10 yılda değişen dil

SelfIe’den rage bait’e (öfke tuzağı)...

Dijital kültürün dili neden sertleşti?

Türk Dil Kurumu’nun (TDK) halk oylamasıyla 2025 yılı için seçtiği “dijital vicdan” kelimesi yalnızca bir kavram değil; son on yılın dijital muhasebesi.

Bu kelimeyi ciddiye almak gerekiyor. Çünkü ilk kez bir “yılın kelimesi”, teknolojik bir yeniliği değil, teknoloji karşısında ahlaki bir duruş ihtiyacını anlatıyor.

10 yıl önce, 2014-2016 döneminde sözlüklerin seçtiği kelimelere bakalım. “Selfie”, “emoji”, “hashtag”, “sharing economy”… Dijital dünyanın dili daha neşeliydi. Teknoloji, bireyin kendini ifade ettiği, görünür olduğu, sesini duyurduğu bir alan olarak algılanıyordu. Sosyal medya, bir tür dijital meydan; kullanıcılar ise bu meydanın gönüllü katılımcılarıydı. Kimse zihinsel yorgunluktan, duygu manipülasyonundan ya da algoritmik baskıdan söz etmiyordu.

O yıllarda dijital kültürün temel sorusu “Bu teknolojiyle ne yapabiliriz?” idi. Paylaşabilir miyiz? Örgütlenebilir miyiz? Görünür olabilir miyiz?

★★★

Bu iyimserliğin içindeki ilk ciddi çatlak, 2016’da seçilen “post-truth” kavramıyla ortaya çıktı. Gerçeklerin yerini duyguların ve algıların almaya başlaması ilk kez bu kelimeyle tarif edildi. Ancak dikkat çekici olan şuydu. O dönemde “post-truth”, sistemin tamamını açıklayan bir kavram olarak değil, daha çok siyasete özgü bir sapma olarak görülüyordu. Yani sorun henüz dijital kültürün geneline mal edilmemişti.

Bugün geldiğimiz noktada tablo tamamen farklı. 2024-2025 döneminde öne çıkan kelimelere bakıldığında ortak bir tema açıkça görülüyor... O da endişe...

Oxford Dictionary “brain rot”u seçiyor. Sürekli düşük kaliteli içerik tüketiminin zihinsel yıpranma yarattığını söylüyor.

Dictionary.com “hallucinate” kelimesini öne çıkarıyor. Yapay zekânın ikna edici ama yanlış içerikler üretme kapasitesine işaret ediyor.

Dijital kültür sözlükleri ve medya “rage bait”ten söz ediyor. Öfke üzerinden etkileşim üreten içeriklerin bilinçli biçimde tasarlandığını anlatıyor.

Merriam-Webster ise “authenticity”yi öne çıkarıyor; sahici olana duyulan ihtiyacın arttığını kayda geçiriyor.

Bu kelimelerin ortak bir özelliği var...

Hiçbiri teknolojik ilerlemeyi övmüyor.

Hepsi yan etkileri tarif ediyor.

Rage bait: Öfke tuzağı

Brain rot: Zihinsel yıpranma

Hallucinate (AI): Uydurma gerçeklik

Authenticity: Sahicilik

Post-truth: Hakikat sonrası

Sharing economy: Paylaşım ekonomisi

Attention economy: Dikkat ekonomisi

Dijital vicdan: Teknolojide etik sorumluluk

★★★

Artık dijital kültür bir “bilgi çağı” olarak değil, “algoritmik duygular çağı” olarak tanımlanıyor. Algoritmalar neyin doğru olduğunu değil, neyin daha fazla hissettirdiğini ödüllendiriyor.

Öfke, korku ve şaşkınlık en hızlı etkileşimi sağladığı için sistematik biçimde öne çıkarılıyor. Rage bait kısa vadede tıklama getiriyor, uzun vadede ise toplumsal sinir uçlarını aşındırıyor.

Bu sürekli tetiklenme hali, “brain rot” denilen zihinsel yıpranmayı besliyor. Dikkat bölünüyor, derin düşünme zorlaşıyor, her mesele “mikro öfke”lere sıkışıyor.

Yapay zekâ destekli içerikler ise bu tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor. “Hallucinate” kavramı tam da bunu anlatıyor... Doğru gibi görünen ama yanlış olan bilgi. Hız ve duygu, doğrulamanın önüne geçiyor. Gerçek, “en çok hissedilen” şeye dönüşüyor.

Bu ortamda “authenticity”nin yükselmesi tesadüf değil. Sahicilik artık estetik bir tercih değil, etik bir talep. Filtrelenmiş kimliklere, performans toplumuna ve yapay anlatılara karşı bir karşı refleks. İşte “dijital vicdan” da bu noktada devreye giriyor. Bu kavram, teknolojik güce normatif bir sınır çizme ihtiyacını ifade ediyor. “Yapabiliyoruz” demek yetmiyor; “yapmalı mıyız?” sorusu öne çıkıyor.

On yıl önce yılın kelimeleri dijital dünyanın oyuncaklarını anlatıyordu; bugünse bu oyuncakların insan zihninde ve toplumda bıraktığı hasarı tarif ediyor. Asıl kırılma tam da burada. Dil, teknolojiyi anlatmaktan vazgeçip insanı anlatmaya başladı.

Kısacası, selfie’den rage bait’e uzanan bu on yıllık yolculuk; dijital dünyanın vaatlerinden çok bedellerinin konuşulduğu yeni bir döneme girdiğimizi gösteriyor. Ve belki de ilk kez, sözlükler bize şunu söylüyor...

“Sorun teknolojide değil, duygularımızın nasıl yönlendirildiğinde...”

Bu yüzden 2025’in ana kelimesi “dijital vicdan”. Çünkü artık sadece bağlantıya değil, bilince de ihtiyacımız var.

2015

Selfie: Kendini görünür kılma,

Emoji: Duyguları sembolle anlatma

Hashtag: Gündem oluşturma

Sharing economy: Paylaşım ekonomisi

Post-truth: Hakikatin sorgulanmaya başlanması

2025

Rage bait: Öfke tuzağı

Brain rot: Zihinsel yıpranma

Hallucinate (AI): Uydurma gerçeklik

Attention economy: Dikkat ekonomisi

Dijital vicdan: Teknolojide etik sorumluluk

Yazarın Diğer Yazıları