Depremden sonra yerin altından canlılar çıkmaya başladı
Bilim insanları, depremlerin yalnızca yeryüzündeki kayaları değil, yerin derinliklerinde yaşayan mikrobiyal yaşamı da doğrudan etkilediğini ortaya koydu. Yapılan gözlemler, sismik hareketlerin yeraltındaki mikrop popülasyonlarını ciddi biçimde artırabildiğini gösterdi.
Araştırmacılar, biraz şans, özel ekipmanlar, bir süpervolkan ve yaklaşık 30 kat derinliğinde dar bir sondaj kuyusu sayesinde bu etkiyi doğrudan izleme fırsatı buldu. Dünya’daki yaşamın yüzde 30’a varan bir bölümünün hiç Güneş ışığı görmeden varlığını sürdürdüğü biliniyor. Bu mikroorganizmalar, su ile kayalar arasındaki kimyasal tepkimeler sonucu açığa çıkan hidrojeni enerji kaynağı olarak kullanıyor.
Depremler, kayaları çatlatıp yeni kimyasal reaksiyon yüzeyleri oluştururken, yeraltı suyunun izlediği yolları da değiştiriyor. Bu süreç hidrojen üretimini artırıyor ve mikroplar için güçlü bir enerji artışı yaratıyor. Böylece yeraltındaki mikrobiyal yaşam kısa sürede yoğun biçimde çoğalabiliyor.
Hakemli PNAS Nexus dergisinde yayımlanan çalışmada, bu sürecin etkileri Yellowstone Milli Parkı’ndaki yaklaşık 100 metre derinliğinde bir sondaj kuyusunun dibinde incelendi. Araştırma ekibi, yedi ay boyunca yedi kez test alanına giderek toplam 10 saatlik gidiş-dönüş yürüyüşleri yaptı. Bu süre boyunca kaya örnekleri, çözünmüş gazlar ve mikroplar toplandı; ekipman arızaları ve lojistik zorluklar aşıldı.
Çalışmanın en kritik anı ise Yellowstone’da nadiren görülen güçlü bir “deprem sürüsünün” tam zamanında yakalanması oldu. Toplam 2 bin 182 depremden oluşan bu süreç boyunca yapılan ölçümlerde, yeraltındaki mikrobiyal yaşamın 6,5 kat arttığı tespit edildi. Sarsıntılar sona erdiğinde ise mikrop miktarının tekrar normal seviyelere gerilediği görüldü. Aynı dönemde hidrojen düzeyleri yükseldi ve mikrop türlerinde değişim yaşandı.
Bu bulgular, yalnızca Dünya’daki yaşam için değil, başka gezegen ve uyduların yeraltında yaşam barındırma ihtimali açısından da önem taşıyor. Rhode Island Üniversitesi’nden Steven D’Hondt, sismik açıdan aktif bölgelerde yeraltı yaşamının daha kolay bulunabileceğini belirtirken, Fransız araştırma kurumu LATMOS’tan Caroline Freissinet ise çalışmanın Dünya’yı anlamak açısından çok değerli olduğunu, ancak Mars’ın yeraltı koşulları nedeniyle etkisinin sınırlı olabileceğini ifade ediyor.