Devasa şehir denizin içinde ortaya çıktı: 'Efsaneler gerçek olabilir'
Dünya üzerindeki kara parçaları büyük ölçekte keşfedilmiş olsa da, denizlerin dibi bizler içi hala gizem dolu. Bu da beraberinde deniz altı dünyası ile ilgili farklı efsanelerin ortaya çıkışını getiriyor. Denizlerin dibinde bulunan ve şehir benzeri bir yapıyı andıran devasa buluntu o efsanenin gerçek olma ihtimalini güçlendiriyor.
1986 yılında, Tayvan’ın yaklaşık 110 kilometre (70 mil) doğusunda yer alan ve Japonya’nın en batı noktası olan Yonaguni Adası açıklarında sıra dışı bir olay yaşandı. Çekiç başlı köpekbalıklarını gözlemlemek için yeni dalış noktaları arayan dalış rehberi Kihachiro Aratake, Doğu Çin ve Filipin denizlerinin hırçın sularının altında, akılalmaz bir su altı oluşumuna denk geldi. Deniz tabanındaki bu devasa kaya kütlesi, adeta antik bir elden çıkmışçasına neredeyse kusursuz 90 derecelik açılarla şekillenmiş bloklardan ve yukarıya doğru uzanan teraslardan oluşuyordu.
Keşif anını tam 35 yıl sonra BBC’ye anlatan Aratake, o an hissettiklerini şu sözlerle aktarmıştı: "İlk gördüğümde saçlarım dikken diken oldu. Her yerim ürpermişti. Tek kelimeyle büyüleyiciydi. O an bu yapının Yonaguni Adası'nın en büyük hazinesi olacağını anladım."
Zamanla "Yonaguni Anıtı" olarak adlandırılan bu gizemli basamaklı kayalar, kısa sürede bilim dünyasını ikiye bölen devasa bir tartışmanın merkezine oturdu. Karşımızdaki yapı tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş bir ada medeniyetinin mirası mıydı, yoksa doğanın muazzam bir geometrik oyunu mu?
KAYIPKITA MU'NUN KALINTILARI MI?
Alanı inceleyen ilk bilim insanlarından biri, Japonya’daki Ryukyus Üniversitesi’nden jeolog Masaaki Kimura oldu. Kimura, bu yapının binlerce yıl önce, son Buzul Çağı’nın ardından deniz seviyelerinin yükselmesiyle sular altında kalan antik bir basamaklı piramit olduğunu öne sürdü. Hatta bazı araştırmacılar bir adım daha ileri giderek, bu anıtın tıpkı Atlantis efsanesinde olduğu gibi dalgaların altına gömülen mistik kayıp kıta "Mu"nun bir parçası olabileceğini iddia etti.
Profesör Kimura, 2007 yılında National Geographic’e verdiği demeçte fikrini şu sözlerle savunuyordu: "Yapı üzerinde insan eli değdiğine dair o kadar çok kanıt var ki, bu kökeni tamamen doğal süreçlerle açıklamaya çalışmanın çok zor olduğunu düşünüyorum."
Eğer 50 metre uzunluğunda ve yaklaşık 20 metre genişliğindeki bu anıtın insan yapımı olduğu kesinleşirse, Ryukyu Ada zincirinin tüm tarihi baştan yazılacaktı. Ancak bilim dünyasındaki herkes bu kadar ikna olmuş değil.
BİLİMİN ŞÜPHECİ YÜZÜ SORGULAMAYA DEVAM EDİYOR
Bu gizeme en yüksek sesle karşı çıkan isimlerin başında, Boston Üniversitesi’nde doğa bilimleri profesörü olan Robert Schoch geliyor. Katıldığı belgesellerde ve kişisel blog yazılarında konuyu detaylandıran Schoch, Yonaguni’nin büyüleyici olduğunu kabul etse de temelde doğal bir oluşum olduğunu savunuyor.
Schoch, durumu Avrupa’daki tarih öncesi mağaralara benzeterek şöyle bir açıklama getiriyor: "Mağaraların kendisi tamamen doğaldır ancak erken dönem insanları bu duvarlara resimler yapmış ve buraları kullanmıştır. Antik insanlar Yonaguni Anıtı'na hayran kalmış, üzerinde ufak tefek 'rötuşlar' yapmış veya burayı kullanmış olabilirler; ancak temeli doğaldır."
Jeolojik verilere göre anıt, kumtaşı ve çamurtaşından oluşuyor. Bu kayaç türlerinin en büyük özelliği, yüzey boyunca düz düzlemler halinde aşınması ve yatay olarak kırılarak tıpkı insan eliyle yapılmış gibi duran teraslar oluşturmasıdır. Ryukyu Üniversitesi’nden bir diğer jeolog Takayuki Ogata da bu teoriyi destekliyor. Su altındaki oluşumların, adanın kara yüzeyindeki coğrafi yapıyla birebir devamlılık gösterdiğini belirten Ogata, "Kara üzerindeki oluşumların suyun altında da kesintisiz devam ettiğini ilk kez gördüm ve çok etkilendim" diyerek yapının jeolojik kökenine dikkat çekiyor.
Bugün ne Japonya Kültür İşleri Ajansı ne de Okinawa Prefektörlüğü (Bölge Yönetimi) bu alanı resmi bir kültürel miras alanı olarak kabul ediyor. Ancak ister doğanın kusursuz bir geometrisi ister binlerce yıllık kayıp bir medeniyetin tapınağı olsun; Yonaguni Anıtı, Aratake’nin 40 yıl önce öngördüğü gibi, gizem meraklıları için okyanusun altındaki en büyük hazinelerden biri olmaya devam ediyor.