Türkiye’de her hafta yeni bir anket açıklanıyor. Birinde CHP önde görünüyor, birinde AK Parti toparlanıyor, birinde fark kapanıyor, birinde kararsızlar dağıtılınca tablo değişiyor.
Anket dediğimiz şey belli tarihte, belli kitleyle çekilmiş fotoğraftır. Film değildir. Ama biz çoğu zaman o fotoğrafa bakıp filmin sonunu tahmin etmeye çalışırız.
Anketler çoğu zaman termometre gibi görülür. Toplumun o anki ateşini ölçer. Fakat gerçekte termostat gibi çalışır. Sıcaklığı gösterir ama o sıcaklığı değiştirmeye yarar.
Çünkü anket seçmene sadece “kim önde?” sorusunun cevabını vermez. Aslında “Çoğunluk nereye gidiyor?”, “Kim kazanıyor?”, “Ben yalnız mıyım, kalabalıkta mıyım?” sorularına da cevap veriyormuş gibi davranır.
★★★
Bunun bilimsel literatürde en bilinen adı bandwagon etkisidir. Türkçeye kabaca “kazananın vagonuna atlama” ya da “treni kaçırmama” etkisi diye çevirebiliriz.
İnsanlar, kazanmaya yakın görünen adayın ya da partinin yanına yönelme eğilimi gösterir. Bunu bahis sitelerine benzetebiliriz. İki takım maç yapacaksa ve bahis şirketi bir takımı açık favori gösteriyorsa, risk almak istemeyen oyuncu parasını genellikle favoriye yatırır. Elbette oy, bahis kuponu değildir. Ama psikolojik mekanizma benzerdir.
Kimlik ve etnik aidiyeti güçlü seçmen tabanlarında bu etki daha sınırlıdır. DEM seçmeni buna örnektir. DEM’de kimlik, aidiyet ve blok davranışı daha kuvvetlidir.
Ancak yön arayan, küçük ve orta ölçekli parti seçmeninde anketlerin psikolojik etkisi daha güçlüdür. İYİ Parti, Zafer Partisi, Yeniden Refah ve Anahtar Parti gibi adreslere bakan seçmen açısından “oyum boşa gider mi?” sorusu önemlidir.
İYİ Parti tabanının bir bölümü, CHP’nin açık ara kazanabilir göründüğü bir tabloda “iktidar değişimi mümkün” diyerek ana muhalefete yaklaşabilir. Fakat AK Parti- MHP hattı toparlanıyor görünürse, milliyetçi güvenlik refleksi ile yeniden sağa yönelebilir.
Zafer Partisi seçmeninde de benzer bir hesap vardır. Göçmen meselesi, güvenlik ve tepki oyu belirleyicidir. Zafer, anketlerde düşük ve etkisiz görünürse seçmenin bir bölümü daha büyük adrese yönelir. Bu adres iktidar ittifakı da ana muhalefet de olabilir.
Yeniden Refah seçmeni için de tablo böyledir. AK Parti toparlanırsa “asıl merkez hâlâ AK Parti” duygusu geri döner. AK Parti zayıfsa Yeniden Refah “sağda yeni adres” algısını büyütmeye çalışır.
Kararsız eski AK Parti seçmeni ise en kritik kitlelerden biridir. Ekonomiden rahatsızdır ama muhalefete de tam güvenmez. CHP anketlerde açık ve istikrarlı biçimde önde görünürse bu seçmende “değişim artık mümkün” duygusu oluşabilir. Fakat anketler AK Parti’nin toparlandığını gösterirse “maceraya gerek yok” psikolojisi geri dönebilir.
Ana muhalefet seçmeni açısından da tersi geçerlidir. CHP’nin kazanabilir görünmesi seçmeni sandığa çeker. Ama parti geriliyor, bölünüyor, butlan tartışmalarıyla zayıflıyor algısı yayılırsa moral bozulması ve sandıktan uzaklaşma görülebilir.
Burada önemli bir uyarı yapmak gerekir. Bandwagon yani treni kaçırmama etkisi, anketi gören herkesin fikrini değiştirmez. Anketler insanları sürü gibi bir yerden bir yere taşımaz. Etki daha çok kararsız, zayıf bağlılığı olan, “oyum boşa gider mi?” diye düşünen seçmende görülür. Ama Türkiye gibi başa baş yarışlarda bir iki puanlık seçmen hareketi bile büyük siyasi sonuç doğurabilir. Birinci görünmek moral üstünlüktür. Kazanabilir görünmek demektir.
★★★
Bandwagon etkisinin bir de tersi vardır: Underdog etkisi. Yani geride görünen, baskı altında kalan, mağdur edilen adaya ya da partiye yönelme eğilimi.
Fakat araştırmalar kazanana yönelme etkisinin, mağdura yönelme etkisinden daha sık ve daha güçlü çalıştığını gösteriyor. Mağduriyet tek başına her zaman oy getirmez. Seçmen haksızlığa uğradığını düşündüğü kişiye sempati duyabilir ama sandıkta yine de kazanabilecek adaya yönelebilir. Bir seçmen, “haksızlık yapılıyor ama kazanamaz” diyorsa, o mağduriyet sosyal medyada öfke üretir fakat sandığa tam yansımayabilir.
Türkiye’ye uyarlarsak, CHP’li belediyeler üzerindeki baskı iddiaları ve Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceğine ilişkin tartışmalar seçmende mağduriyet algısı yaratabilir. Ancak bu algının sandığa nasıl yansıyacağı, anketlerde görünen tabloya bağlıdır. CHP çok geride, dağınık ve kazanamaz görünürse seçmen haksızlık hisseder ama “sonuç değişmez” diyerek geri çekilebilir. CHP yarışta, hatta az farkla önde ya da başa baş görünüyorsa, aynı mağduriyet bu kez mobilizasyon yaratabilir. Seçmen “bu baskıya rağmen hâlâ ayaktalar” diyerek sandığa daha güçlü gidebilir.
★★★
Bir başka etki stratejik oydur. Bir aday ya da parti “kazanamaz” görünüyorsa, seçmen ona sempati duysa bile daha güçlü görünen adaya yönelebilir.
Bu yüzden küçük partilerin birleşmesi sadece matematik hesabı değil; psikolojik eşik meselesidir. Tek tek yüzde 2, 3 ya da 5 görünen partiler seçmende güçlü bir kazanma hissi yaratmayabilir. Ama birlikte hareket eder ve toplamda anlamlı bir güç görüntüsü verirlerse, seçmen “yalnız değilim, üçüncü bir adres oluşabilir” diye düşünebilir. Seçmen fikrini değiştirmeyebilir ama oy verme adresini değiştirebilir.
★★★
Bir de yakın çevre ve sosyal medya etkisi var. Seçmenin fikrini değiştiren şey çoğu zaman televizyon ya da miting değil; evdeki konuşma, iş yerindeki sohbet, aile WhatsApp grubu, güvendiği bir kişinin paylaştığı grafiktir.
Bir anketi rastgele hesap paylaşınca etkisi sınırlıdır. Ama aynı anketi tanıdık biri “bak tablo değişiyor” diye paylaşınca artık o sosyal çevreden gelen “onay” işaretidir.
İşte bu yüzden sosyal medyayı kullanmak siyasi partiler için çok önemli. Çünkü sosyal medya sadece mesaj yaymıyor. Algı da kuruyor. Bir adayın güçlü, bir partinin yükselişte, bir diğerinin dağınık görünmesini sağlayabiliyor. Anket sayıyı veriyor. Sosyal medya o sayıya duygu katıyor. Yakın çevre de o duyguyu kişisel hale getiriyor. Seçmen de sadece rakama değil, o rakamın etrafında oluşan havaya tepki veriyor.
Sonuçta anketler tercihlerimizi etkiliyor mu? Evet, etkiliyor. O yüzden bu kadar sık anket karşımıza çıkıyor.
Çünkü siyasette önde görünmek, gerçekten öne geçmenin ilk adımıdır.