Sevgili okurlarım, başımızdaki bu iktidarın ulusal bayramlarımızla arasının pek hoş olmadığı bilinir. 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim onlar için bir angaryadır...
Size daha da bir şey söyleyeyim, başta Recep Tayyip olmak üzere onların ağzından ‘Atatürk’ sözcüğünü biraz zor duyarsınız.
Mustafa Kemal derler!
Atatürk’ü zorunlu olarak tanırlar. Belli zamanlarda, devletimizin kurucusundan söz etmeleri gerektiğini çok iyi bilirler ve böyle derler.
Bunun nedeni bellidir!
Mustafa Kemal deyince Kurtuluş Savaşı’nı kazanan komutan vardır.
Nitekim dikkat edin, Başkomutanın resimlerini de kalpaklı olarak kullanırlar.
Ama Atatürk deyince akıllarına laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, devrimleri yapan ve memleketi din sömürüsünden çıkarmayı amaç edinen devlet adamı gelir...
Ve Atatürk’ün ağırlığı altında hep ezilmişlerdir.
★★★
Yakın geçmişte bunların kucağına oturtulan Fetullah diye ‘teşkilatçı bir imam bozuntusu’ vardı.
AKP bu imamı dibine kadar kullandı, Türkiye’de ve dünyada çok büyük işler yaptırdı.
Günün birinde kendi aralarında fikir birliğine vardılar...
“Ulan aman haa, bu imamı biz yoktan var ettik ama boynuz kulağı geçiyor. Bunun saltanatına son vermezsek bizim başımız belaya girer...”
İmam uyanık ve örgütçü bir adamdı.
Ulusal bayramlarımızın yok edilmesi sürecini 23 Nisan’la başlattı. Tam da nisan ayının o günlerinde geçerli olacak çakma, düzmece bir gün ortaya attılar!
Peygamberimizin doğum günü!..
Kutlu doğum haftası!..
Ulusal bayramların yok edilmesi sürecini işte böyle başlattılar ama bizler bu soytarılığı yutmadık, karşı çıktık.
Hiç kuşkum yok, meydanı boş bulsalar öteki ulusal bayramlarımıza denk düşecek bir şeyler daha icat edeceklerdi.
★★★
Şimdi benzer bir alanda olup bitenlere kısaca bakalım...
26 Ağustos ve onu izleyen 30 Ağustos 1922 Türk Milleti için iki önemli gündür. 26 Ağustos’ta savaşı kazandık. 30 Ağustos’ta ise düşman ordularını vatan toprağından temizleme süreci başladı.
Ancak iş bu kadar basit değildi.
Bu tarihleri de günümüze uyarlamak gerekiyordu!..
Ve yapılması gerekeni buldular.
Aynı tarihlere denk getirip Ağustos ayını da kendi amaçları doğrultusunda dönüştürmek.
Alpaslan tam da o günlere denk düşecek bir biçimde Romen Diyojen’i Malazgirt’te yenmiş ve Anadolu bu zafer sonrasında bizim olmuştu.
★★★
Böylece o tarihlere denk düşecek bir biçimde, bu iktidar döneminde büyük kutlamalar yapılmaya başlandı.
Önce Malazgirt savaşının yapıldığı yere yakın olan Ahlat’ta bir saray yaptılar. Hem de gözlerden sakladıkları muazzam bir saray... Çünkü saraysız iş yapamıyorlardı!
Sonra cirit oyunları, okçuluk mokçuluk falan yapılması için büyük araziler kapatıldı, otağlar kuruldu.
Recep Tayyip’in kabinesi işi gücü bıraktı ve her yıl Malazgirt’i anmak için Ahlat sarayında toplanmaya başladı.
Bu yıl da aynı program karşımızda. Çevre il ve ilçelerden toplanan bindirilmiş kıtalar oraya getirilecek, Recep Tayyip nutuk atacak, bakalım neler söyleyecek!
★★★
Fetullah aynı cingözlüğü 23 Nisan’ı örtmek için yapmış ve aynı tarihe Peygamberin kutlu doğum haftasını yerleştirmişti!
Bu Malazgirt olayında ilginç bir durum daha var...
Savaş alanının neresi olduğu bile bilinmiyor!
955 yılda ise o alanda hiçbir araştırma yapılmamış, yerin altından çıkarılan ve o günlere tanklık edecek hiçbir şey yok.
Ancak bizimkiler elbette boş durmadı. Oraya koskoca bir saray diktiler. Bizim medyamız derseniz, o yapının içine girmek, ya da hiç değilse dışarıdan çekimlerini yapmak akıllarına pek gelmedi.
Oraya yapılan gereksiz yatırımlar için milletin milyarlarca lirasını harcadılar.
Malazgirt zaferimizi kutluyorum!
Gerçek bir zafer olan 30 Ağustos 1922’yi kutlamak o koskoca Malazgirt’in yanında sönük kalır.
Onu kutlamıyorum!