Sayıştay müfettişlerinin CHP’li belediyelerin, kaybettikleri yakınlarının cenazesine eşlik etmek için memleketlerine gitmek isteyen acılı vatandaşlara otobüs tahsis etmesini “usulsüzlük” olarak gördüğünü ve bu uygulamaya yasak getirildiğini biliyor muydunuz?

Ben bilmiyordum. Bizzat şahit olarak öğrendim.

İçim sızladı, içimden “vicdansızlar” dedim durdum.

Memleketteki her hırsızlığı/yolsuzluğu bitirdiniz de sıra acılı insanları o son göreve taşıyan otobüslere mi geldi?

Yazıklar olsun size!

★★★

Memlekette belediyelerin cenazesi olan insanlara otobüs tahsis etmesi yasak ama hükümetin her icraatına insan taşımak serbest.

İşte bir örnek:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Adana’da “Gençlik Festivali” yaptı.

Gençlik ve Spor Bakanlığı yurdun her yerinden otobüslerle Adana’ya öğrenci taşıdı. Yapılansa festivalden çok AK Parti ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın katılıp siyasi propaganda yaptığı bir salon toplantısıydı.

Bir örnek daha:

Sosyal medyadan mesaj alıp duruyorum.

Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın il müdürlüklerinde çalışanlar yazıyor:

“Bizi zorla 29 Mayıs’ta Atatürk Havalimanı’nda yapılacak törene götürmek istiyorlar.”

Biliyorsunuz, İstanbul’un fethinin yıl dönümünde Atatürk Havalimanı’nın yıkım işini resmi olarak başlatmak için bir tören yapılacak.

Bakanlık, il müdürlüklerinde çalışanlarını otobüslerle Erdoğan’ın o törende yapacağı konuşmayı dinlemeye götürecekmiş.

Sosyal medyadan gelen mesajları doğrulamadan yazmam.

Araştırdım ve sadece taşra teşkilatlarının değil, Bakanlığın merkez teşkilatının da programa dahil olduğunu öğrendim.

Ankara’dan 80 otobüs ayarlanmış. Her otobüsün 40-45 kişi aldığını düşünürsek, 3 bin 500 çalışanın Ankara’dan İstanbul’a taşınmak istendiğini anlayabiliriz.

O 3 bin 500 kişi günübirlik İstanbul’a götürülüp getirilecek. Tören mesai saatleri ve il dışında olduğu için de kendilerine “görev” yazılacakmış.

★★★

Sayın Sayıştay Başkanı Metin Yener ve değerli müfettişlerine sesleniyorum:

Acılı insanları memleketlerine götürecek bir iki belediye otobüsünü usulsüzlük görüyorsunuz ve yasaklatıyorsunuz da iktidarın bu icraatlarına ne diyorsunuz?

Kim ödedi Adana’ya gençleri taşıyan otobüslerin parasını? O otobüslerin gecenin köründe uykusuz şoförlerle yola çıkmasına kim izin verdi?

Peki 29 Mayıs’ta Erdoğan’ın törenine memur taşıyacak otobüslerin parasını kim ödeyecek?

Erdoğan’ın mitingine gidecek kamu görevlilerine devletin bütçesinden ödenecek o “görev paraları” hangi görev için ödenecek?

Devletin memurunu siz de Erdoğan’ın mitingini kalabalık göstermek için kullanılacak figüran olarak mı görüyorsunuz?

Acılı ailelere o son göreve gitmek için bir belediye otobüsü dahi yasak, Erdoğan’ın siyaset yaptığı toplantılarda “dükkan sizin”!

Bu çifte standart hangi müktesebata, hangi vicdana sığar?

Ali Ekber’in mavi örtüsü


Yine bir kötü haberle sarsıldık. Sevgili Ali Ekber Ertürk’ü kaybettik. Çok üzgünüm.

Ali Ekber’i yazmaya başladığımda aklıma ilk gelen Pandemi günlerindeki ofis sohbetlerimiz oldu. Korona salgını nedeniyle uzaktan çalışma modeline geçmiştik ama Emin Çölaşan Ağabey ile sevgili Ali Ekber her gün büroya geliyordu. Haliyle ben de her büroya uğradığımda karşılaşıyordum. Ali Ekber mutfağa geçerken odamın önünden geçiyordu ve her seferinde gelip halimi hatırımı soruyordu.

Sağlığı bir ara çok iyi gidiyordu. Kilo almış, moral açısından da toparlamıştı.

Sürekli aldığı akıllı ilaçların yan etkilerinden yakınıyordu.

Ben Ali Ekber’i yan etkilerine rağmen ilaçları alması gerektiğine ikna etmeye çalışıyordum.

O da bana “Boş ver ilacı, her şey biraz içimizde, zihnimizde... Köye gidiyorum, o yeşillik, gök yüzünün mavisi beni iyileştiriyor” karşılığını veriyordu.

Sivas’taki köyünü gerçekten çok seviyor, anlatmaya doyamıyordu.

Ne yazık ki son zamanlarda kötüleşti. Yürümekte zorlandığı zamanlarda dahi Sözcü Ankara Bürosu’na gelmeye çalıştı.

Gazeteciliğini ve insan yanını hep takdir etmiştim ama o illete karşı sergilediği direnişe hayran kaldım.

Tuzluçayır Cemevi’nin önünde dün tören yapılırken yakınları tabutunun üstüne mavi bir örtü serdi. Bizler de karanfillerimizi o örtünün üzerine koyduk.

Ağabeyi, tabutunun baş kısmına eğilip, “’Örtüsü gökyüzü gibi mavi olsun’ diyordun, oldu. Hep ‘köye gidip dönmeyeceğim’ diyordun. İşte o da oldu. Gidiyorsun ve dönmeyeceksin” diye seslendi.

Ali Ekber Sivas’a doğru yola çıkarken, ben örtüsüne renk veren gökyüzündeki kuşlara bakıp “hayat kısa, kuşlar uçuyor” diyordum kendi kendime.

Devrin daim olsun kardeşim. Seni çok özleyeceğiz.