Çölün ortasında göl bulundu
Suudi Arabistan’ın Nefud Çölü’nde yer alan antik Cübbe havzasında yapılan incelemeler, bölgenin bir zamanlar devasa bir tatlı su gölüne ev sahipliği yaptığını ve günümüzde hala zengin yeraltı su kaynaklarına sahip olduğunu ortaya koydu.
Suudi Arabistan’ın Nefud Çölü’nde yer alan antik Cübbe (Jubbah) şehri, kurak bir coğrafyanın ortasında sahip olduğu tarımsal süreklilik ve zengin arkeolojik mirasıyla bilim dünyasının dikkatini çekiyor. Antik bir göl yatağında bulunan yerleşim birimi, modern uydu görüntülerinde dairesel tarım alanlarıyla yeşil bir yama gibi seçiliyor.
DOĞAL ENGELLER YAŞAM ALANINA DÖNÜŞTÜ
NASA Dünya Gözlemevi tarafından yayımlanan raporlara göre, bölgenin 1264 metre yüksekliğindeki Cebel Ümmü Sinman Dağı, şehrin varlığını sürdürmesinde kritik bir rol oynuyor. "İki hörgüçlü deve" siluetini andıran bu devasa kütle, bir "rüzgar gölgesi" oluşturarak yerleşim yerini kum fırtınalarına karşı koruyor.
Bu korunaklı yapı, aynı zamanda bölgedeki modern tarımın temelini oluşturuyor. Yeraltı su havzalarından beslenen merkezi pivot sulama sistemleri, çölün ortasında dairesel yeşil tarlaların oluşmasına imkan tanıyor.
10 BİN YILLIK MİRAS
Cübbe, sadece tarımsal bir vaha değil, aynı zamanda dünyanın en önemli açık hava müzelerinden biri olarak kabul ediliyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bölgede, kayalara işlenmiş yaklaşık 5 bin 500 yazıt ve 2 bin hayvan figürü bulunuyor.
Sanat eserlerinin en az 10 bin yıl öncesine dayandığı tahmin ediliyor. Çizimler arasında leopar, devekuşu ve binden fazla deve figürü yer alıyor. Uzmanlar, Cübbe’nin 5 bin yıl önce kurumaya başlayan diğer göllerin aksine su kaynağını koruduğunu ve bu sayede antik göç yolları üzerinde hayati bir durak noktası haline geldiğini belirtiyor.
İKLİM TARİHİNE IŞIK TUTUYOR
Araştırmalar, Cübbe’nin Arap Yarımadası’nın çok daha nemli ve yeşil olduğu bir döneme tanıklık ettiğini gösteriyor. Bölgedeki kum tepelerinin yeraltı sularını beslemeye devam etmesi, vahanın günümüze kadar canlı kalmasını sağladı. Bilim insanları, bu tür su noktalarının ilk insan topluluklarının kıtalar arası hareketlerinde anahtar rol oynadığı görüşünde birleşiyor.