TÜSİAD böyle buyurdu

Büyük patronlar ticaret ve sanayi odalarının yönetimine adamlarını koysalar da “Odalar Birliği” her zaman mali gücü kısıtlı orta ve küçük sanayicilerin idaresinde ve iktidarın emrinde olmuştur. Bundan memnun olmayan “alafranga” patronlar, topluma doğrudan seslenmek amacıyla 1971 yılında TÜSİAD (Türkiye Sanayici ve İş Adamları (tüccar) Derneği) adında bir dernek kurmuştu. Daha sonra “adam” kadını kapsamaz diye bu sözcük “insan” yapıldı. Büyük patronların, üyesi oldukları “odalar” dışında, ayrıca örgütlenmesi Avrupa'da başlamıştır. TÜSİAD, bunun yerli ve milli versiyonudur. Bu derneklerin amacı 1968'de Paris'te başlayıp tüm Avrupa'ya yayılan “solcu rüzgara” karşı siyasete “liberal” ağırlık koymaktı. Bu, bir bakıma büyük sermayedarların idame-i hayat mücadelesiydi. Nitekim TÜSİAD tarihindeki en büyük olay, Ecevit'in özel girişimleri boğan  “kamulaştırmacı” iktisat politikasına karşı 1979'da yayınladıkları gazete ilanlarıdır. Solcu rüzgarlar 1980 başından itibaren tüm dünyada hızını kaybetti. Bunun yerini neoliberal (revize edilmiş kapitalist) sistem aldı. Türkiye'de de ekonomiyi tam bir çıkmaza sokan Ecevit, 1979 sonunda iktidardan düştü. Demirel-Özal ikilisi işi devraldı. 12 Eylül 1980'den sonra TÜSİAD özgün işlevini kaybetti. Yine de “iktidarı eleştirmenin dayanılmaz cazibesiyle” kamuoyunun ilgisini çeken çıkışlar yapmaya devam etti.

BEDELİ AĞIR OLUR

Geçen hafta içinde TÜSİAD'ın yeni başkanı, AKP'nin izlediği siyasi ve iktisadi politikaları eleştirdi. TÜSİAD, hükümetin Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya girişini engellemesini doğru bulmamış. Bu işler engellemeyle değil müzakereyle hallolur diye akıl veriyor. Hükümet ise, bu ülkeler bölücü terörist örgüt PKK'yı destekliyorlar; bundan vazgeçtiklerini somut bir şekilde ortaya koysunlar, biz de vetoyu kaldıralım diyor. Batı'da PKK'yı özgürlük savaşçıları olarak gören ve başarılı olmasını isteyenler vardır. Bu çok tehlikeli bir arzudur. PKK, başarısız olmalıdır. Bu, NATO ve Türkiye Kürtleri için yaşamsal bir zarurettir. Tersi durumda, yani PKK'nın kısmen bile zafere ulaştığı şıkta “etnik temizlik” kaçınılmaz hale gelir. Bu da herkes için tam bir felaket olur.

BAŞKANIN AKP'NİN EKONOMİ POLİTİKASINI ELEŞTİRİSİ

TÜSİAD başkanlarının konuşmaları herhalde uzmanlarca didik didik incelenmektedir. Özellikle iktisadi alanda söyledikleri en az 3-4 iktisat profesörünün süzgecinden geçmiştir sanıyorum. Başkan, şöyle konuşmuş: “Rekabetçi kur, yüksek ihracat ve cari fazla mantığıyla kurgulanan ama günümüz kalkınma anlayışı ve pratiği ile yeterince örtüşmeyen politikalar yanlıştır.” Bu ifadeden anlaşılıyor ki; Başkan “rekabetçi olmayan kur, düşük ihracat ve cari açık” iyidir diyor. Başkan ayrıca sanki tersini söyleyen varmış gibi “büyüme, kalkınma için tek başına yeterli olmuyor” diyor. Peki büyümenin kalkınmaya bir zararı var mı? Madem kalkınamıyoruz, öyleyse büyümeyelim mi diyor? En sonunda en  vurucu tespiti yapıyor: “Fakirleşerek, büyüyoruz.” Doğru olabilir. Dış ticaret hadleri (enerji, gıda maddesi ve emtia fiyatlarının dünyada fahiş düzeyde artmasından dolayı) aleyhimize değişti. Hacimsel olarak GSYH büyüdü ama harcanabilir milli gelirimiz muhtemelen artmadı. Acaba büyümesek, daha da fakirleşmez miydik? Başkan, yoksa “küçülseydik zenginleşirdik mi?” diyor.

Son söz: Sözün çıktığı değil vardığı yere bak.

Loading...