Ciro artışı yetmiyor: İşletmelerde nakit akışı sorunu
Türkiye’de birçok şirket bilançolarında kârlı görünmesine rağmen, artan finansman maliyetleri ve uzayan tahsilat süreleri nedeniyle derin bir nakit kriziyle karşı karşıya.
Son dönemde Türkiye’de birçok şirket, bilançolarında kârlı görünmesine rağmen nakit sıkıntısı yaşamaya başladı. Artan finansman maliyetleri, uzayan tahsilat süreleri ve plansız büyüme, özellikle üretim ve ticaret yapan firmalar için görünmeyen bir kırılganlık yaratıyor.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine göre 2024 yılında iflasını açıklayan şirket sayısı bir önceki yıla kıyasla yüzde 40 artarken, bu şirketlerin önemli bir bölümünün bilançolarında kâr raporladığı halde nakit sıkıntısı nedeniyle kapandığı dikkat çekiyor.
Ekonomi çevrelerinde giderek daha sık dile getirilen bu tablo, iş dünyasında “kârlı ama parasız şirketler” döneminin başladığına işaret ediyor.
Tekstil ve çelik sektörlerinde finans ve lojistik direktörlüğü, seracılık alanında ise İjan Sera Sistemleri ve MR Greenhouse Sera Sistemleri’nde CEO olarak görev yapmış Yasin Günal’a göre bu süreç, reel sektörün en kritik yapısal sorunlarından biri.
Günal bu durumu şöyle özetliyor: “Bugün birçok şirket, bilanço üzerinde güçlü görünmesine rağmen günlük operasyonlarını çevirmekte zorlanıyor. Bu, sessiz ama derin bir nakit krizine işaret ediyor.”
Vadeli satış tuzağı: Karlı görünüm zarar etmek
Günal, şirketlerin en temel yanılgısının kârlılığı tek başına başarı göstergesi olarak kabul etmek olduğunu vurguluyor: “Birçok şirket kâğıt üzerinde kârdadır; ancak gerçekte hayatta kalma modunda çalışır. Çünkü kâr ile nakit birbirinden farklı kavramlardır.” Sahada karşılaşılan tablo ise tahsilat süresi uzayan alacaklar, artan finansman maliyetleri ve plansız büyüme nedeniyle giderek sıkışan nakit döngüleri olarak öne çıkıyor.
Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde şirketler, satış hacmini korumak adına vadeli satışlara aşırı yükleniyor. Bu durum kısa vadede ciroyu artırıyor gibi görünse de uzun vadede işletme sermayesini eritiyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası sektör verilerine göre imalat sanayiinde ortalama alacak tahsilat süresi 2024 yılı itibarıyla 75 güne yaklaşmış durumda.
Günal bu tabloyu çarpıcı bir örnekle anlatıyor: “Bugün birçok firma, aslında bankayı finanse eder gibi çalışıyor. Malı üretiyor, satıyor; ama parasını aylar sonra alıyor. O arada tüm yük şirketin kendi nakit akışına biniyor.”
Kur riski ve hatalı kredi yapılarına dikkat
Görünmeyen krizin bir diğer boyutu, döviz riskinin yanlış yönetilmesi ve bankalarla kurulan sağlıksız finansman ilişkileri. Birçok şirket, gelir yapısı ile borçlanma yapısı arasındaki uyumsuzluğu yeterince dikkate almıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre 2024 yılı sonu itibarıyla KOBİ’lerin döviz cinsinden borçlarının toplam kredi stoku içindeki payı yüzde 30’un üzerinde seyrediyor. TL gelirle döviz borcu taşıyan ya da kısa vadeli krediyle uzun vadeli yatırım yapan firmalar, kâğıt üzerinde büyüyor ama gerçekte risk biriktiriyor.
Bankalarla yapılan kredi anlaşmaları, çoğu zaman sadece faiz oranına odaklanılarak değerlendiriliyor.
Tekstil ihracatından çelik ticaretine, oradan Cezayir ve çeşitli uluslararası pazarlara açılan büyük ölçekli sera projelerinin CEO’luğuna uzanan kariyerinde farklı sektörlerin bankacılık ilişkilerini ve proje finansmanını bizzat yöneten Günal, teminat yapısı ve geri ödeme planlarının en az maliyet kadar kritik olduğuna dikkat çekiyor.
Bu sektörlerde finans ve operasyonun entegre yönetilmediği yapılarda, şirketlerin en büyük kırılmayı kriz anlarında yaşadığını doğrudan deneyimlediğini belirtiyor.
Önümüzdeki dönemde şirketler için asıl rekabet avantajı, daha fazla satmak değil, daha sağlıklı bir nakit akışıyla sürdürülebilir kalabilmek olacak.
Aksi halde bilançolar güçlü görünse de, görünmeyen riskler şirketleri sessizce zayıflatmaya devam edecek.