Bir zamanlar Londra’dan bile daha zengin bu şehir altın, fildişi ve tuzun başkentiydi

Londra ve Paris gibi Avrupa metropolleri Orta Çağ'ın karanlık dönemlerini yaşarken, Sahra Çölü'nün kıyısında yükselen bu şehir, dünyanın tüm altın rezervlerini elinde tuttu. 12. yüzyılda kurulurken, zenginliği ve kütüphaneleriyle dünya tarihinin rotasını değiştirdi.

Sahra Çölü’nün kıyısında 12. yüzyılda temelleri atılan Timbuktu, stratejik konumuyla lojistik bir avantaj elde ederken, bu sayede kentin ekonomik büyümesi yüzyıllar boyunca sürdürülebilir kılındı. Ekonomik refahın yanı sıra kent, İslam dünyasının önde gelen bilim merkezlerinden biri olarak uluslararası bir ün kazandı.

ENTELEKTÜEL BİRİKİMİ VAR 

Şehirdeki medreseler ve kütüphaneler; astronomi, matematik, hukuk ve ilahiyat alanlarında on binlerce el yazması esere ev sahipliği yaptı. Bu eserler, Batı Afrika’nın tarihsel entelektüel birikiminin temelini oluşturdu. Bölge halkı tarafından "333 Evliya Şehri" olarak adlandırılan yerleşim yeri, yüzyıllar boyunca yüksek ilim tahsil etmek isteyen alimlerin ana uğrak noktası oldu. 

LONDRA, VENEDİK GİBİ ŞEHİRLERLE DOĞRUDAN REKABET EDİYOR

ve 16. yüzyıl verileri incelendiğinde Timbuktu; refah ve kentsel gelişim açısından dönemdaşı olan Londra, Kahire ve Venedik gibi şehirlerle doğrudan rekabet edebilir düzeye ulaştı. Ancak 17. yüzyıldan itibaren bölgedeki siyasi istikrarsızlıklar, dış fetihler ve kıtalararası ticaret yollarının denizlere kayması, kentin stratejik önemini ve ekonomik gücünü zayıflattı.

KRİTİK TEHDİTLER ALTINDA OLSA DA ÖNEMİNİ KORUYOR 

Bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Timbuktu; çölleşme, iklim değişikliği ve bölgesel güvenlik sorunları gibi kritik tehditler altına girdi. Kent, günümüzde geçmişteki ticari ağırlığından uzaklaşmış olsa da taşıdığı kültürel miras ve paha biçilemez tarihsel belgeler nedeniyle uluslararası açıdan hayati önemini koruyor.