2002 ruhu, 2026 ihtiyacı

Bir maç kazanıldı.
Bir ülke sevindi.

Türkiye 24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası’na gitmeye hak kazandı.

Dolar 1,68 liradan 44 liraya, çeyrek altın 6 sıfır atılmış haliyle 27 liradan 11 bin 500 liraya gelmişti; ama olsun.

Ruhumuz(!) aynıydı.

Maçın son düdüğü çaldığı andan bu yana tam da bu konuşuluyor.

“Yeniden 2002 ruhu mu?” diye…

Sahi neydi ki o ruh, var mı aranızda hatırlayanlar?

***

Şüphesiz en baştan şunu söylemek lazım.

Herkes için aynı şey değildi o ruh.

Kimi için büyük bir umuttu.
Kimi için temkinli bir bekleyiş.
Kimi içinse baştan beri bir mesafe.

90’ların bitmek bilmeyen krizlerinden çıkmış, yorgun bir toplum
2001’in enkazını taşımaya çalışan bir ekonomi
Ve buna eşlik eden güçlü bir değişim arzusu

Yeni bir kadro geldi.
Kendini “eski siyaset”ten ayırdığını iddia etti.
Yolsuzluk, yasaklar ve yoksullukla mücadele vaadiyle konuştu.
Avrupa Birliği hedefiyle reformlardan söz etti.
Daha şeffaf, daha kapsayıcı bir dil kurdu.

Ve evet…
Bu söylem, sadece kendi seçmenini değil, muhalif kesimlerin bir bölümünü bile ikna etti.

“2002 ruhu” dediğimiz tek bir duygudan ibaret değildi belki.

Ama ortak bir şey vardı: Beklenti.

Bugünden daha iyisinin mümkün olduğuna dair ufak da olsa bir umut.

Açılan bir kredi.

***

Bugün “2002 ruhu” denildiğinde hala bunlar hatırlanıyor.
Daha yumuşak bir siyaset dili…
Daha kapsayıcı bir yaklaşım…
Daha şeffaf ve umut veren bir yönetim iddiası…

Ama bir de bugünün tablosu var.

Değişen söylemler, alt üst olan hayat standartları, izlenen bambaşka politikalar.

O günlerde aynı hayali kuranlar, bugün aynı gerçekliğe bile bakamıyor.

İnsanlar aynı…

Sokaklar aynı…

Ülke aynı…

Ama aynı haberi okuyup başka başka öfkeler biriktiriyoruz artık.
Aynı gerçekliğin içinde, bambaşka dünyalarda yaşıyoruz.
Birbirimizin cümlesine bile tahammülümüz yok.

***

Sonra bir maç oluyor.

Ve bir anda…
Kimse kimseye kim olduğunu sormuyor.
Kimse bir diğerinin ne düşündüğünü merak etmiyor.
Kimse “hangi taraftasın” diye bakmıyor.

Gol oluyor.
Herkes aynı anda ayağa kalkıyor.

Demek ki hala mümkün.

Aynı ülkede yaşayan insanların aynı anda sevinebilmesi…

Ama işte tam da burada başlıyor asıl mesele.

Her şeye rağmen, futbol bunu hala yapabiliyor.
Birleştirebiliyor.

Fakat sadece 90 dakika.

Sonra herkes yine kendi yerine dönüyor.
Kendi gerçeğine.
Kendi tarafına.

Peki bir maçla mümkün olan, neden hayatın geri kalanında olmuyor?

Neden başka hiçbir konuda aynı yerde buluşamıyoruz?

***

O yüzden belki de mesele “2002 ruhunun geri gelmesi” değil.

Mesele şu…

O gün bir beklenti vardı.

Bugünkü ise büyük bir ihtiyaç.

O gün insanlar daha iyisinin mümkün olduğuna inanıyordu.
Bugün insanlar “daha ne kadar kötü olabilir” diye korkuyor.

Aradaki fark tam olarak bu.

Ve belki de ilk kez bu kadar net görüyoruz.

Bu ülkenin sorunu birlikte sevinememek değil…
Birlikte inanacak bir şey bulamamak.

“2002 ruhu” bir hatıra olabilir.

Ama Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey yeni bir ruh değil.
Yeniden tesis edilecek güven.

Birlikte yeniden inanma cesareti.

Çünkü o güven ve inanç olmadan, hiçbir sevinç 90 dakikadan uzun sürmüyor.

Yazarın Diğer Yazıları