Cari açığın milli gelire oranı

İKTİSATÇILARIMIZ “faizciler” ve “kurcular” olmak üzere iki kümede toplanabilir. Faizciler, ezici çoğunluktadır. Bu kümedeki iktisatçılar, başta enflasyon ve tasarruf açığı olmak üzere ekonomideki kök aksaklıkların “düşük” faiz politikasından kaynaklandığına kanidir. Kurcular (yani ucuz dövizin ekonomiye maliyeti yüksektir, diyenler ki; ben onların başında gelirim) söz konusu aksaklıkların sebebi, döviz fiyatının “düşük” tutulmaya çalışılmasıdır der. Kurculara göre “döviz fiyatı yanlışsa, her fiyat yanlış oluşur.” Aslında yüksek enflasyonun ekonominin en sinsi hastalığı olduğu konusunda “faizciler” ile “kurcular” arasında bir görüş ayrılığı yoktur. Görüş ayrılığı enflasyonu indirmek için izlenmesi gereken “para-maliye” politikasının tasarımındadır. Faizci iktisatçıların düsturu “dövizi tut-faizi sal”, kurcu iktisatçılarınki “faizi tut-dövizi sal” dır. Eski Maliye Bakanı Berat Albayrak, dramatik istifasından önce “Ben artık dövize bakmıyorum” derken, düşük faizin döviz fiyatının yükselmesine sebep olacağını bildiğini ve bunu tehlikeli bulmadığını söylüyordu. Amacı, pahalı dövizle “cari açığı” sıfırlayarak, ülkeyi dış borç alma mecburiyetinden kurtarmaktı. Faizcilere göre, faizi yükseltmek, enflasyonu indirmenin tek ilacıdır. TL’nin faizini yükseltip, dövizi baskılamanın cari açığın büyümesine sebep olması da dert değildir. Yüksek faiz nasıl olsa ülkeye “sıcak döviz” çekecektir. Bununla, hem o yılın cari açığı finanse edilecek hem de Merkez Bankası “döviz rezervini” büyütecek diye düşünüp rahat uyurlar. Kurculara göre, yüksek faizin cazibesine kapılıp ülkeye giren sıcak paranın döviz fiyatlarını baskılaması, ekonomide morfin rahatlaması yaratır. Fiyatların ve ücretlerin doğru yerde oluşmasını engeller. Ekonomide kaynak tahsisi çarpıklığı oluşur. Morfinin etkisi geçince, iyileşmeler kötüleşmeye döner.

GSYH BÜYÜMESİ HACİMSELDİR

Halk arasında milli gelir diye bilinen ve iktisatçıların “Gayri Safi Yurtiçi Hasıla” dediği şey “fiziksel oluşumların parasal ifadesi”dir. Gayri safi nitelemesi, milli servette bir yıl içinde oluşan yıpranma ve tükenme payları (amortisman) düşülmeden demektir. “Yurt içi” ifadesi de T.C. vatandaşı tüzel ve gerçek kişilerin yurt dışı faaliyetlerden doğan gelir veya gider dahil değildir anlamına gelir. Bunlar çıkarılınca geriye “HASILA” sözcüğü kalır. Hasıl olana “mahsul” (product) denir. Mahsul, fiziki bir şeydir. TL ile ölçülen GSYH; dolar veya Euro’ya “parite düzeltmesi yapılmadan” çevrildiğinde farklı büyüme hızları bulunabilir. Bu bir muhasebe hatasıdır. Çünkü GSYH’nin TL ile ifade edilen “fiziki/hacimsel büyüme oranı” dolara çevrilince değişemez. Türkiye’nin GSYH’si 2022 yılında cari kurla 906 milyar dolarmış. TÜİK’e göre Türkiye ekonomisi 2022-2025 arasında (3 yıl) hacimsel olarak %10.7 büyümüş. Bu hesaba göre 2022 dolar kuruna göre 1003 milyar dolar olmuştur. Doların enflasyonu da hesaba katılsa 1160 milyar dolara çıkmıştır. Resmi makamlara göre 2025 yılı GSYH’si 1597 milyar dolar olmuş. Yani 3 yılda hacimsel (fiziki) olarak %11 GSYH’miz dolarla ölçülünce %76 büyümüş. Böyle bir bilim dışı saçmalama olamaz.

RESMİ RAKAM DOĞRU RAKAM OLMAYABİLİR

Bu yıl 50-55 milyar dolara çıkacak cari açığın, cari kurdan muhtemelen 1750 milyar dolara yükselecek GSYH’ye oranı %3’ün altında kalacak. Buna bakarak, döviz fiyatını baskılamanın cari açık üstünde olumsuz bir etkisi yoktur diye fikir beyan edenler var. Halbuki, kaba bir kur düzeltmesi yapılsa 2026 yılı cari açığının 2026 yılı GSYH’ye oranının %5’i rahat geçtiği görülecektir. Faizcilere göre bu düzeltmenin gereği yoktur. Önemli olan Merkez Bankası’nın “haftalık repo ihalelerine” yeniden başlamasıdır. Üzerine makale yazılması gereken konu budur.

SON SÖZ: Enflasyon ve kur düzeltmesi yapılmamış rakamlarla iktisadi analiz yapılmaz.

Yazarın Diğer Yazıları