“Filenin Sultanları” komedisi artık bitiyor

Sevgili okurlarım, kim ne derse desin kadınlar voleybolu artık Türkiye’nin en büyük ilgi odaklarından biri oldu. Son büyük başarı nedeniyle bu süreçte görev alan A’dan Z’ye herkesi kutluyorum.

Burada birkaç kez yazdım ve özellikle de medyamızın (bizim grup gazeteler ve Sözcü TV dahil) hepsinin dikkatini çekmeye çalıştım. Bu konuda en son yazım burada geçen 5 Eylül Cumartesi günü “Sultanlar!” başlığı ile çıktı.

Şampiyon kadın voleybolcularımız için medyanın çoğunluğu ‘Filenin sultanları’ ifadesini yakıştırmıştı. Saçma sapan, akıl ve mantık dışı bir şeydi. O yazılarımda diyordum ki ‘Türkiye’de artık sultanlık falan kalmadı. Atatürk devrimleriyle birlikte sultanlık da yok edildi. Onlar sultan değil, Atatürk’ün kızlarıdır.’

★★★

Pazar günü elde ettiğimiz büyük başarı sonrasında dün bütün gazetelere bu açıdan baktım ve mutlu habere tanık oldum.

Bizimkiler dahil artık bazı gazeteler bu sultanlık saçmalığından kurtulmuştu.

Başlıklar “Atatürk’ün kızları” olmuştu.

İşte size dün manşetlerinde bu ifadeyi kullanan gazetelerden bazı örnekler:

Cumhuriyet, Hürriyet, Nefes ve bizim gruptan Sözcü, Korkusuz, Tavır.

Cumhuriyet her zaman zaten bunu kullanırdı.

Hürriyet, Nefes ve bizimkiler ilk kez kullandı. Özellikle Saray’ın gazetesi Hürriyet’in ilk kez kullanmış olması ilginç bir olaydı.

★★★

Peki ama öteki yandaş ve Saray gazetelerinin başlıkları nasıldı?.. Onlar bu olayı nasıl görmüştü?

Türkiye, Yeni Şafak, Posta, MHP’nin sözcüsü Türkgün, Akşam, zaten batık durumda olan Milliyet, Takvim ve Sabah ne yapmıştı?

Ya bizim anlı şanlı TRT... Tayyip Radyo Televizyonu!..

Onlar haber sitesinde filenin sultanları demeye aynen devam ediyordu.

Etsinler bakalım ama nereye kadar!

★★★

Kızlarımıza filenin sultanları demeyi kim başlattı, bu saçma sapan, anlamsız deyişi kim kafadan uydurdu da bize kakaladı, bilmiyorum.

Şunu belleklerimize bir kez daha kazıyalım...

Başarılarla dolu o salonlarda sultanlık multanlık yoktur, Mustafa Kemal Atatürk’ün kızları vardır.

Her şey helal olsun onlara.

Korkutucu bir gösteri idi...

Sevgili okurlarım, şimdi sizi yıllar öncesine götürüp yaşadığım çok ilginç bir olayı anlatacağım. Türkiye’de terör olayları yoğundu. Herkesin kafasında bir soru vardı...

Nereye varacak bu işin sonu?

O günlerin gündeminde askeriyede kurulmuş olan özel bir birlik vardı. Özel Harp Dairesi... Herkesin merak ettiği bir yerdi. Günün birinde sözlü bir davet aldık. Uğur Mumcu ile birlikte bu kuruluşun bazı çalışmalarını izlemeye davet ediyorlardı.

Ankara’da Bahçelievler semtine yakın bir yerdeymiş. Gittik...

Çalışmaları konusunda epeyce bilgi verdiler. Sonra yanımıza, rütbesi sanırım binbaşı idi, üniformalı bir subay geldi. Epeyce sohbet ettik. Yurt dışında da çeşitli görevler yaptığı belliydi.

Tipi de ilginçti. Onu bir boksöre benzetmiştik! Yassı ve basık burunlu değişik biriydi. Bize ismini söylememişti. Sonra terör olayları yoğunlaşınca onun Kâşif Kozinoğlu olduğunu medyadan öğrendik.

Yanımıza iki asker görevli geldi. Ellerinde insan vücudu boyutlarında tahta mankenler vardı. Görevliler tahta mankenlere sarılıyor ve binbaşım uzak mesafeden tabancasıyla ateş ediyordu.

Tak tak tak!..

Açık söyleyeyim korkmuştum. Çünkü nişan alırken elindeki tabanca bir milim sağa sola kaysa mankenlere sarılan görevliler orada can verirdi.

★★★

Sıra en can alıcı gösteriye gelmişti. Binbaşım pozisyon aldı. İki bacağını açtı, yere doğru eğildi ve bacaklarının arasından arkaya, mankenlere birbiri ardına ateş etmeye başladı.

Böyle şeylere alışık olmayan bizim gibilerin gözü açık izlemesi mümkün olmayan bir gösteriye tanık oluyorduk.

Kurşunların sesi birbiri ardına kulağımızda patlıyor ama mankenlere sarılı duran görevliler vurulmuyordu! Atışların isabetli olduğunu mankenlerin delik deşik olmasından izliyorduk.

Evet, eğilmişti, açık bacaklarının arasından baş aşağı pozisyonda birbiri ardına kurşun yağdırıyordu. Her şeyden önce oradaki görevlilerin hayatı binbaşının nişan alırken bir milimetrelik bir hata yapıp yapmadığına bağlıydı.

★★★

Gösteri bitince ismini o sırada bilmediğimiz binbaşı ve karargahtaki komutanlarla birlikte yemek yedik.

Uğur’la ikimiz sordukça bazı durumlar ortaya çıktı.

Evet, binbaşım aynı zamanda MİT’te görevliydi ve bazı çok özel görevler için özellikle yurt dışına gönderiliyordu. Amaç herhalde oralarda bazı kimselerin etkisiz duruma getirilmesiydi.

Adını sonraki yıllarda çok duyacaktık. Günün birinde onun da adını Ergenekon davasına bulaştırdılar, tutukladılar. Kendisinin o yıllarda MİT’in Dış Operasyonlar Daire Başkanı olduğunu da yine medyadan öğrenmiş olduk.

Kaşif Kozinoğlu 2011 yılında Silivri cezaevinde rahatsızlandı ve 56 yaşında vefat etti.

Türkiye’nin bir kahramanıydı.

Bu vefat olayı ‘karanlık ve karışık’ bir konuydu. Ardından hiçbir soruşturma başlatılmadı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek şimdi dosyayı yeniden açtırdı. Soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi için çaba harcıyor. İsabetli bir karardır. Akın Bey’in bu gibi olumlu kararlarına destek vermek bizim görevimizdir.

Yeter ki yargımızı ve adaleti belediyeler olayında olduğu gibi siyasete alet etmekten artık vazgeçsin.

Yazarın Diğer Yazıları