33 şehidimizin naaşı Erdal’ın siperi oldu
Kol kola girdiler, “Allah...Allah” diyorlardı
O gece onları yürütmüşlerdi. Hepsi yorgun, hepsi perişandı. Yolları kesilip kaçırılalı saatler olmuş, daha kurtarılacaklarına ilişkin hiçbir işaret alamamışlardı. Teröristler ise son derece rahat hareket ediyordu. Bir köyden geçerken, köylülerin teröristleri alkışlamasına şaşırmıştı Osman. Daha da şaşırdığı ise köylülerden “Hadi T.C. askeri gelip de sizi kurtarsın” sözlerini duymasıydı.
Osman, yolda yürürken, yakınındaki teröriste “Bize ne yapacaksınız?” diye sordu. Terörist, “TC bizim gibi ateşkes ilan ederse biz de iki gün içinde sizi bırakacağız” dedi. Bu konuşmayı duyan başka bir terörist, arkadaşını “Konuşma!” diye azarladı. Saatler geçmek bilmiyordu. Saat 03.00 civarıydı. Gecenin bu saatinde ay ışığı ortalığı gündüz gibi aydınlatıyordu.
“TEK SIRA OLUN, KOL KOLA GİRİN”
Teröristlerde bir hareketlenme görüldü. Silahların mekanizmalarının sesi duyuluyor, bazıları silahlarının şarjörlerini değiştiriyordu. Bir şeyler olacaktı. Artık, Osman da içinden “Bu gidişle sabahı göremeyeceğim” diye geçiriyordu. Osman Partal, yıldızlara baktı. Hamsiköy’ü, annesini, babasını düşündü...
Teröristlerdeki hareketlilik bir şeylerin habercisiydi. Çok geçmeden “Tek sıra olun, kol kola girin” sesi duyuldu. O an neler olduğunu, o katliamdan kurtulanlar anlatmakta zorluk çekiyor. Kol kola girerlerken, Osman’ın devresi “Tertip, bunlar bizi öldürecekler” dedi. Bu, tertibinin son sözleri olmuştu. Belki söyleyeceği bir şeyler daha vardı. Onları söylemeye fırsat bulamadı. Karşılarına geçmiş 30-40 terörist silahlarını aynı anda ateşlemeye başlamıştı. O müthiş katliamdan kurtulan Osman Partal, hayata tutunuşunu şimdi şöyle anlatıyor:
ÖLDÜĞÜMÜ SANIYORDUM
“Onlar silahlarını bize doğru çevirdikleri sırada kelime-i şahadet getirip kendimi yere attım. Tarama sonucu mermilerden birisi bacağıma isabet etmişti. Vurulanlar üzerime düşüyor, kafama kurşun gelmemesi için kendimi korumaya çalışıyordum.
Hepimizin öldüğünden emin olmak için sürekli ateş ediyorlardı. Teröristlerin gittiklerini seslerinin uzaklaşmasından anladım. Ateşten altı yedi arkadaşımın sağ kurtulduğunu gördüm. Diğerleri delik deşik olmuşlardı. Can çekişen, hırıldayan, ağlayan, inleyen gençlerdik. Kimisi “anne”, kimisi “baba” diye bağırıyordu. Ben de kendimi öldü sanıyordum. Sanki korkunç bir rüyada gibiydim. Ölüp ölmediğimi anlamak için kendime çimdik attım. ‘Bunlar bizi öldürecek’ diyen devremin parçalanmış beynini görünce bayılmışım.”
BİZE KATILIN, KURTULUN
Erdal Özdemir, Hatay-Serinyol’da bulunan 121. Jandarma Alayı’nda acemi eğitimini tamamlayıp bir hafta memleketi Denizli’de kaldıktan sonra, dağıtım olduğu Bingöl’deki birliğe katılabilmek için verilen emir gereği, hemşerileri Cengiz Evren, Ahmet Apak, Baki Umut, Ercan Kaçanoğlu’yla birlikte Malatya İl Jandarma Komutanlığı’na gitti.
Yaklaşık 50 asker, Malatya’dan iki midibüsle saat 12.00’de yola çıktılar. Asker oldukları anlaşılmasın diye kimisi kendilerine söylendiği gibi sakal bıyık bile bırakmıştı. Acemi birliğindeki son haftalarında sakal bıyık serbest bırakılmıştı. Kimsenin yanında silah yoktu. PKK’nın sözde “ateşkes” kararından dolayı bir eylem de beklemiyorlardı. Ancak, Denizlili Erdal Özdemir, araç sürücüsünün iki akaryakıt istasyonunda durmasına,
bir çobanla konuşmasına “kıl olmuş”, “Acaba, bu bizi PKK’ya ihbar mı ediyor?” diye aklından geçirmişti...
BİZE BİR KÖTÜLÜK YAKLAŞIYORDU
Yolculuk rahat geçiyordu. Bingöl’e 15 kilometre kala mola vermişlerdi. Türküler söylüyorlardı, fıkralar anlatıyorlardı. Erdal Özdemir, “Benim içim hiç rahat değildi. Gözüm hep şoförün üstündeydi. Sanki bize doğru bir kötülük yaklaşıyordu. Telefon edişinden, iyice huylanmıştım. Sanki bir yerlere haber veriyordu” diyordu.
Erdal Özdemir yaşadıklarını Doğan Kitaptan çıkan “33 KURŞUN” kitabım için şöyle anlatıyordu:
“Yolumuza devam ettik. Az ilerledikten sonra teröristlerin beyaz renkli bir kargo kamyonuyla yolu kestiklerini gördük. Başta, elleri silahlı 10-15 kişiydiler. Sonra sayı giderek artmaya başladı. Bizi de araçlarımızdan indirip tek sıra halinde durmamızı istediler. Daha sonra birisi beşerli sıra olmamızı istedi. Biz denilenleri yapıyorduk. On-on beş dakikalık bir yürüyüşten sonra ağaçlık bir yere getirildik. Midibüste bulunan çantalarımız bir kamyona konulmuş olarak getirildi. Yola çıkmak üzereyken, helikopterlerin sesi duyuldu. Bizden çalılıkların arasına yatmamız istendi. Uzun süre orada yattık. Denileni yaptık. Helikopterler uzaklaştıktan sonra çantalarımızı alıp yeniden yola çıkarken, PKK’lıların sayıları da giderek artıyordu.”
Çalılıkların arasından çıkarıldıktan sonra ismini bilmediği bir köye getirildiklerini belirten Erdal Özdemir, “Köylüler bize gülüyor, bazıları yüzümüze tükürüyordu. Bunlar çok ağırıma gidiyordu. Bazıları ‘Mehmetçiğin haline bakın, Mehmetçiğin haline bakın’ deyip alay ediyorlardı. Ancak çaresizdik” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
Gazi Erdal Özdemir
İNSAN KARDEŞİNE BUNU YAPAR MI?
“Yol boyunca PKK’lılar ‘T.C.’ye askerlik yapmayın. Eğer bize katılırsanız canınız kurtulur’ diyordu. Bizim halimiz oradaki köylüleri hayli sevindirmişti. Ya da öyle görünüyorlardı. PKK’lıları Kürtçe bir şeyler söyleyerek alkışlıyorlardı. PKK’lılar da onlara bir şeyler söylüyor, başarılarını kutluyorlardı. Köyden çıktıktan sonra üç dört saat daha yürütüldük.
Ceplerimizi teker teker boşalttılar. Askerlerin parmaklarındaki yüzükleri bile aldılar. Benim de üzerimde bulanan parayı, Samsun sigarasını, jetonlarımı, çantamdaki spor ayakkabılarımı aldılar. Bu kez tek sıra halinde yürüttüler. PKK grubunun liderlerinden birisinin, kendilerini serbest bırakmaları için başbakanla pazarlıkların sürdürüldüğünü, onların cezaevindeki PKK’lıları bırakmaları karşılığında kendilerini bırakacaklarını, bırakmamaları halinde öldüreceklerini söyledi.
Bir çayı geçtikten sonra bir yerlerden haber beklediler. Bu arada bizi tek sıra haline getirdiler. O an artık kurtuluşumuz yoktu. PKK’lılara küfürler ediyor, bağırıp çağırıyorduk. Kimimiz son duamızı yapıyor, bazılarımız son bir umutla ‘Yapmayın, hepimiz kardeşiz, insan kardeşine bunu yapar mı?’ diyorduk.
ARKADAŞIMIN KANI, AĞZIMA AKIYORDU
Artık yapacak bir şeyimiz kalmamıştı. Karşımızda bizi öldürmeye karar vermiş kişiler vardı. Silahlar âdeta ölüm kusuyordu. Gelişigüzel ateş ediyorlardı. O an hepimiz yerlerdeydik. Ben yere düşerken, üzerime kol kola olduğum diğer arkadaşım düştü. Daha sonra ölmediğini gördükleri kişilerin üzerine yine kurşun sıktılar. Ben de yaralıydım ama altta olduğum için dikkat çekmiyordum. Bir süre sonra büyük bir sessizlik oldu. Sürekli kan kaybediyordum. Kısa sürede kan durdurulmazsa ben de ölecektim. Üzerime düşen arkadaşımın akan kanının ağzıma sızmaya başladığını fark ettim. Belki bu şekilde hayatta kalabilirim diye düşünüyordum. Uzun bir süre sonra oradan beş kişi yaralı olarak hastaneye götürüldük. Olay yerinde tam 1.550 mermi kovanı bulunmuştu.”
PKK, kendine göre ilan ettiği ateşkesi 24 Mayıs 1993’te 33 askerimizi şehit ederek bitirdi. Erdal, bu olayı yaşayan 5 isimden birisiydi. “33 KURŞUN” kitabım için kendisiyle konuşurken, arkadaşları için “Artık onlar yok” diyordu. Erdal Özdemir, Ankara’da er gazilerin eylemine katılmış, rahatsızlanınca memleketine dönmüştü. Onun vefat ettiği haberi geldi. Tanıdığım, zaman zaman konuştuğum Erdal kardeşime Allahtan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum.