Aynı Ankara, iki ayrı ülke

Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplandı.

Masada bakanlar, bürokratlar, ekonomi yönetimi vardı.

Toplantıdan sonra yapılan açıklamada şu cümle yer aldı:

“Üretimi, istihdamı destekleyeceğiz, sosyal refahı artıracağız.”

Aynı saatlerde, aynı şehirde, birkaç kilometre ötede başka bir Ankara vardı.

Enerji Bakanlığı’nın önünde Doruk Madencilik ve Elazığ ETİ Gümüş işçileri bekliyordu.

Eylemlerinde 2 hafta geride kalmıştı.

Onlardan yalnızca birinin, Satı Kaynak’ın hikayesine kulak verelim.

Doruk Madencilik’te 10 yıl çalışmış.

“Yılda iki üç maaş alabildiğimiz oldu” diyor.

Aylarca ücretsiz izin, ardından yeniden çalışma, sonra yine maaş bekleme…

Kendi verdiği rakam:

Markete 80 bin TL borç.

Ev sahibine 70 bin TL kira borcu.

Çocuğunun özel tedavi ihtiyacı var.

Düzenli olarak Ankara’ya götürmesi gerekiyor.

Ama masrafını karşılayamıyor.

Bir insan 10 yıl çalışıyor.

Üretiyor.

Yıllarını veriyor.

Sonra çocuğunun tedavisini bile ertelemek zorunda kalıyor.

Söylediği bir cümle, bütün ekonomik tabloların önüne geçiyor:

“Yuvam yıkılmak üzere.”

***

Ekonomik veriler her açıklandığında ekonomi yönetiminden hızla tablolar, grafikler, paylaşımlar geliyor.

Rakamlardan memnunlar.

Ama ekonomik kriz dediğimiz şey yalnızca oranlardan ibaret değil ki...

Kira borcu...

Veresiye defteri...

Çocuğun ertelenen tedavisi...

Eşler arasındaki çaresizlik…

Bir ailenin, geçinemediği için dağılma noktasına gelmesi…

Ekonomi politikasını değerlendirmek için karmaşık modellere, uzun sunumlara ihtiyaç yok.

Sabah yapılan resmi açıklamayla, birkaç saat sonra bir işçinin söylediği cümleyi yan yana koymak yetiyor.

Çünkü mesele devletin hangi hedefi açıkladığı değil.

O hedefin hayata değip değmediği.

“Üretim, istihdam, sosyal refah…”

Bunların hepsi süslü kelimeler.

Ama tüm bunlar Enerji Bakanlığı’nın kapısında 15 gündür bekleyen işçinin hayatına değmiyor.

Bir işçi 10 yıl çalıştıktan sonra çocuğunu tedavi ettiremiyor, market borcunu ödeyemiyor ve “yuvam yıkılıyor” diyor.

Ankara’da iki fotoğraf var.

Birinde ekonomi yönetimi sosyal refahı artıracağını anlatıyor.

Diğerinde o refahtan payına düşeni alamayan işçiler, eşleri ve çocuklarıyla Beştepe’ye yürümeye hazırlanıyor.

İkisi de aynı Ankara.

Ama belli ki aynı Türkiye değil…

Yazarın Diğer Yazıları