'Diğer diyabet'in kan şekeriyle hiç ilgisi yok

Diyabet dendiğinde çoğu insanın aklına tip 1 veya tip 2 diyabet geliyor. Ancak çok daha az bilinen bir tür daha var: Diabetes insipidus. Bu hastalık yüz binlerce insanı etkiliyor olsa da, kan şekeriyle hiçbir ilgisi yok.

Tipik diyabet olarak bilinen diabetes mellitus, insülinin eksikliği veya işlevsizliği nedeniyle kan şekerinin yükselmesiyle ortaya çıkıyor. Artan şeker idrara geçiyor, bu da vücuttan suyun çekilmesine yol açıyor. Sonuç: tatlı kokulu, bol miktarda idrar. Tarihsel rivayetlere göre Hipokrat, bu teşhisi koymak için hastalarının idrarını tadarmış. Neyse ki bugün test çubukları var.

Science Alert'te yer alan habere göre; Diabetes insipidus ise tamamen farklı. Bu hastalıkta sorun, su dengesini koruyan arginin vazopressin (AVP) ya da bilinen adıyla anti-diüretik hormon (ADH) ile ilgili. Bu hormon hipofiz bezinden salgılanır ve böbreklere vücutta su tutmaları gerektiğini söyler.

AVP düzgün çalışmadığında ya da yetersiz üretildiğinde böbrekler suyu tutamaz hale gelir. Kişi ne kadar su içerse içsin, sürekli susuzluk ve seyrek, renksiz idrarla başa çıkmak zorunda kalır.

En yaygın neden, AVP üretiminin bozulmasıdır (önceki adıyla merkezi diabetes insipidus). Hormon aslında beynin hipotalamus bölgesinde üretilip hipofiz bezine taşınır. Tümörler, travmalar, beyin ameliyatları ve bazı enfeksiyonlar bu sistemi bozabilir. Bazı durumlarda ise nedeni bulunamaz.

Gebelik sırasında ortaya çıkan özel bir tür de var: Gestasyonel diabetes insipidus. Plasenta, AVP’yi parçalayan bir enzim üretir. Bu nadir durum genellikle doğumdan sonra kendiliğinden geçer.

AVP yetersizliğinde tedavi görece kolaydır: AVP’nin sentetik versiyonu olan desmopressin tablet, enjeksiyon veya burun spreyi olarak kullanılabilir. Bu sayede su dengesi yeniden kurulabilir.

Daha karmaşık olan ise AVP direnci (önceki adıyla nefrojenik diabetes insipidus). Bu durumda böbrekler, AVP’ye yanıt veremez. Nedeni doğuştan olabileceği gibi bazı ilaçlar (örneğin bipolar bozuklukta kullanılan lityum) veya elektrolit bozuklukları da olabilir. Bu türde düşük tuzlu diyet ve sürekli sıvı takibi önem kazanır.

Bir başka ilginç tür ise dipsogenik diabetes insipidus, yani beynin susuzluk merkezinin bozulması. Beyindeki bu kontrol noktası zarar gördüğünde kişi durmaksızın su içme ihtiyacı hisseder. Aşırı su tüketimi AVP üretimini baskılar, bu da daha fazla su kaybına yol açar.

Bu durum bazen psikojenik polidipsi ile de karıştırılabilir. Özellikle şizofreni gibi psikiyatrik hastalıklarda görülen kompulsif su içme davranışı, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bir vakada, günde 15 litre su tüketen genç bir hasta ciddi komplikasyonlar yaşamıştır.

Bu tür örnekler, aşırı su tüketiminin her zaman sağlıklı olmadığını gösteriyor. NFL oyuncusu Tom Brady’nin önerdiği gibi günde 8 litre su içmek bazıları için riskli olabilir.

Diabetes insipidus, “diyabet” teriminin sadece kan şekeriyle ilgili olmadığını hatırlatıyor. Bu daha az bilinen diyabet türü nadir olsa da, tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilir. Sürekli susuzluk, aşırı su içme ve sık idrara çıkma yaşayan herkesin mutlaka tıbbi yardım alması gerekiyor.