Dizel ekonomisi

İşe giderken bir sabah...

Benzinci de tabelaya bakıyorsunuz. Motorine yine zam gelmiş.  Bu artık “anormal” değil, yeni normal. Arabanın markası değişiyor, şehir değişiyor, ülke değişiyor… Ama bu tablo değişmiyor. Dizel her zaman daha pahalı.

Oysa yıllarca bize tam tersi anlatıldı. “Dizel ucuzdur.”

Peki ne değişti?

★★★

Dizel sadece bir yakıt değil; küresel tedarik zincirinin omurgası. Hatta daha doğru ifade ile sistemin “kan dolaşımı.”

Dünyadaki yük taşımacılığının yüzde 90’ı dizel motorlarla yapılıyor.

Kamyonlar, gemiler, trenler...

Hepsi dizel.

Küresel ticaretin yüzde 80’ini taşıyan dev konteyner gemileri bile yüksek tork ve dayanıklılık nedeniyle dizel türevlerine bağımlı.

Yani Amazon’dan sipariş ettiğiniz bir ürün de, Çin’den gelen bir ara malı da, market rafındaki ithal gıda da…

Bir noktada dizelle taşınıyor.

★★★

İkincisi gıda güvenliği...

Tabağınıza gelen hemen her şey dizel tüketiyor. Traktörler, biçerdöverler, sulama sistemleri...

Büyük ölçüde dizelle çalışıyor.

Sonra ürünler soğutmalı kamyonlara yükleniyor. Yani tarla ile market arasındaki köprü de dizel.

Bu yüzden dizel fiyatı arttığında sadece ulaşım değil, gıda enflasyonu da artıyor.

★★★

Ayrıca bir şehir nasıl kurulur? Ekskavatör, buldozer, vinç... Hepsi dizel.

Bir hastane elektrik kesilince nasıl çalışır? Dizel jeneratör.

Hatta bazı ülkelerde dizel jeneratör kapasitesi, ulusal elektrik şebekesinden daha büyük.

Yani dizel sadece ekonomi değil, hayatın sürekliliği.

Dizel tüketimi ile ekonomik büyüme arasında yüzde 98.5 gibi neredeyse birebir bir korelasyon var.

Bu ne demek?

Ekonomi büyüyorsa dizel tüketimi artar. Dizel pahalıysa ekonomi baskılanır.

Yani dizel fiyatı aslında bir “gizli enflasyon göstergesi...”

★★★

Şimdi rafineriye dönelim.

Ham petrol yerin altından çıktığında “benzin” ya da “motorin” olarak çıkmaz.

Hepsi aynı karışımdır. Bu karışım rafineriye girer ve parçalanır. En hafif ürünler benzin, daha ağır olanlar motorin (dizel) olur.

Bir varil petrolden elde edilebilecek dizel miktarı sınırlıdır.

Üstelik bugün otomobillere koyduğumuz ultra düşük kükürtlü dizel (ULSD) üretmek için ekstra rafinasyon gerekir. Bu da maliyet demektir.

★★★

Şimdi yazının ikinci yarısına geçelim.

Doğalgazın hikâyesi daha da sert.

Petrolü tankere koyarsınız, gönderirsiniz. Doğalgaz öyle değil.

Onu taşımak için önce fiziği zorlamanız gerekir. Doğalgazı sıvıya çevirmek için eksi 162 dereceye kadar soğutmanız gerekir. Bu işlemle LNG elde edilir.

Ama bu sadece başlangıç.

LNG taşımak için özel tankerler lazım. Varış ülkesinde yeniden gazlaştırma terminalleri ardından boru hatları gerekir.

Yani doğalgaz ticareti yakıttan çok, altyapı işidir. Devasa, pahalı ve uzun vadeli bir yatırım zinciri.

Bu yüzden doğalgaz piyasası esnek değildir.

Petrolde bir üretici eksilirse, başkası artırabilir. Ama doğalgazda bir kaynak kesildiğinde yerine yenisini koymak yıllar alır.

★★★

Katar örneği bu yüzden kritik.

Dünya LNG ticaretinin yüzde 20’sini tek başına karşılayan bir ülke.

Bu kapasite kısa sürede ikame edilemez.

Avrupa’nın yaşadığı kriz bunu gösterdi. Rus gazı kesildiğinde ülkeler LNG için yarıştı. Aynı gemiye birden fazla alıcı talip oldu. Piyasa klasik arz-talep dengesinden çıktı.

Bir tür açık artırmaya döndü. “Kim daha fazla öderse gaz onun” oldu.

Üstelik doğalgaz kontratları uzun vadeli. Bugün pahalıya yapılan anlaşmalar yıllarca faturaya yansır. Yani kriz bitse bile fiyat hemen düşmez.

Sonuç...

Motorin pahalı çünkü ekonomi onsuz çalışamaz.

Doğalgaz pahalı çünkü onu taşımak bile başlı başına bir sanayidir.

Ve biz bu büyük sistemin sonucunu her sabah pompada, her ay faturada görüyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları