Ruhsar Pekcan’dan helallik istemeliyiz

9 Temmuz 2018'de havaalanında telefonu çaldı. Arayan numarayı tanımıyordu. Tereddüt ederek açtı. Karşıdaki ses, “Efendim, Cumhurbaşkanlığı'ndan çağrılıyorsunuz” dedi… Peki deyip kapattı. O andan itibaren telefonu 24 saat susmadı. Bakan olmuştu!

Bu, ‘talih kuşu konma anı'na köşe yazarı Kemal Öztürk bire bir şahit oldu ve Twitter hesabından paylaştı.

Türkiye'nin bakan seçildiğini ‘telefondan' öğrenen ilk bakanı Ruhsar Pekcan hikayesi böyle başladı… 34 ay ticaret bakanlığı koltuğunda oturdu. Ve tıpkı bakan olduğunu telefondan öğrendiği gibi, 21 Nisan 2021 sabahı bir kuru teşekkürle bakanlıktan alındığını öğrendi. Kısaca, geldiği gibi gitmedi…

Kimse bir açıklama yapmadı ama Ruhsar Pekcan'ın ani gidişinin nedeni, kendi şirketinden kendi bakanlığına mal satmasıydı. Bakan Hanım, kendisi ve eşi Hasan Pekcan'a ait Karon Mühendislik ve Nanoksia Biyoteknoloji şirketinden Ticaret Bakanlığı'na dezenfektan sattı. Etik metik unutularak gerçekleşen satışta, ticaret bakanı Pekcan'ın şirketine Ticaret Bakanlığı kasasından 9-10 milyon lira arasında ödeme yapıldığı tahmin ediliyor.

Gerçi bu satış ortaya çıkınca, Ticaret Bakanlığı mecburen bir açıklama yaptı. Biz de, Pekcan ailesinin büyük fedakarlıklarla dezenfektanı piyasanın çok çok altında sattığını öğrenerek rahatladık. Tam ‘iyi bari, piyasanın altındaymış' diyorduk ki, alım satımın kaydı kuydu saçıldı ortalığa. Meğer piyasanın altı lafı doğru değilmiş. Şirket aynı malı piyasaya 5 litresi 150 liradan verirken, bakanlığa 175 liradan satmış!

Olay ortaya çıkınca, ‘ticaretten zerre anlamayan' bu yüzden de iktidar tarafından hiç sevilmeyen bir kısım gazeteci her gün haber yaptı, köşelerinden yazdı konuyu. Vay efendim böyle olur muymuş, bakan kendi bakanlığına ‘mal' satar mıymış falan filan… Bırakın bu işleri efendim. Yarın öyle bir şey öğrenirsiniz ki, yüzünüz kızarır!

***

Mesela ben, meşhur televizyon üstadı Veyis Ateş sayesinde Ankara'dakileri öğrenince pişmanlık hisleri uyanmaya başladı içimde. Tek suçu ‘ticaretten anlamak' olan Ruhsar Pekcan'a yanlış yaptık galiba. “Elim kırılsaydı da Pekcan hakkında yazmasaydım” noktasındayım, düşünün artık!

Şaşırmayın… “Bir bakan kendi bakanlığına, kendi şirketinden mal satamaz kardeşim” diyerek onu ayıpladıysanız az sonra siz de benim gibi pişman olabilirsiniz…

Ruhsar Hanım ticaret bakanıyken hiç olmazsa kendi şirketinden, kendi bakanlığına tanımlanabilen bir ürünün satışını yapmış! Bu dezenfektan satışı karşılığında da 9-10 milyon lira para kazanmış… TÜS yapıp cukkayı götürenlerin yanında bu ne ki!

TÜS ne diyorsanız, ben de yeni öğrendim hemen izah edeyim! TÜS, Tanımlanamayan Ürün Satışı demek! UFO gibi…

Piyasa yapısı bildiğimiz pazar… Bir satıcı var, bir hakem-kefil denen komisyoncu ve bir de alıcı. Pazar bildiğimiz pazar da, kullanılan dil azıcık karışık. Satıcı ise yükseklerde oturup genellikle ortalarda görünmüyor. Onun yerine alış verişi hakem-kefil yürütüyor! Misal hakem-kefil, “samimiyetini göster” diyor. Alıcı dili bildiği için anında, “samimiyet ne kadar” diye soruyor. Hakem-kefil, satıcı ile önceden değerlendirdiği piyasa koşullarında oluşan rakamı söylüyor. Alıcının işine gelirse alış verişin detaylarına giriliyor! Yoksa, herkes ne kaybedip ne kazanacağını iyi biliyor!

HaberTürk yazarı Sevilay Yılman SBK Holding'in kaçak patronu Sezgin Baran Korkmaz'la konuşup bu yeni pazarla ilgili bazı bilgileri yazdı. Holding patronu, ‘Hakem ve Kefil Gazeteci' olduğunu öğrendiğimiz Veyis Ateş'le yaptığı telefon konuşmasını ne olur ne olmaz diye kaydetmiş, 12 dakika! Sevilay, bunun sadece 3 dakikasını bizzat dinlemiş.

Hakem-kefil Veyis telefondaki kaçak patrona, “Ankara'dakiler samimiyetini göstermeni bekliyorlar” diyormuş. Patron, “Ne kadarlık bir samimiyet” diye sorunca da, “Talep ettikleri meblağ 10 milyon euro, onu göndereceksin! Merak etme iki taraf arasında hakem ve kefil benim. Para, iş bitene kadar bende duracak” yanıtı veriyormuş.

Sevilay'ın yazısını okuyunca dank etti. Zavallı eski ticaret bakanı Ruhsar Pekcan'a milletçe ayıp ettik! O, kendi bakanlığına hiç olmazsa 5'er litrelik bidonlar halindeki malı satıp karşılığını aldı. Üstelik fatura bile kesti, vergisiyle de vatana millete katkıda bulundu.

Bir de, hakem kefil gazetecilerin yakinen tanıdığı Ankara'dakilere bak!

Ortada alın teri dökülüp üretilmiş bir mal var mı? Yok… Ortada para edecek süper bir fikir var mı? Bilmiyoruz… Ortada, verilen bir hizmet var mı? Bilmiyoruz… Ortada, Ruhsar Pekcan'ın şirketinin kestiğine benzer bir fatura var mı? Yok… Bu fatura karşılığında devlete verilen 1 lira vergi var mı? Yok… Parayı kazanacak bir şirket var mı, şirketin tabelası, telefon numarası, adresi var mı? Birileri biliyor ama biz bilmiyoruz…

Hakarete, haksızlıklara uğrayan mecburen koltuğundan olan ve 59 gündür de insan içine çıkamayan Pekcan ve eşinin şirketi kaç para kazanmıştı, 10 milyon lira… Hakem kefil gazeteci TÜS için kaç para istemiş peki? Türk parası bile değil 10 milyon euro!

***

Bu öğrendiklerimizden sonra kendi bakanlığına kendi şirketinden mal satıp fatura kesen, bu fatura ile devletine vergisini ödeyen Ruhsar Pekcan'dan özür dileyip, helallik istemeliyiz bence…