Dünyanın iştahla yediğini bir tek Türkler yemiyor

Asya'dan Amerika'ya milyarlarca insanın severek tükettiği, geleceğin süper gıdası olarak gösterilen o protein kaynağı, Türk mutfağının "aşılmaz tiksinti duvarına" çarpıyor. Yeni yayımlanan antik DNA araştırması ezberleri bozdu...

Batı toplumlarında ve özellikle Türk mutfak kültüründe bazı canlıların, özellikle de eklembacaklıların tüketilmesine karşı gösterilen radikal direnç, uzun süre kültürel ve psikolojik kodlarla açıklandı ancak Science Advances dergisinde yayımlanan modern genetik araştırmalar, bu tiksinti duvarının arkasında binlerce yıllık evrimsel ve biyolojik bir köken olduğunu ortaya koydu. Araştırma verileri, Türklerin tarihsel kökenlerinin dayandığı Avrasya ve Orta Asya coğrafyasındaki insanların, bu canlıları sindirme yeteneğini binlerce yıl önce kaybettiğini gösteriyor.

ANTİK DNA ANALİZLERİ DE BU AYRIMI KANITLIYOR

Tarih öncesi dönemlerin beslenme alışkanlıklarını haritalandırmak amacıyla uzmanlar, geniş kapsamlı bir antik DNA taraması gerçekleştirdi. Arkeolojik kazılardan elde edilen 18 Neandertal, 745 erken modern insan ve 96 büyük maymuna ait diş plakları laboratuvar ortamında analiz edildi.

İncelemeler sonucunda, Neolitik dönem öncesinde Avrasya coğrafyasında yaşamış modern insan topluluklarının diş kalıntılarında eklembacaklı dokusuna rastlanmadı. Tespit edilen mikroskobik izlerin ise tamamen kazara yutulan organizmalardan kaynaklandığı belirlendi.

Buna karşın, aynı dönemde aynı coğrafyayı paylaşan Neandertallerin beslenme modelinin tamamen farklı olduğu saptandı. Dişlerinde yoğun miktarda sinek ve sivrisinek larvası tespit edilen Neandertallerin protein ihtiyacını bu yolla karşıladığı anlaşıldı. Araştırma ekibinden Dr. Manuel Pinero, Neandertallerin avladıkları hayvan kadavralarını uzun süre sakladıklarını ve bu süreçte etin üzerinde biriken larvaları düzenli olarak tükettiklerini, modern insanın atalarının ise bu beslenme biçiminden uzak durduğunu ifade etti.

KUZEY ENLEMLERİNDE SİNİDRİM ENSİMLERİNİN YOK OLUŞU

Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, 1.663 antik genom üzerinde yapılan genetik incelemeyle elde edildi. Bilim insanları, eklembacaklıların sert dış kabuğunu oluşturan "kitin" maddesini parçalamaya yarayan iki özel enzimin genetik geçmişini izledi.

Ekvator ve tropikal kuşakta yaşayan antik insanların bu kabukları sindirebilecek genetik donanıma eksiksiz sahip olduğu görülürken; Türklerin de tarih sahnesine çıktığı Orta Asya, Sibirya ve Avrasya'nın soğuk kuzey hatlarına doğru gidildikçe bu enzimlerin üretim kapasitesinin kademeli olarak düştüğü saptandı.

Uzmanlar, çetin kış şartları nedeniyle bu canlıların bulunmasının imkansız olduğu kuzey enlemlerinde, insan vücudunun enerji tasarrufu sağlamak adına ilgili enzimleri üretmeyi bıraktığını belirtti. Bölgedeki toplulukların hayvancılığa yönelmesi, kırmızı et ve süt odaklı bir beslenme modelini benimsemesi de bu biyolojik kopuşu pekiştirdi. Neandertaller bu geni korumuş olsalar da onların tarih sahnesinden çekilmesiyle, modern insan kolları bu biyolojik yetenekten mahrum kaldı.

EVRİMSEL ENGELLERİ AŞABİLİYOR

Elde edilen veriler, bugün Türk mutfak kültüründe böcek tüketimine karşı duyulan keskin tiksinti refleksinin, sadece kültürel ya da dini bir tercih olmadığını; vücudun bu canlıları sindiremeyeceğini bilen genetik bir hafıza mekanizmasından kaynaklandığını gösteriyor.

Bilim insanları, bu alternatif protein kaynaklarının gelecekte küresel gıda krizine çözüm olabilmesi ve geleneksel damak tatlarına sahip toplumlarda kabul görebilmesi için endüstriyel dönüşümün şart olduğunu vurguluyor. Sert kabukların fabrikasyon süreçlerle tamamen temizlenerek un, toz veya püre haline getirilmesi durumunda, insanlığın binlerce yıllık evrimsel ve psikolojik engellerinin aşılabileceği öngörülüyor.