Ardı ardına sünger şehirler inşa ediliyor
Dünyanın 4 bir yanındaki metropoller, sel baskınlarıyla mücadele etmek için yüzeylerini birer "süngere" dönüştürmeye çalışıyor. Parklar, yeşil çatılar ve gözenekli asfaltlar kentsel yaşamı daha sağlıklı hale getirse de geçtiğimiz aylarda yayımlanan çarpıcı iklim araştırmaları ve küresel fiyaskolar acı bir gerçeği fısıldıyor: Sünger şehirler her derde deva bir mucize değil.
Küresel ısınmanın etkisiyle sıradan yaz yağmurları ani, şiddetli ve yıkıcı sağanaklara dönüşürken, dünya genelinde şehir planlamacıları doğaya dönüş stratejilerini masaya yatırıyor. Beton ve asfalta boğulmuş modern kentlerin suyu emememesi, sokakları dakikalar içinde nehre dönüştürürken; çözüm olarak sunulan "Sünger Şehir" (Sponge City) projelerinin sınırları tartışılmaya başlandı.
Şehirlerimiz neden birer ölüm tuzağına dönüşüyor?
Modern kent mimarisi, suyu toprakla buluşturmak yerine en hızlı şekilde uzaklaştırmak üzerine inşa edilmiştir. Kaldırımlar, otoparklar ve çatılar gibi sert yüzeyler suyun yer altına sızmasını tamamen engelliyor. Drexel Üniversitesi’nden inşaat mühendisi Franco Montalto, mevcut krizi şu sözlerle özetliyor:
"Temelde peyzajın yüzeyini tamamen kapatıyoruz. Bu yüzden şiddetli bir fırtınada yağmurun gidecek hiçbir yeri kalmıyor ve sokaklar dakikalar içinde göle dönüyor."
Sünger şehirler ne vadedyor?
Sünger şehir modeli, suyu devasa borularla aniden tahliye etmek yerine akış hızını yavaşlatmayı amaçlıyor. Bu sistemde şu yeşil altyapı bileşenleri kullanılıyor:
Kaldırımların kenarında suyu emen bitkisel alanlar ve su geçiren yollar.
Binaların tepesinde suyu tutan bitki katmanları.
Fırtına anında suyu geçici olarak depolayan parklar.
ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve iklim uzmanları, bu alanların sadece seli azaltmakla kalmadığını; suyu filtreleyerek nehirlerin kirlenmesini önlediğini ve yaz sıcaklarında kentleri serinlettiğini belirtiyor.
Kopenhag bu sistemin öncüsü oldu
Danimarka'nın başkenti Kopenhag, Temmuz 2011’de meydana gelen ve 1 milyar dolardan fazla hasara yol açan yıkıcı bir "bulut patlaması" (cloudburst) sonrası bu sistemin öncüsü oldu. Şehir, sel sularını depolayabilen meydanlar ve yeşil caddeler inşa etti. Kopenhag örneği, boruların tamamen terk edilemeyeceğini, sadece boruların tek başına yetersiz olduğunu dünyaya kanıtladı.
Öte yandan, Los Angeles şehri geçtiğimiz Şubat 2024’teki tarihi yağışlarda sünger altyapısı sayesinde tam 13,5 milyar galon yağmur suyu yakalamayı başardı. Bu miktar, yaklaşık 165 bin hanenin bir yıllık su ihtiyacını karşılayacak büyüklükte bir başarı olarak kayıtlara geçti.
Aşırı hava olayları dezavantaj
Sünger şehirlerin en büyük sınavı ise aşırı hava olaylarında yaşanıyor. Çin’in Zhengzhou kenti, sünger şehir teknolojisine milyarlarca dolar yatırım yapmasına rağmen, Temmuz 2021'de tarihinin en büyük felaketini yaşadı. Reuters’ın aktardığı verilere göre şehirde sadece bir saatte 7,9 inç (yaklaşık 200 mm) yağış kaydedildi. Uzmanlar, sistemin bu yoğunluktaki bir su kütlesine tek başına dayanmasının imkansız olduğunu belirtti.
Üstelik uzun süren kuraklıklar toprağı o kadar kurutuyor ki, toprak tıpkı kemik kuru bir saksı bitkisi gibi suya karşı direnç gösteriyor ve ilk sağanak anında suyu emmeyi reddediyor.
Toprak kuruyor, risk büyüyor
Geçtiğimiz Mayıs 2026'da yayımlanan ve Dartmouth Koleji’nden klimatolog Justin Mankin ile Montréal Üniversitesi’nden Corey Lesk imzasını taşıyan yeni bir çalışma, tehlikenin boyutunu gözler önüne serdi. 1980’den 2022’ye kadar olan küresel yağış kayıtlarını inceleyen araştırmacılar, yıllık yağışların artık daha dar zaman dilimlerinde, çok daha yoğun patlamalar halinde düştüğünü saptadı.
Yapay zeka ve modellemelerle desteklenen çalışma, küresel sıcaklıkların 3,6 Fahrenheit (yaklaşık 2 Santigrat derece) artması durumunda, dünya nüfusunun %27’sinin yaşadığı kara yüzeylerinin, ani sağanaklara rağmen anormal derecede kuru koşullara itileceğini öngörüyor. Çünkü aniden yağan su emilemeden buharlaşıyor veya akıp gidiyor.
Boise State Üniversitesi’nden klimatolog Jen Pierce, tüm bu sınırlara rağmen yeşil alanların şehirlerin yaşanabilirliği, temiz hava ve psikolojik sağlık için kritik önemde olduğunu vurguluyor.
Uzmanlara göre çözüm, doğa ile geleneksel mühendislik arasında bir seçim yapmak değil; her ikisini bir arada kullanmak. Sünger şehirler tek başına bir kalkan değil, sadece bir savunma katmanı olarak planlanmalı. Yeni mahallelerin su odaklı tasarlanması ve eski altyapıların yenilenmesi, modern kentlerin iklim krizinin getirdiği mega fırtınalar çağında hayatta kalabilmesinin tek yolu olarak görünüyor.