Bütçe değil, maaş ve faiz makinesi

Nisan ayına ilişkin bütçe verileri açıklandı ve artık bazı gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor.

Yılın ilk dört ayında SGK dahil personel gideri 1,91 trilyon TL’ye ulaşmış durumda. Yani memurların bütçeye maliyeti bu seviyede.

Peki faiz gideri ne kadar?
1,13 trilyon TL.

Şimdi yalnızca bu iki kalemi toplayıp vergi gelirlerine bölelim. İlk dört ayda tahsil edilen toplam vergi 4,37 trilyon TL.

Ortaya çıkan tablo şu:
(1,91 + 1,13) / 4,37 = yüzde 70.

Yani vatandaşın ödediği her 100 liralık verginin 70 lirası personel ve faiz giderine gidiyor.

Soruyorum:
Böyle bir bütçe yapısı sürdürülebilir olabilir mi?

Geriye kalan 30 lirayla hem yatırım yapacaksınız hem üretimi artıracaksınız hem kalkınma sağlayacaksınız… Nasıl olacak bu?

Buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza seslenmek istiyorum.

Ekonomi yönetimi size gelip "Eşel mobil sistemi nedeniyle vergi tahsilatı düştü” diyebilirler. “Faiz dışı fazla artıyor” diyerek süslü cümleler kurabilirler.

Ancak hakikat çok net:
Bütçe kötü yönetiliyor.
Ve Türkiye giderek daha sorunlu bir bütçe kompozisyonuna sürükleniyor.
Buradan not düşmek istedim.

*

Son dönemde yasa dışı bahis ve kara para aklama operasyonlarıyla birlikte eski bir sorun yeniden gündeme geldi. Açık konuşalım; mesele oldukça can sıkıcı ve birkaç sembol isim üzerinden tartışılıp geçilecek kadar da küçük değil.

Tam da burada büyük resmin kaçırılmaması gerekiyor. Çünkü konu yalnızca birkaç fenomen, birkaç şirket ya da birkaç operasyon başlığından ibaret değil.

Meselenin arkasında çok daha büyük bir yapı ve ciddi bir denetim zafiyeti bulunuyor.
2015 yılında yasa dışı bahisle mücadele kapsamında Vergi Denetim Kurulu’nda yürütülen bazı çalışmalarda ben de aktif şekilde görev alan isimlerden biriydim.

O dönemden bugüne değişmeyen kanaatim şu: "Akıl dışı büyüklükteki paraların bankacılık sistemi içerisinde elini kolunu sallayarak dolaşması, yurt içine ve yurt dışına transfer edilmesi normal şartlarda mümkün değildir."

Eğer oluyorsa burada ciddi bir sistem sorunu vardır. Daha açık ifadeyle; devlet mekanizması içerisinde bazı kliklerin ya da göz yuman yapıların varlığı ihtimal dışı değildir.

Bu nedenle BDDK, Merkez Bankası, MASAK, bankalar, elektronik para şirketleri ve ödeme kuruluşları dahil olmak üzere tüm sistemin yasa dışı bahis ekseninde yeniden ve kapsamlı biçimde incelenmesi gerekiyor.

Bugün sıradan bir vatandaş hesabından 500 bin TL gönderdiğinde banka anında arıyor. Peki yıllardır milyarlarca liralık şüpheli trafik dönerken neden aynı hassasiyet gösterilmedi? Asıl sorulması gereken soru budur.

Bir diğer kritik başlık ise elektronik para şirketleri ve ödeme kuruluşları.
“Fintek” adı altında parlatılan bu yeni finansal modelin geldiği nokta ortada.

Sektörde yasa dışı bahisle ilişkilendirilmeyen firma neredeyse kalmadı. Üstelik ortada klasik anlamda bir banka kurumsallığı da bulunmuyor.

Eskiden bu alanın denetiminde BDDK vardı. Artık faaliyet izni ve denetim konusunda doğrudan Merkez Bankası sorumlu.

Peki denetim süreçlerinde bu şirketlerin yaptığı işlemler hiç mi dikkatinizi çekmedi?
Bahis ağlarıyla kurdukları ilişkiler neden yıllarca görmezden gelindi? Burada ciddi bir denetim ihmali yok mu?

Geçmişte ben de finansal teknolojilerin desteklenmesi gerektiğini savunanlardan biriydim. Çünkü doğru kullanıldığında ciddi kolaylıklar ve pratik çözümler sunabilecek bir alan.

Ancak görünen o ki bu gömlek bize biraz büyük geldi.
Sistem henüz oturmadı. Sektörün içerisindeki ilişkiler ağı ise başlı başına tartışılması gereken bir konu hâline dönüştü.

Bu nedenle 6493 sayılı Elektronik Para Kanunu’nun yeniden ele alınması, hatta gerekirse tamamen kaldırılması dahil olmak üzere ciddi bir rehabilitasyon sürecine ihtiyaç var. Aksi halde bu mesele Türkiye’nin başını daha çok ağrıtacak.

Yazarın Diğer Yazıları