ve gerçek barış anlaşmasını müzakere edecek olan Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin ismi zikredilmekten kaçınılmaktadır. Bu maksatla da “Afganlılar arası müzakerelerden” söz edilmektedir. Anlaşmada, “Afgan İslam Emirliği”ne 15 kere atıfta bulunulurken, Eşref Gani'nin Cumhurbaşkanlığını yaptığı “Afganistan İslam Cumhuriyeti”nin adı ise bir kere bile telaffuz edilmemektedir.

(U.D.): Washington'un bu tutumu neden ileri geliyor?

TRUMP YÖNETİMİ, AFGANİSTAN İSLAM CUMHURİYETİ'NE ÖLÜMCÜL BİR DARBE İNDİRMİŞ

(Ş.E.): Anlaşılan Trump yönetimi, 29 Şubat anlaşmasını imzalaması için Taliban'a böyle bir taviz vermiş… Bu tutumuyla, Taliban'a meşruiyet sağlarken ve gücüne güç katarken, Afganistan İslam Cumhuriyeti'ne moral bozucu “ölümcül” bir darbe indirmiş bulunuyor. Bunun, AUO'nun savaşma azmine zarar verdiği kesin!..

(U.D.): Şimdi en can alıcı soruya geldik. ABD/NATO kuvvetleri çekilince, AUO'nun Taliban'ı durdurma kapasitesi kalır mı?

TALİBAN'IN KABİL HAVAALANI'NI ELE GEÇİRMESİ STRATEJİK HEDEF

(Ş.E.): Donanım, eğitim ve sayısal bakımlardan Taliban kuvvetlerine karşı ciddi bir üstünlüğü olan AUO, Taliban güçlerinin saldırıları karşısında çöküyor ve devamlı geri çekiliyor. Bölgeyi iyi bilen yabancı stratejistler, bu durumun sadece ABD hava desteğinin son bulmasından değil, aynı zamanda AUO birliklerinin moral zafiyet nedeniyle Taliban saldırılarına direnç gösteremediklerinden kaynaklandığını belirtiyorlar. Taliban'ın stratejisi gereği, nüfus merkezlerini ele geçirmediğini, onları kuşatmakla yetindiğini ve teslim olmalarını beklediğini vurguluyorlar. Öngörülerine göre, Kabil'e doğru ilerleyen Taliban'ı durduracak bir güç yok!.. Görünen o ki yakında Taliban ordusunun Kabil'i kuşatması gerçeğiyle karşılaşılacak… Ve bu durumda Taliban için Kabil Havaalanı'nı zapt etmek önde gelen bir stratejik hedef olacak. Ben bunu gerçekçi bir senaryo olarak görüyorum. Durum böyleyken, Kabil Havaalanı'nın güvenliğini sağlamak için Mehmetçiği Afganistan'a göndermek akıl dışı, şuursuz bir karar olur.

(U.D.): Riskler bu kadar belirgin iken, Ankara bu görevi üstlenmekte neden ısrarlı?

TÜRKİYE, S-400'LER SORUNUNU ÇÖZEBİLMEK İÇİN 'EVET' DEDİ

(Ş.E.): Taliban kesin bir uyarıda bulundu: “Türk askeri, NATO birlikleri ile Afganistan'ı terk etmez ise işgalci muamelesi görür!..” Ankara'nın er geç buna uyması lazım… Şöyle mucizevi bir gelişme durumu değiştirebilir: Taliban, merkezi hükümete ağır ödünler dayatan taktik nitelikte bir ateşkes önerisinde bulunur. İki taraf ateşkes çerçevesinde Kabil'den diplomatik misyonların ve insani yardım kuruluşlarının kaçmamaları için Kabil Havaalanı'nı açık ve işler halde olması hususunda anlaşırlar ve bu işi Türkiye'nin yapmasında mutabık kalırlar… Altını tekrar tekrar çiziyorum, bu düzenlemede ABD yok!.. Bu durumda yapılacak bir anlaşma çerçevesinde Türk personel Kabil'e gidebilir. Sorunuza gelince, bunun iki temel nedeni var. Birincisi, iktidar böyle bir görevi üstlenmenin, ABD ile ilişkilerin yumuşamasına ve özellikle S-400 konusunda kendisi açısından olumlu görülebilecek bir çözüm bulunmasına yardımcı olacağı umuduna kapıldı. İkincisi ise iktidar acil dış kaynak bulmak ihtiyacıyla kıvranıyor. Bu konuda ABD'nin desteğini sağlamak önemli…

(U.D.): Peki bu girişimde Afganistan'la Türkiye arasındaki tarihi dostluk bağlarının hiç rolü yok mu?

(Ş.E.): Muhakkak ki vardır… Ama bugünün şartlarında, Afganistan'ın kaderini Afgan halkı tayin edecek demekten başka çaremiz yok… Bu konuda bir anımı paylaşmak isterim. Yıl: 1938. Galatasaray Lisesi'nde yedinci sınıf öğrenicisiyim. O gün Türkçe hocamız ünlü yazar Esat Mahmut Karakurt dersine bir hayli geç kaldı. Gecikmesi, okulumuz müdür muavinlerinden Muhittin Bey'in Kabil'deki Afgan-Türk Maarif Lisesi'ne tayin olması nedeniyle yapılan törende konuşmacı olmasından ileri geliyordu. Hocamız, Muhittin Bey'in Afganistan'da çok onurlu bir görev yapacağını belirttikten sonra, törendeki konuşmasının özünü bizimle paylaştı. Türkiye-Afganistan arasındaki güçlü tarihi ve kültürel bağlardan bahsetti. Afganlar, kendileri yokluk içindeyken Kurtuluş Savaşımız sırasında bize para yardımında bulunmuşlar ve birçok Afganlı genç ordumuza katılarak düşmana karşı savaşmış, şehit olmuştu. Aynı fedakarlığı Çanakkale Savaşları sırasında da yapmışlardı. Afganistan, 1920'de Ankara'da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'ni ilk tanıyan ülkeydi. Genç Türkiye ilk ittifak anlaşmasını da Afganistan ile yapmıştı. Hocamız, bu nedenlerle Türkiye'nin Afgan halkına büyük sevgi duyduğunu, Atatürk'ün Afganistan'ın modernleşme hamlesinin desteklenmesine önem verdiğini, bu amaçla eğitim, sağlık ve askeri eğitim alanlarında Afganistan'a yardım ettiğimizi anlatmıştı. Aynı gün efsane tarih hocamız, Raşit Erer'den (Raşit Bey, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde Maliye, İaşe ve Evkaf Bakanlıkları yapmıştı), Çarlık Rusya'sı ile İngiltere arasındaki tarihe “Büyük Oyun” (The Great Game) adıyla geçen stratejik rekabetin Afganistan'a odaklandığını ve Afganistan'ın bu emperyalist güçlere karşı kahramanca verdiği bağımsızlık mücadelesinin hikayesini de dinledik.