Anasını doğuran bebek

Her anne dünyaya bebek olarak gelir. Demek ki, anneler de aslında bebektir. O bebekler de yeni anneler doğurur. Pek tabii bebekken değil, daha sonra. Bebek doğuran anne ifadesi ne kadar doğruysa, anne doğuran bebek de o kadar doğrudur. Nitekim bazı anneler kız bebeklerini severken ona “annem benim” hitap eder. Yavrusuna yanlış da olsa “annem benim” diyerek sevgiyle sarılan bir anne, belki de ona “bir gün sen de anne olacaksın” demek istiyordur. Oğlan çocuğuna da “annem benim” diyen anne nadirdir. Nedense babalar oğullarına pek “babam benim” demez. Babaların kız çocuklarına şefkat gösterirken “annem benim” dedikleri duyulmuş değildir. Bu “anasını doğuran bebek” ibaresi enflasyonu anlamaya başladığım yıllarda aklıma takılmıştı. Okuduğum bir makalede enflasyon dört sebepten: 1.İktisadi 2.Mali 3.Siyasi 4.Enflasyondan çıkar yazıyordu. Yani bebek de anasını doğuruyordu. Sonuç ile sebep iki ayrı şeydir diye düşünüyordum. Bu yüzden “enflasyonun sebebi enflasyondur” ifadesi yanlış gibi gelmişti. Meğer değilmiş. Çünkü iktisatta rastlanan çoğu olguda “sebep ile sonuç” kedinin kuyruğunu kovalamasına benziyordu. Ortada bir “kuyruksuz kedi” ile “kedisiz bir kuyruk” yoktu. Ekonomi kuyruklu bir kediydi, bir bütündü. Bu “bugünkü enflasyonun sebebi dünün enflasyonudur” diye okunursa, taşlar yerine oturuyordu. Bu aynen Nurkse’nin “Fakir ülkeler fakir oldukları için fakirdir” sözü gibiydi.

İLK GÜNAH BÜTÇE AÇIĞIDIR

İktisatçılar Âdem ile Havva’nın cennetten kovulmasına sebep olan “ilk günah” gibi ekonomilerin “enflasyonsuzluk cennetinden” kovulmasına sebep olan ilk günahı bulmaya çalıştılar. İmdatlarına Irving Fisher’in (1867-1947) “Paranın Miktar Kuramı” yetişti. Ekonomideki para miktarı, GSYH’den hızlı artarsa, “arz talep denkliği” fiyatların yükselmesi (enflasyon) ile sağlanıyordu. Para miktarının artmasının sebebi de “bütçe açığı” idi. Birinci yılda fiyatlar yükselince, ikinci yılda bir önceki yıldaki kadar GSYH yaratılması için “piyasadaki para miktarı” da en az enflasyon kadar genişlemeliydi. Enflasyonu önlemekle yükümlü olan Merkez Bankası, GSYH düşmesin diye para arzını artırınca “kedinin kuyruğunu kovalama” süreci başlıyordu. Çare, GSYH’nin düşmesini göze alarak para arzını (miktar çarpı devir hızı) kısmaktı. Onu da siyasiler istemiyordu. Merkez bankalarının bağımsız olması bunun için gerekliydi.

İLK GÜNAH CARİ İŞLEM AÇIĞIDIR

Velev ki, “her zaman ve her yerde parasal bir olgu olan enflasyonu” tetikleyen ilk günah bütçe açığı olsa, onu indirmenin yöntemi “her zaman ve her ülkede” parayı kısmak değildir. Ya da aynı değildir. Tek paralı ülkelerde “para miktarını” kısarak enflasyonun indirilebildiği ispatlanmıştır. Bizim gibi çift paralı (biri dolar diğeri lira) “para miktarı sıkılarak” enflasyon kalıcı olarak düşürülemediği de tecrübeyle sabittir. Soru şudur: Hangi paranın yani doların mı yoksa liranın mı faizi yükseltip miktarı kısılacaktır? TL’nin faizi yükseltilip, makro ihtiyati tedbirlerle miktarı kısıldıkça, diğer paranın yani doların yurt içinde faizi düşüyor, miktarı artıyor. Enflasyon TL ile düşüyor, dolarla yükseliyor. İktisatçılarının gözünden kaçan çelişki budur. İç talep yeterince daralmazken dış talep küçülüyor. Döviz açığı büyüyor. Bunu finanse ederken dış borç artıyor. Fiyat istikrarı sağlayalım derken finansal istikrar bozuluyor. Cari açık günahından kurtulmadan faiz artırarak fiyat istikrarı cennetinde girilemez.

SON SÖZ: Finanse edildiği sürece cari açık kapanmaz.

Yazarın Diğer Yazıları