Bizim uzay aracımız vardı. Dünya biliyordu!

Biz uçmaya, Hamparsomyan Binası'nda Mustafa Kemal Atatürk'ün açılışını yaptığı 1. İktisat Kongresi'yle başladık, 1923'te. İstanbul'da hala İngilizler vardı. Savaştan henüz çıkmış uzaylı bir ulusun yarattığı, adı İzmir Fuarı olan uzay aracının rotası olmuştu.

Krypton henüz patlamamış. 1933'te özel bir kapsül içinde dünyaya gönderilmemişken Süpermen, o gerçekten küllerinden doğuyordu 1927'de.

Dünya, doğru dürüst bir UFO bile görmemişken, bizimki UFİ'ye (Uluslararası Fuarcılık Birliği) üye oldu, 1947'de.

Uzay aracımız İzmir Fuarı ile dünyanın en özgün ve özgür üniversitesi de açıldı. Aracımızın mimarı Dr. Behçet Uz, Kültürpark'ı halk üniversitesi olarak düşünmüş, çocukların, anaların, babaların eğitecekleri, eğitilecekleri yer olarak tasarlamıştı.

Milyonlar için medeniyete açılan kapı oldu. Her yıl yeniliklerle doluydu. Gelenin hem gözü açılıyordu, hem ufku.

O güne kadar merdiven çıkıyorduk. 1971'den itibaren merdivende durulacağını öğrendik. Türkiye'nin ilk yürüyen merdiveni İzmir Fuarı'nda açıldı.

Minyatür tren işlemeye başladı 1964'te. Vagonlardan biri, çocuklar için oyun alanıydı. Tren gidiyor, siz çeşitli oyuncaklarla oynuyordunuz. Benzeri, taa Los Angeles'teki Disneyland eğlence parkındaydı o gün.

Ahalinin havacılığa ilgisi artsın diye yapıldı Paraşüt Kulesi, 1937'de. Türk Hava Kurumu'nun uzmanları eğitim veriyordu. Hiç düşünmeden geleceğe atlıyordu gençler.

Neil Armstrong'u aya indiren kapsül ayağımıza geldi ayağımıza. Sonra, ay taşını gördük. Kara kuru bi şeydi.

Bugün tartışılıyor ya hani, bizimki astronot , kozmonot falan olmasın diye… Rusların uzay kaşifi Gagarin'in kozmonot kıyafetleri sergilendi, 1973'te.

Fuarın dibindeki Namık Kemal Lisesi'nin bahçesinde Dünya ve Güneş diye iki sinema vardı mesela. Perdesinde yıldızlar, göğünde evren. 100 yazlık sinema ile uzayla içli dışlıydık 1960'larda.

Caz ağırlıklı müzik yapılan Mogambo, bir başka uzaylı Erol Büyükburç'un sahne aldığı Kübana gibi çağının ötesinde gazinolar vardı Fuarda. Gelenler kendi sıkışmış dünyalarından bambaşka yerlere ışınlanıyordu. Üstelik, o günlerde henüz çekilmemişti Uzay Yolu.

Bugünkü gibi küstüren, çirkinlik abidesi beton bloklar değildi dev uzay aracımızın içindeki yapılar. Mimari harikalardı. Dünyanın en saygın mimarlarından Bruno Taut'un tasarladığı Kültür Pavyonu'nda örneğin, bu toprakların birikimleri sergileniyordu.

Bakın burası çok enteresan! Yıldız sinemamız vardı. Yazlık ve kışlık. 1800 koltuklu. Özel bir sistemle salonun üstü tamamen açılıyor, gökyüzü ortaya çıkıyordu… Venüs sineması vardı Karantina'da. Günlük kıyafetlerle gidilmezdi. Yıl 1957. Uzaya bu kadar açıktık.

Prince ve David Bowie gibi isimlerin henüz esamesi okunmazken bizim Sanat Güneşimiz vardı. Millet ay gördüğünde teneke çalıyordu. O,  İzmir Fuarı'nda apartman topuklar, mini şort, pelerin  “Ay'da Yürüyen Prens” ve “Uzaydan Gelen Prens” adını verdiği özel kıyafetlerle şarkı söylüyordu. Aya, çoktan sert bir iniş yapmıştık.

Bizi geleceğe taşıyan uzay aracımız İzmir Fuarı'nın Basmane Kapısı'nın hemen solunda Planetarium (Yıldızlar Evi) açıldı. Özel gözlükler takmanız gerekiyordu girerken! Gökyüzüne benzeyen kubbede yıldızlar galaksiler izlenirdi 1963'te.

Ne internet vardı, ne cep telefonu ne de bir tıkla ulaşabileceğin sanal mağazalar. Ama, bizi geleceğe taşıyan aracımızda her yöne özel bağlantı kurmuştuk. Amerika'dan Rusya'ya, Çin'den İngiltere'ye kadar dünya ile temastaydık İzmir Fuarı'nda.

Ve bugün.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzay programını açıkladı. Dedi ki: “İnşallah Ay'a gidiyoruz. 2023 sonunda yakın dünya yörüngesinde ateşleyeceğimiz kendi milli ve özgün hibrit roketimizle aya ulaşarak sert bir iniş gerçekleştireceğiz…”

Sert iniş için geri sayım başladıysa, iki yıldan az kaldı.

Uzay aracı gibi Fuar'la büyüyenlerden biri olarak, olabilecekleri gördük biz, biliriz.

Olamayacakları ise bekleyip, göreceğiz..

Loading...