Deniz Eresen: Beyaz et operasyonunda yatırımcı mesajı önemli
Beyaz et sektöründe faaliyet gösteren 13 şirkete yönelik operasyon kapsamında 32 kişi hakkında gözaltı kararı verilmesi ve şirketlere denetim kayyımı atanması iş dünyasında geniş yankı uyandırdı.
Operasyonun gerekçesi olarak rekabet ihlalleri ve haksız fiyat artışı iddiaları gösterilirken, Ekonomist Deniz Eresen soruşturmanın içeriğinden bağımsız olarak yöntemin ekonomi üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Eresen, "Eğer gerçekten rekabeti bozan uygulamalar, kartelleşme veya tüketiciyi mağdur eden girişimler varsa elbette hukuk devletinin gereğini yapması gerekir. Hiçbir şirket ya da sektör hukukun üzerinde değildir. Ancak burada tartışılması gereken konu soruşturmanın varlığı değil, yürütülüş biçimidir" dedi.
"PATRONLARIN GÖZALTINA ALINMASI SON ÇARE OLMALI"
Türkiye'nin beyaz et üretiminin büyük bölümünü gerçekleştiren şirketlerin üst düzey yöneticileri ve sahiplerinin gözaltına alınmasının uluslararası yatırımcı tarafından yakından takip edildiğini belirten Eresen, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bir şirket hakkında soruşturma yürütülebilir. Belgeler toplanabilir, ifadeler alınabilir, mali incelemeler yapılabilir. Ancak daha soruşturmanın başında şirket sahiplerinin ve yöneticilerinin gözaltına alınarak kamuoyuna servis edilmesi, iş dünyasında farklı bir algı oluşturuyor. Bu tür uygulamalar gelişmiş ekonomilerde genellikle son aşamada başvurulan yöntemlerdir."
"TÜSİAD SÜRECİNDEN SONRA YENİ BİR MESAJ OLUŞUYOR"
Eresen, son dönemde iş dünyasına yönelik adımların yabancı yatırımcı tarafından birlikte değerlendirildiğini söyledi.
"Hatırlanacağı üzere daha önce TÜSİAD başkanı ve Yüksek İstişare Konseyi başkanı hakkında da soruşturma süreçleri yaşandı. Şimdi ise Türkiye'nin en büyük beyaz et üreticilerine yönelik geniş kapsamlı operasyon görüyoruz. Her olayın kendi hukuki zemini olabilir ancak uluslararası yatırımcı bunları tek tek değil, bir bütün olarak okuyor."
"YABANCI SERMAYE ALGIYLA HAREKET EDER"
Ekonomist Deniz Eresen'e göre yatırım kararları yalnızca ekonomik göstergelere bağlı değil.
"Yabancı sermaye öncelikle öngörülebilirlik arar. Hukukun üstünlüğü kadar uygulamanın nasıl yapıldığına da bakar. Bir ülkede şirket yöneticilerinin sık sık gözaltına alınması, şirketlere kayyım atanması veya iş dünyası temsilcileri hakkında yüksek profilli soruşturmalar yürütülmesi yatırımcı algısını etkileyebilir."
Eresen, son dönemde uluslararası yatırım kuruluşlarının Türkiye'ye yönelik değerlendirmelerinde de daha temkinli bir dil kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
"EKONOMİK PROGRAM GÜVEN VERMEK ZORUNDA"
Türkiye'nin son iki yıldır yabancı sermayeyi yeniden çekmeye çalışan bir ekonomi politikası izlediğini belirten Eresen, bu nedenle verilen mesajların önem taşıdığını ifade etti.
"Ekonomi yönetimi bir taraftan uluslararası yatırımcıya 'Türkiye yatırım için güvenli bir liman' mesajı verirken, diğer taraftan iş dünyasında tedirginlik yaratabilecek görüntüler ortaya çıkıyorsa burada bir iletişim sorunu oluşur. Hukuki süreçlerin şeffaf ama daha kurumsal ve daha ölçülü yürütülmesi gerekir."
"YANLIŞ VARSA CEZASI VERİLMELİ"
Eresen, değerlendirmesinin soruşturmalara karşı çıkmak olarak yorumlanmaması gerektiğini de vurguladı.
"Eğer rekabet ihlali varsa, tüketicinin aleyhine fiyat manipülasyonu yapıldıysa bunun yaptırımı elbette uygulanmalıdır. Ancak hukuk ile ekonomik güven arasında hassas bir denge bulunuyor.
Özellikle yabancı sermayeye ihtiyaç duyulan bir dönemde soruşturmaların, suçluluğu peşinen ima eden görüntüler yerine daha kurumsal yöntemlerle yürütülmesi Türkiye ekonomisinin uzun vadeli çıkarları açısından daha sağlıklı olacaktır."
Eresen'e göre küresel yatırımcıların baktığı temel konu, soruşturma açılıp açılmadığından çok, hukuki süreçlerin öngörülebilir ve tarafsız şekilde işletilip işletilmediği.
"Bugün küresel sermaye sadece faiz oranına değil, kurumların işleyişine de bakıyor. Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey hem etkin denetim hem de yatırımcı güvenini koruyan güçlü bir hukuk zemini oluşturabilmektir."