Eskiden 'zehir' diye yasaklamışlardı: Şimdi sofalardan eksik olmuyor

Geçmişte gıda tüketme alışkanlığı günümüzdeki kadar berrak ve anlaşılır bir sağlık düzeni ile ilerlemiyordu. Uzman açıklamalarının her an ulaşılamadığı geçmişte bazı gıdalara daha önyargılı ve sağlıksız gözüyle bakılıyordu. Bu eski zamanlarda şimdi sofralardan eksik olmayan bir gıda için 'zehir' denilmiş ve yasaklanmış.

Bahar aylarının gelişiyle birlikte tezgâhları süsleyen, zeytinyağlısından mezesine Akdeniz mutfak kültürünün en sevilen üyelerinden biri olan bakla, yüksek besin değerleriyle tam bir şifa deposu olarak bilinir. Ancak bu mütevazı yeşil sebze, yüzyıllardır tıp dünyasında ve tarih sayfalarında çok az besine nasip olan gizemli bir tartışmanın tam merkezinde yer alıyor.

Hatta öyle ki, Antik Yunan’ın ünlü filozofu Pisagor ve öğrencileri, bakla yemeyi ve ona dokunmayı tamamen yasaklamıştı. Peki, sofralarımızın vazgeçilmezi olan bu sebze göründüğü kadar masum değil mi? Bakla kimler için bir sağlık reçetesi, kimler içinse hastane randevusunun habercisi? İşte arkasındaki o çarpıcı genetik gerçek.

YEDİKTEN SONRA BU BELİRTİLERE DİKKAT EDİN

Baklanın bazı insanlarda çok ciddi sağlık sorunlarına yol açmasının nedeni bitkinin kendisinin zehirli ya da zararlı olması değil, tamamen insan vücudundaki gizli bir genetik eksiklikten kaynaklanıyor. Tıpta G6PD, yani Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenaz enzim eksikliği olarak bilinen bu durum, dünya genelinde milyonlarca insanı sessizce etkiliyor. Bu özel enzim, kırmızı kan hücrelerimizi yani alyuvarlarımızı zararlı maddelere karşı koruyan hayati bir kalkan görevi üstleniyor.

Vücudunda bu enzim eksik olan bir birey bakla tükettiğinde, kan hücreleri bu ağır yükü kaldıramıyor ve normalden çok daha hızlı parçalanmaya başlıyor. Tıp dünyasında "Favizm" adı verilen bu tehlikeli tablo; vücutta ani bir alarm durumuna, aşırı halsizliğe, nefes darlığına, idrar renginde çay rengini andıran belirgin bir koyulaşmaya ve göz aklarında sararmaya yol açabiliyor. Genetik kökenli olan bu durum, özellikle Akdeniz havzası, Orta Doğu ve Asya kökenli toplumlarda çok daha sık görülüyor.

ANTİK FİLOZOFLAR BAKLADAN KORKUYORDU

Aslında bakla hakkındaki bu endişeler modern tıbbın keşfi de değil. Tarih boyunca bu bitkiye hep bir soru işaretiyle yaklaşıldığı biliniyor. Matematikçi ve filozof Pisagor’un müritlerine uyguladığı bakla yasağının arkasında ruh göçü inanışı gibi mistik nedenler aransa da, güçlü bir ihtimal daha var. Dönemin insanları, bakla yiyen bazı kişilerin aniden hastalanıp sarardığını ve güçten düştüğünü gözlemlemiş, bunu da bitkinin gizemli bir laneti olarak yorumlamış olabilirler. Modern tıp, yüzyıllar sonra Pisagor'un bu radikal kararının arkasındaki biyolojik haklılığı böylece ortaya çıkarmış oldu.

RİSKLER GÖZÜNÜZÜ KORKUTMASIN

Tüm bu riskler, baklanın kötü bir besin olduğu anlamına kesinlikle gelmiyor. Vücudunda bu enzim eksikliği bulunmayan milyarlarca insan için bakla, tam bir sağlık yatırımı. Yüksek bitkisel protein oranıyla özellikle et tüketmeyenler için harika bir alternatif olan bu sebze, zengin lif yapısıyla sindirimi düzenliyor ve uzun süre tok tutuyor. Aynı zamanda hücre yenilenmesine katkı sağlayan folat ile yorgunlukla savaşan demir ve magnezyum mineralleri açısından da kusursuz bir kaynak olarak öne çıkıyor.

BAKLA TÜKETİRKEN HAYAT KURTARAN ÖNLEM

Özetlemek gerekirse bakla bir zehir değil, doğru bünyede harikalar yaratan özel bir bahar sebzesidir. Toplumun büyük bir kısmı için son derece güvenli ve besleyici olan bu gıdaya karşı gereksiz bir korku beslemek yerine bilinçli yaklaşmak gerekiyor. Eğer daha önce bakla yedikten sonra açıklanamayan bir halsizlik veya kansızlık problemi yaşadıysanız ya da ailenizde buna benzer bir hastalık öyküsü varsa, basit bir kan testiyle önleminizi alıp mutfağınızda güvenle şifa bulabilirsiniz.