Bilim dünyasını sarsan iddia: Ya anılarımız gerçek değilse?
Anılarımızın güvenilirliğine dair sarsıcı bir iddia bilim dünyasında tartışma yarattı. Bazı fizikçilere göre, çocukluk hatıralarımızdan bu sabah ne yediğimize kadar tüm anılarımız, gerçek bir geçmişten değil uzaydaki rastgele dalgalanmalardan kaynaklanıyor olabilir. Bu çarpıcı yaklaşım, hafızamızın sandığımız kadar sağlam bir dayanak olmayabileceğini öne sürüyor.
Daily Mail'in haberine göre; bilim insanları ve filozoflar bu fikri, Avusturyalı matematikçi Ludwig Boltzmann’a atfen 'Boltzmann Beyni' hipotezi olarak adlandırıyor.
Hipoteze göre en olası senaryo, beynimizin tüm anılarıyla birlikte tam şu anda, rastgele parçacık hareketleri sonucunda var olmuş olması. Bu durumda geçmişe dair hatırladığımız her şey, gerçekte yaşanmış olaylar yerine bir tür kozmik rastlantının ürünü olabilir.
Bu görüş ilk bakışta aşırı uç bir düşünce gibi görünse de, araştırmacılar bunun modern fiziğin temel yasalarının kaçınılmaz bir sonucu olabileceğini savunuyor.
Entropy dergisinde yayımlanan çalışmada bilim insanları, “Mevcut durumda, yalnızca yerleşik fiziğe dayanarak Boltzmann Beyni hipotezini tamamen çürüten tam anlamıyla sağlam bir argüman yok” ifadesine yer veriyor.
'BOLTZMANN BEYNİ'
Hipotezin temelinde, yeterince uzun zaman ölçeklerinde rastgele parçacık kümelerinin her türlü yapıyı oluşturabileceği fikri yatıyor. Bu olası yapılar arasında, şu anki zihinsel durumumuzun birebir aynısı da bulunuyor.
Yani tüm anılarımız, inançlarımız, düşüncelerimiz ve arzularımız, bunlara karşılık gelen fiziksel bir evren olmadan da var olabilir. Böyle bir durumda bizler, yalnızca birer 'Boltzmann Beyni' olurduk.
Sezgisel olarak böyle bir beynin ortaya çıkma olasılığı son derece düşük gibi görünse de fizik yasalarının tuhaf bir sonucu bunun tam tersini işaret ediyor. Araştırmacılara göre, aslında bir Boltzmann Beyni olma ihtimali, anılarımızın gerçek bir geçmişe dayanma olasılığından neredeyse sonsuz derecede daha yüksek olabilir.
TERMODİNAMİĞİN İKİNCİ YASASINA DAYANIYOR
Bu paradoksun kaynağı, bilim dünyasında neredeyse evrensel kabul gören termodinamiğin ikinci yasasına dayanıyor. Bu yasa, bir sistemdeki düzensizliğin yani entropinin zamanla her zaman arttığını yani izole sistemlerin entropisinin asla azalamayacağını söylüyor.
Ancak modern fiziğin tutarlı çalışabilmesi için bu kuralın zaman açısından simetrik olması gerekiyor. Bu da herhangi bir anda, evrenin hem geçmişte hem de gelecekte daha düzensiz olmasının daha olası olduğu anlamına geliyor.
KANITLADIKLARINI İDDİA ETMİYORLAR
Çalışmanın başyazarı Santa Fe Enstitüsü’nden Profesör David Wolpert ve ekibi, mevcut gözlemlerimiz dikkate alındığında en olası durumun evrenin entropi dinamiklerinde özel bir noktada bulunmamız olduğunu belirtiyor.
Araştırmacılara göre bu da bizim aslında bir entropi dalgalanması, yani bir Boltzmann Beyni olmamız anlamına gelebilir. Böyle bir sonuç, anılarımızın gerçek olaylardan ziyade yanlış hatırlamalar olmasının daha olası olduğu gibi son derece sarsıcı bir çıkarıma yol açıyor.
Bilim insanları, Boltzmann Beyinleri olduğumuzu kanıtladıklarını iddia etmiyor. Ancak bu hipotezin modern fizikle çelişmediğini ve olasılık ile rastgelelik araçlarıyla analiz edildiğinde ciddiye alınması gereken bir seçenek olarak kaldığını vurguluyorlar.
Araştırmaya göre Boltzmann Beyni olmadığımıza dair sahip olabileceğimiz tek güçlü güvence, Büyük Patlama kuramına duyduğumuz güvene dayanıyor.
Eğer evrenin belirli bir başlangıç anı ve tanımlı bir düzensizlik seviyesi varsa, zaman içinde konumumuzu belirleyebilir ve yalnızca kaostaki rastgele bir dalgalanma olmadığımızı gösterebiliriz.
Ancak araştırmacılar, bugünkü anı da hesaba kattığımızda, termodinamiğin ikinci yasasını da terk etmeden Boltzmann Beyni hipotezinden kaçınmanın bir yolu olmadığını belirtiyor. Sonuç olarak yazarlar, bu açıdan Boltzmann Beyni hipotezi ile termodinamiğin ikinci yasasının eşit derecede meşru — ya da eşit derecede tartışmalı — olduğunu ifade ediyor.