“Siyasi Dava” = “Talimatlı Dava”

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'yla ilgili Yargıtay kararı, yargının siyasi konularda adaleti değil siyaseti şekillendirme çabası içinde olduğunun son örneği oldu.

Maalesef yargımız siyasi davalar için “talimatlı dava” kalıbını oluşturmuş ve hepsinde neredeyse aynı yol haritası izleniyor. (“Talimatlı dava” nitelemesi bana ait değil, çok üst düzey bir yargı mensubundan, Enis Berberoğlu davasını konuşurken duymuştum).

İktidardaysanız, zaten dokunulmazsınız. Aynı cümleyi iktidardan biri kurunca “düşünce özgürlüğü”, muhalefetten biri kullanınca “hakaret” olan onlarca karar var.

Muhalefetteyseniz, her mahkeme iktidarın o davayla ilgili nabzına bakıp, cezayı kendine göre en üst sınırdan veriyor ve topu bir üst mahkemeye atıyor.

★★★

Kaftancıoğlu davasında da aynı yol haritası izlendi:

– Önce sosyal medyada kurulan trol mahkemesi çalıştı. Kaftancıoğlu'nun bir söylediğine ya da yazdığına bin katıldı ve hedef haline getirildi.

– Sonra iktidara yakın medya topa girdi. Kaftancıoğlu'yla yatıp Kaftancıoğlu'yla kalktılar.

– Derken iktidar sözcüleri devreye girdi. Kaftancıoğlu iktidar siyasetçilerinin konuştuğu kürsülerde hedef haline getirildi.

– Sonraki aşama bir savcının devreye girmesi ve “sanığın gözünün yaşına bakmayacak” bir mahkemede dava açılması oldu. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, bir dönem bütün siyasi davaların adresiydi.

Enis Berberoğlu orada yargılandı.

Selahattin Demirtaş orada yargılandı.

SÖZCÜ yazarları ve yöneticileri orada yargılandı.

Dava 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülüyorsa, “atılı suçta bir şey yok ceza çıkmaz” deme şansı olmadığını o davaların bütün sanıkları da onların davalarını takip eden avukatları da biliyordu. Nitekim öyle de oldu.

(37. Ağır Ceza Mahkemesi, Berberoğlu davasında Anayasa Mahkemesi'nin kararını tanımadı. “AYM ve AİHM kararına aykırı kararlar alan yargı mensupları terfi ettirilmeyecek” düzenlemesine rağmen 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nin başkanı 1. dereceye terfi ettirildi.)

Canan Kaftancıoğlu da aynı mahkemede yargılandı.

Dava sonunda o mahkemeden neredeyse en üst sınırdan ceza aldı.

– Bu tür davaların ikinci adresi hep 2 numaralı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) idi. Ne yazık ki bu tür siyasi davalarda istinaf mahkemeleri bir nevi postacı görevi görüyor ve yerel mahkemenin kararını dokunmadan Yargıtay'a gönderiyor.  2. İstinaf Mahkemesi de aynısını yaptı ve 37. Ağır Ceza'nın Kaftancıoğlu'na 9 yıl 10 ay hapis cezası verilen kararını (tabiri caizse kapağını açmayarak) onaylayıp Yargıtay'a gönderdi. (Emin olun bu durumdan en çok Yargıtay'ın “terör dairesi” olarak anılan 3. Dairesi -daha önce 16'ydı- şikayetçi. 15 Temmuz dahil bütün terör davaları onların sırtında ve hem yerel mahkemeler hem istinaf o davalarda en üst sınırlardan ceza verip dosyayı göndererek bütün yükü onların sırtına bırakıyor.)

– Yargıtay'ın Kaftancıoğlu kararına bakarsanız, ne kadar milimetrik hesaplanmış bir karar verildiğini görürsünüz:

Terör davalarından “suç unsurları oluşmamıştır” gerekçesiyle bozma var. Bu sayede hem “adaletli bir tavır” konulmuş, Kaftancıoğlu'nun “terör suçuyla” hapse girmesinin önüne geçilmiş.

Hakaret ve aşağılama davalarından ise cezalar 4 yıl 11 ay 20 günle sınırlandırılmış, bu sayede hem hapse girmesinin önüne geçilmiş hem iktidarın “Kaftancıoğlu'na ceza verilmesi” beklentisi karşılanmış. Sadece 10 gün daha verseler cezalar 5 yılı bulacak ve Kaftancıoğlu bu kez hakaret ve aşağılama gibi suçlardan hapis yatacaktı.

Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, TCK'nın memnu haklarla ilgili 53. maddesinin bazı bölümlerini iptal etmişti. Kaftancıoğlu o iptal sayesinde hapis yatması gerekmediği için İl Başkanlığı görevini yürütebilecek ama “seçilme” hakkından mahrum kalacak. Yani belediye başkanlığı ve milletvekilliğinin önüne geçilmiş olacak.

– Son aşamada dosya Anayasa Mahkemesi'ne gidecek. Büyük ihtimalle Kaftancıoğlu lehine bir hak ihlali kararı çıkacak. Sonunda belki adalet tecelli edecek ama aradaki mağduriyetler ve hak ihlalleri Kaftancıoğlu'nun yanına kar kalacak.

★★★

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 90'larda benzer bir davanın mağduru olmuştu. Dönemin muktedirleri cezalandırılmasını istemiş, yargı da muktedirlerin isteğini yerine getirmişti. Sık sık “Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar” dediği için, belli etmese de Kaftancıoğlu'nun nasıl mağdur edildiğini de mahkeme kararının Kaftancıoğlu'nun siyasi hayatına madalya gibi nasıl olumlu yansıyacağını da en iyi kendisi bilecektir.

Son olarak küçük bir not düşmekte fayda var:

İktidar siyasetçilerinin Kaftancıoğlu kararını savunmaya çalışırken düştüğü durum içler acısı. İktidarlarının sonsuz olmadığını ve hukukun önünde sonunda herkese lazım olduğunu herkesten iyi biliyorlar!

 

Loading...