80 milyon ağaç bir anda yok oldu: 118 yıllık büyük patlamanın gizemi hala çözülemedi

Sibirya'da 30 Haziran 1908 tarihinde meydana gelen ve Hiroşima'ya atılan atom bombasının bin katı büyüklüğünde enerji açığa çıkaran Tunguska felaketinin arkasındaki gök cisminin türü, aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen bilim dünyasında kesin netliğe kavuşturulamadı.

Podkamennaya Tunguska Nehri üzerinde sabah saatlerinde yaşanan patlama, yaklaşık 2 bin 150 kilometrekarelik devasa bir alanda 80 milyon ağacı tek bir saniyede radyal bir düzende yere serdi. Avrupa ve Asya'daki sismik istasyonları kilitleyen, atmosferik şok dalgaları Büyük Britanya'dan bile kaydedilen bu küresel olaya rağmen, bölgede hiçbir meteorit kraterinin bulunamaması yüz yıllık bir bilimsel tartışmayı diri tutuyor.

Laboratuvar simülasyonları ve sismik veriler, nesnenin yeryüzüne çarpmadan birkaç kilometre yukarıda, atmosferik sıkışma ve yüksek ısı nedeniyle havada patladığını tescilledi. NASA ve küresel uzay ajansları, karasal kanıtları haklı çıkaran "taş asteroit" teorisi ile atmosferik parlamaları açıklayan "gizemli kuyruklu yıldız" teorisi arasında kesin bir uzlaşmaya varamadı.

19 YIL SONRA GİDİLEN BÖLGEDE OLMAYAN KRATER ŞOKU

Sovyet mineralog Leonid Kulik liderliğindeki ilk bilimsel keşif heyeti, Rusya'daki iç karışıklıklar ve coğrafi izolasyon nedeniyle felaketten ancak 19 yıl sonra, 1927'de olay yerine ulaşabildi. Bölgede devasa bir göktaşı çukuru bulmayı hedefleyen mühendisler, 80 milyon ağacın devrildiği alanın tam merkezinde, dalları tamamen soyulmuş ancak dimdik ayakta duran telgraf direği şeklindeki ağaç topluluğuyla karşılaştı.

Fiziksel analizler, patlamanın yanal bir rüzgar dalgasıyla değil, doğrudan yukarıdan dikey bir basınçla gerçekleştiğini kanıtladı. Atmosfere ekstrem bir hızla giren bilinmeyen nesne, önündeki hava kütlesini felaket derecede sıkıştırıp ısıtarak yüzeye temas etmeden tamamen buharlaştı. Bu durum yeryüzünde neden bir çarpma krateri oluşmadığını ve hiçbir katı meteor parçasının bulunamadığını bilimsel olarak açıklığa kavuşturdu.

ASTEROİT VE KUYRUKLU YILDIZ TEORİLERİ ÇATIŞIYOR

Mevcut astronomi modellerinde iki farklı teori, yüzyıllık küresel anlaşmazlığın odağını oluşturuyor. NASA ve ana akım araştırmacılar, devrilen ağaçların yapısını ve topraktaki mikroskobik karbon parçacıklarını referans göstererek olayın 50 ila 100 metre çapında "taşlı bir asteroit" olduğunu savunuyor.

Buna karşılık Rus ve Avrupalı bazı sismologlar, patlamadan sonraki günlerde Avrupa genelinde gece yarısı gazete okunabilecek seviyede parlak gökyüzü oluşmasını, üst atmosfere fırlatılan devasa buz ve su buharı kütlesine bağlıyor. Bu durum, "kirli kartopu" olarak adlandırılan bir kuyruklu yıldızın varlığına işaret ediyor. Karasal bulgular ile göksel olayların tek bir cisim tanımında tam olarak birleşememesi, insanlık tarihinin kaydettiği bu en büyük uzay çarpışmasını hala açık bir soru işareti olarak bırakıyor.