Denizin dibinden iki bin yıllık sır çıktı: Dünyanın ilk bilgisayarı takvimden bile yaşlı
Denizin altından çıkarılan eski püskü bir tabletin gerçek yapısı herkesi şaşırttı. Uzmanlar soğuk suların dibinden çıkan bu tableti incelediğinde akıl almaz bir gerçeği ortaya koydu. Bu eski püskü görünen tablet dünyanın ilk bilgisayarı olarak biliniyor. Miladi takvimin başlangıcından iki yüzyıl öne yapıldığı düşünülen ilk bilgisayar takvimden daha yaşlı kabul ediliyor.
Yunanistan’ın Antikythera adası açıklarında sünger avcılığı yapan bir grup dalgıç, Roma dönemine ait bir gemi batığına rastladı. Amforalar, heykeller ve lüks eşyalar arasında, kimsenin ne olduğunu anlayamadığı korozyona uğramış, çürümüş bir bronz ve ahşap kütlesi vardı. Kimse farkında değildi ama o an, insanlık tarihinin en büyük arkeolojik keşiflerinden biri yapılmıştı.
Bugün bilim dünyası bu gizemli nesneyi tek bir isimle anıyor: Antikythera Düzeneği. Ve o, tarihin bilinen ilk analog bilgisayarı olarak kabul ediliyor.
İKİ BİN YIL ÖNCESİNDEN KALAN MÜHENDİSLİK HARİKASI
Şu anda Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi'nde büyük bir titizlikle korunan bu cihaz, MÖ 150 ile 100 yılları arasına tarihleniyor. Yani geminin battığı dönemde üretilmiş.
Antikythera, gökyüzünün adeta mekanik bir simülasyonuydu. Elle çalıştırılan ve 30'dan fazla bronz dişliden oluşan bu düzenek; Ay, Güneş ve o dönem bilinen gezegenlerin döngülerini milimetrik olarak hesaplayabiliyordu. Hatta yörüngelerdeki düzensizlikleri dengelemek için günümüz modern otomobillerinde kullanılan diferansiyel sistemine benzer bir episiklik (gezegensel) dişli mekanizmasına sahipti.
Cihazın ön yüzünde dönen yarı beyaz, yarı siyah küçük bir küre yer alıyordu. Bu küre, gökyüzündeki Ay'ın evrelerini anlık ve kusursuz olarak gösteriyordu.
BİLGİSAYARIN MUCİDİ ARŞİMET Mİ?
Cihazın üzerindeki gizem perdesi tamamen kalkmış değil. Antikythera Düzeneği Araştırma Projesi'nin en güçlü hipotezlerinden biri, bu teknolojinin kökenini Korint kolonilerine, özellikle de Siraküza’ya dayandırıyor. Bu da bizi tarihin en büyük dehalarından birine ulaştırıyor: Arşimet ve onun okulu. Ancak cihazın üzerinde bir imza olmadığı için mucidinin kim olduğu hala kesin bir sır.
RÖNTGEN ILŞIKARI ALTINDA GİZ.EMLİ ÇARK
Denizin altında yüzyıllarca kalan bu hassas mekanizmayı çözmek onlarca yıl sürdü. 1959 yılında fizikçi Derek de Solla Price, kurtarılan 82 parçayı incelemeye alarak ilk ciddi adımı attı. Daha sonra Yunan nükleer fizikçi Charalampos Karakalos ile birlikte cihazın içine röntgen ve gama ışınları gönderildi.
Sonuç şok ediciydi: Mekanizmanın içinde, bazılarında 127 ve 235 gibi inanılmaz hassasiyette dişler bulunan 27 gizli çark ortaya çıkarıldı. Cihazın arkasındaki kadranlar; Meton ve Saros döngülerini, antik Olimpiyat oyunlarının takvimini ve tutulma tahminlerini yapan Ekseligmos döngüsünü takip ediyordu. Bilim dünyasını hayrete düşüren bu hassasiyet, 2017 yılında Google'ın bu araca özel bir Doodle tasarlamasına neden oldu.
KUSURSUZ BİR DAHİ Mİ PRATİKTE HATALI MI?
Peki, bu antik bilgisayar gerçekten kusursuz çalışıyor muydu? Son araştırmalar ezber bozuyor:
Bilim insanları Tony Freeth ve Alexander Jones'un simülasyonlarına göre, cihazın Mars'ın konumunu gösteren ibresi 38 dereceye kadar sapabiliyordu. Ancak uzmanlar bunun bir üretim hatası değil, o dönemki Yunan astronomisinin bilgi sınırlarından kaynaklandığını belirtiyor.
Daha yeni bir çalışma ise mekanik bir açmaza dikkat çekiyor. Dişlilerdeki en ufak bir üretim veya milimetrik kesim hatası, tüm sistemin kilitlenmesine ya da kaymasına neden olabilirdi. Bu da "Makine gerçekten kullanıldı mı, yoksa sadece teorik bir prototip miydi?" sorusunu akıllara getiriyor.
İKİ BİN YILIN ARDINDAN YENİDEN CANLANDIRILIYOR
Antikythera Düzeneği'ne olan hayranlık bugün azalmış değil, aksine büyüyor. Meksika'da yürütülen "Anıtsal Antikythera Düzeneği" projesinde olduğu gibi, yeni nesil mühendisleri ve fizikçileri eğitmek için dünya genelinde cihazın devasa replikaları yapılıyor.
Projeye liderlik eden araştırmacı Raul Parez Enriquez’in de söylediği gibi: "Bu düzenek, antik dünyanın evrenine yepyeni bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Tam 2.000 yıl önce Yunanların hayal ettiği gibi; Dünya'nın merkezde olduğu ve gezegenlerin onun etrafında döndüğü büyüleyici bir evren tasarımı..."