İtina ile hak aranır yeter ki parayı ver

Üniversite yıllarıydı. Boş derslerde, meraklı üç beş arkadaş sınıfta hararetli tartışmalar yapar ve memleketi kurtarırdık! Yine öyle bir gündü. Tartışmanın konusu gündeme uygun olarak milletvekillerinin yüksek maaşlarıydı. Her kafadan bir ses çıksa da aynı şeyi söylüyorduk: Yurttaşlar karın tokluğuna yaşarken vekiller lüks içinde… Böyle adaletsizlik olur mu, falan…
Tartışmanın ortasında kapıdan sevip saydığımız, fakat sınıfta sigara içtiği ve içilmesine izin verdiği için benim sürekli eleştirdiğim Siyaset Tarihi hocamız girdi. Davudi sesiyle, “Ne o gençler, kurtaramadınız mı Türkiye'yi” dedi. Toparlanıp gülüştük… Mevzuyu anlattık, düşüncesini sorduk. Konuya girmeden her zaman yaptığı gibi ceketinin cebinden boş ilaç şişesini çıkardı, sigarasını yaktı. İlaç şişesini küllük olarak kullanıyordu!

Sonra şunu dedi: Bana kalırsa milletvekillerine verilen maaş az bile! Bizim gibi ülkelerde onlara yüksek paralar ödenmeli. Telefon giderleri, yol paraları, sekreter ücretleri, sağlık giderleri ve diğer harcamaları da millet tarafından karşılanmalı…
Alay ediyor sandık. Gayet ciddiydi… Tek tek yüzlerimize bakıp, “Durumları o kadar iyi olmalı ki, milletin vekillerinden hiç kimse kolay kolay usulsüz bir şey isteyemesin. Vekil, sadece onu böyle rahat içinde tutup işini yapmasını sağlayan milletini düşünsün” dedi!

***

Kendisi de bir milletvekili olan TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un yaptığı gibi Allah'la arasında kalması gereken bir sevap için milletin onlarca makam aracı konvoyu ile cuma namazına gitme lüksü gibi konular hariç, kulağıma küpe olmuştur; ‘dolgun maaş' işlerinden uzak durmaya çalışırım.
Fakat, üniversite sıralarında yaptığımız tartışma eksik kalmış. Keşke yüksek maaşların yanında günümüzdeki vekillerin sorgusuz sualsiz ‘biat' edişleri, ellerini otomatiğe bağlayarak hep birlikte kaldırıp indirmelerini de konuşsaymışız. Hoca, belki bu konuda da bir ip ucu verirdi!

***

Gündemi bol memleketimin, sonuncu gündemi ballı maaş. Herkes konuşuyor, ben de biraz havanda su döveyim istedim…
4 milyon memur ve 2 milyondan fazla memur emeklisini ilgilendiren toplu sözleşme görüşmeleri sonuçlandı. Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, görüşme masasına ilk oturduğunda hükümetten yüzde 21 zam istedi. El sıkışıldığında ise memurların zam oranı 5+7 olmuştu! Milyonlarca memur bu zammı kabul etmenin mümkün olmadığını, bir günlük uyarı grevi yapacaklarını söylerken başka bir şey oldu. Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın'ın memurlardan kesilen aidatlardan oluşan sendika bütçesinden 32 bin 115 lira aylık aldığı, bu aylığın Ocak 2022'den itibaren 36 bin liraya yükseldiği ortaya çıktı!

Kulağı, ‘dolgun maaş' küpeli biri olsam da, kaynağı ‘hak' olan sendika işi ayrı!

Sendikacı, tüm diğer giderleri için elini cebine atmaz ki zaten. Hak ararken uçması gerekiyorsa, uçak biletini sendikaya her ay aidat yatıran memur, işçi öder. Maaşların uçmasına ne gerek var? Toplu sözleşme görüşmelerinin toplantı faturalarını da devlet ödüyor. Otelse, yemekse, kulis çalışmaları için yüzlerce kez telefonla aramaksa sorun. Yedi yıldızlı bile olsa otel, lokanta onları da sendika üyeleri ödüyor…

Üç beş yerden ayrı maaşlar, 36 bin liralar, 50 bin liralar ayıp olmuyor mu?

Bu cümleyi yazdıktan sonra şu cümle çıktığı ağzımdan: Bunlar daha ne ki? Biz ne sendikalar, ne başkanlar gördük…

* Eskilerden mesela. Emekçilerin efsanesi, ‘Büyük İşçi Yürüyüşü'nün mimarı, Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı ve Türk-İş Genel Sekreteri rahmetli Şemsi Denizer, yerin yedi kat altında çalışan maden işçilerinden kesilen aidatlarla kendisine o vakitler dünyanın en pahalı otomobillerinden Jaguar aldırmamış mıydı? Bir sendikacının ne alakası varsa Zonguldakspor'un başkanı olmamış mıydı?

* Yenilerden, Türk-İş'e bağlı TEKSİF genel başkan yardımcısı Sebahattin Çetin, altına Volvo S90 çekip, “Maaşınız ne kadar” diyenleri yanıtsız bırakmamış mıydı?

* Memur-Sen'e bağlı Sağlık-Sen genel başkanı Semih Dursun'a, piyasa değeri 2019'da 800 bin lira olan Audi A6 alınmamış mıydı?

* Aaa derken biz, Hak-İş genel başkan yardımcısı ve Özçelik-İş genel başkanı Yunus Değirmenci'ye piyasa değeri 1.8 milyon lira olan BMW 7.40 alınmamış mıydı? Süper lüks makam aracına Değirmenci için ‘özel' plaka takılmamış mıydı? Aracı soranlara Değirmenci gayet rahat, “Kampanya vardı, 1.3 milyona aldım” dememiş miydi? “Maaşınız ne kadar” sorusuna ise, “30 ile 50 bin lira arasında” yanıtı vermemiş miydi?

* Türk-İş'e bağlı Şeker-İş genel başkanı İsa Gök, 2018'de 1 milyon liraya lüks makam aracı almış, eleştiriler üzerine de, “Eski araba arızalandı. Mecbur kaldık, aldık. Uzun yola gidiyoruz. Hem hızlı hem de güvenli olması gerekiyor” dememiş miydi?

* DİSK Genel Başkan Yardımcısı ve Genel-İş Başkanı Remzi Çalışkan, maaşı sorulunca, “14 bin 500 lira ve yılda 4 ikramiye” demişti. Çalışkan'a göre, onlarda başkan maaşı sendika üyelerinin maaşından 2 bin lira fazla olabilirmiş! Bazı sendika üyelerinin maaşı ise 13 bin liraymış! Remzi Çalışkan maaşından sonra doğru bir öneri getirip, şunu söyledi: Ben maaşı açıkladım. Diğer konfederasyonlara bağlı sendika başkanları da söylesin…

***

Her şeyin ‘devlet sırrı' olduğu ülkemizde özgür sendikacılık varsa, başkanları da çelik gibi kimsenin önünde eğilip bükülmüyorlarsa, ‘sendika sırrı' değilse zamanı geldi! Haydi başkanlar maaşlarınızı tek tek açıklayın… Hak piyasasında son durum ne, kim hakkımızı kaça arıyor bilelim!