Büyük adamı doğru anlamak

Çankaya Müze Köşkünün açılışı sırasında CB Erdoğan, Binbaşı Mustafa Kemal’in 1912’de Libya’da Fuat Bulca (mahalle ve sınıf arkadaşı) ile çekilmiş fotoğrafını görünce, “Libya’ya niye gidiyorsunuz?’ diyenler kim, malum. Bak gitmiş işte,” demiş (Sozcu.com.tr, 11 Kasım 2024).

Tabii esas amacı Libya politikasına meşruiyet sağlayarak Atatürk’ten güç almak…

Erdoğan’ın Libya’ya müdahil olma kararını burada tartışmak istemem. Kısaca geçmişte bu kararı irdeleyen yazılarımda Libya’ya asker yollanmasından ziyade Mısır’ı ve Hafter güçlerini karşısına alan bir strateji izlemesini hatalı bulmuştum. Ancak ilk bilinmesi ve atlanmaması gereken husus o dönemde Libya Osmanlı ülkesinin bir parçasıydı; günümüzde ise başka bir ülkeden bahsediyoruz.

Bu kısa yazıda esas temas etmek istediğim konu başka. Atatürk Libya’ya gidişini kendisi nasıl yorumlamış? Okuyalım lütfen çünkü gerçek hakikatin güç kaynağıdır:

“Derne’ye Gidişe İlişkin Özeleştiri…

“Bir mektubunda (Arkadaşı Midhat Bey’e, aktaran Murat Bardakçı, Enver, İş Bankası, s. 115) kullandığı, ’Bir sene evvel Selanik’ten İstanbul’a çağrıldığım zaman sizin İstanbul’da bulunmayışınız görüşmeye engel teşkil etmişti. İtalya Harbi üzerine pek ani bir karar-ı serseriyâne (serserice bir kararla) ile Derne’ye gitmiştim’ ifadesinden; Trablusgarp’ta bulunmaktan pişmanlık duyduğu sonucunu çıkarmak mümkündür,” (Başkomutan, Emsalsiz Lider, Ahmet Yavuz, Kırmızı Kedi, 5. Baskı, s. 62).

Andrew Mango, onun bu ifadesini, “bilgeliğe deneyimle erişilir” diye nitelendirmiştir (A. Mango, Remzi Kitabevi,16. Baskı, s. 135).

Sonuç olarak Mustafa Kemal hatalı ve yanlış bir kararla Libya’ya gitmiştir. Bunu, samimi olarak daha sonra da belirtmiştir. Hikmet Bayur’un, “ümitsiz ve sonuç bakımından faydasız olan işe” neden giriştiğini sorması üzerine, Atatürk’ün verdiği yanıt anlamlıdır: “Bunun böyle olduğunu o sırada ben de görüyordum, ancak orduda ve akranım olan subaylara arasında maddi ve manevi sıramı muhafaza etmek için buna mecburdum, esasen İstanbul’da beni fiilen işsiz bırakıyorlardı.” (Hikmet Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri, AAM, s. 50).

Sonuç olarak 1911’de İtalya ile Libya savaşına girişmek yanlıştı. Bedeli ağır oldu. Erdoğan’ın Libya’da giriştiği harekât için aynı şeyi söyleyemem ama Suriye’de giriştiği kadar ağır sonuçları oldu.

Bir yıl sonra son derece hazırlıksız olduğumuz Balkan Harbi patladı. Orduların mevcutları terhisler yüzünden düşmüştü. Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa Kurmay Yüzbaşı İsmet Bey’in (İnönü) kendisine Balkanlar’daki gelişmeleri hatırlatmasına doğru okuyamadığı için Yemen ayaklanmasını bastırmak için bölgeye gitme yanlışını yapmıştı. Ordu siyasallaşmıştı. Mustafa Kemal’in Balkanlar’da büzülme stratejisini kimse dikkate almamıştı. Vizyonsuzluk felâkete kapı aralamıştı.

Sonuç malûm: Trablusgarp’taki taktik başarılar stratejik hataları gideremedi. İtalyanlar 12 Ada’yı işgal ettiler. Libya’dan çekilirseniz karşılığında 12 Ada’yı Osmanlı’ya devredeceğiz, dediler. Kabul ettik ancak Balkan Harbi ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında verilen sözler havada kaldı.

Devlet adamı hesaplı riskleri almalı, maceraya kapalı olmalı ve doğru bilgiyle mücehhez olmalıdır.

Dün ölümünün 86. yıldönümünü andığımız büyük adamı doğru anlamalıyız. Özellikle CB Erdoğan ve ülkeyi yönetmeye aday olanların buna ihtiyacı büyük!

Çünkü büyük adam mezarda da olsa yaşıyor ve ışık tutmaya devam ediyor…

Yazarın Diğer Yazıları