Gerçeğin gölgesinde nafile çabalar!

Türkiye ekonomisinin geldiği noktayı anlamak için her kesimin karşı karşıya olduğu durumu yerinde görmek, anlamak lazım.

İŞSİZLER için hayat gerçekten zor.

İşsiz kalmış “EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR” için durum daha vahim. Yıllarca prim ödemişler, emeklilik hakkını kazanmışlar ama yaş sınırı nedeniyle emekli olamamışlar. “Yaşları geçtiği” gerekçesiyle de iş bulamıyorlar.

Biz özel sektörün MAAŞLI ÇALIŞANLARInın, MEMURLARın, ASGARİ ÜCRETLİLERin, EMEKLİLERin durumu ortada: Yılda bir ya da iki kez belli bir oranda maaş zammı alıyoruz, o zam da hayat pahalılığı karşısında bir iki ayda eriyip gidiyor.

Geri kalan zaman ise tamamen “ayakta ve hayatta kalma mücadelesine” döner.

Peki ya bu ekonomik koşullarda küçük ve orta ölçekli işletmelerin sahipleri, sanayiciler, turizmciler, yani çalışan kesime göre daha “zengin” olanlar ne yapıyor?

Bu soruyu önceki akşam bir yemekte önemli bir sanayiciye sordum o da anlattı.

Başı derde girmesin diye ismini vermeyeceğim.

20 Aralık 2021 gününe dek Cumhur İttifakı'ndaki bir partiye oy vereceğini söylüyordu. Oy verdiği partinin fanatik bir taraftarıydı.  Biz siyaset konuşurken, kendisine ülkede yaşanan tuhaflıkları, özellikle de ekonomide yaşanan gelişmeleri anlattıkça “olsun Reis'in ve Devlet Bey'in bir bildiği vardır” diyordu.

Ancak, iki gün önceki son görüşmemizde oyunu artık muhalefetten bir partiye vereceğini söyledi.

“Ne oldu?” dedim.

“Bunların bildiği bir şey yokmuş, onu gördüm” dedi.

“Nereden çıkardın” dedim.

“20 Aralık günü hammadde siparişi verdim. 1 euro 20 Türk Lirasıydı. Bir gün sonra 1 euro 13 liraya düştü. Milyonlarca lira zararım oldu. Öngörülebilir olmayan bir ülkede nasıl sanayici olabilirsiniz? Kim karşılayacak bu zararı?”

Bu durumun sadece bir kez yaşandığını söyledik.

“Ama bitmedi” dedi.

Başka ne olabilir ki?

“Şimdi de ihracat yapıp kazandığımız dövizin yüzde 25'ini Merkez Bankası kurundan bozdurmamızı istiyorlar. Ben ürünü dövizle satıyorum ama hammaddeyi de dövizle alıyorum. Bugünün kuruyla gelirimin yüzde 25'ini liraya çevirdiğimde, hammadde temini sırasında hangi kurdan döviz alacağım? Önümüzü göremediğimiz için bütün büyüme planlarımızı erteledik.”

Yoksulun derdi yaşamsal ama sanayicinin derdi de hafife alınmayacak boyutlarda.

Turizmci bir iş insanı da kredi derdini anlattı. Şu şekilde özetleyebilirim:

“8 milyon lira kredi çıktı. Ancak sadece 1 milyonunu kullandıracaklarmış. Onu da yatırımı yapıp, faturasını götürecekmişiz, parasını doğrudan işi yapana ödeyeceklermiş. Bu yöntemle nasıl yatırım planlaması yapılabilir ki?”

Benzer yakınmaları ünlü Ankaralı ünlü bir giyim sanayicisinden de duydum.

Maaşından ve fikrinden başka hiçbir gelir kaynağı olmayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hayatımda ilk kez burjuvazinin temsilcileriyle empati kurduğumu fark ettim.

“Sizin işiniz de zor” dedim içimden.

İki-üç kişinin durumundan yola çıkıp hüküm verilmez elbet. Ancak, eminim, benzer durumları yaşayan çok sayıda iş insanı vardır.

Haliyle şunu rahatlıkla yazabilirim:

İktidar, çözüm üretip umut vermek yerine “ABD'de de Almanya'da da enflasyon yüksek” gibi bahaneler üreterek hayat pahalılığı altında ezilen yoksul kesimleri kaybetmişti zaten. Şimdi de zihni sinir para politikalarının ağır sonuçlarıyla (çok yakınındaki, kamu ihaleleriyle beslenen büyük burjuvazinin dışındaki) zengin kesimleri kaybediyor.

Her kesimin zarar gördüğü, bir tek kamu gücünü elinde bulunduran iktidarın ve iktidara yakın çevrelerin etkilenmediği bu olumsuz ortam durdukça, yoksul ve çalışan kesimler hayat pahalılığının altında ezildikçe, iktidar mensuplarının hamasi nutukları, muhalefeti suçlamaları, kamu gücüyle, müfettişlerle muhalefet üzerinde kurduğu baskılar nafile.

Çünkü artık gündemi (muhalefetin bütün dağınıklığına ve yetersizliğine karşın) iktidarın yarattığı devasa propaganda cihazının yarattığı “algı” değil vatandaşın bizzat yaşadığı “gerçekler” belirliyor!

Loading...